Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
İsrail|16 Mart 2015 Pazartesi

İsrail'de Seçim Öncesi Son Dengeler ve Senaryolar

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

İsrail'de 17 mart 2015'de gerçekleşecek seçim ülke siyasetinin gidişatının değişmesi olasılığı taşıdığından önem taşımaktadır. Bu nedenle İsrail'de seçimler ve siyasi yapı hakkında genel bilgiler verilip, önümüzdeki dönemde yaşanabileceklere bir ışık tutulmaya çalışılacaktır.

İsrail'de 120 sandalyeden oluşan parlamentoda seçim barajının düşük olması nedeniyle çok sayıda parti yer almaktadır. Bu seçime kadar %2 seviyesinde olan baraj %3.25'e yükseltilmiştir. Bu da meclise giren bir partinin en az 4 sandalyesi olması anlamına gelmektedir. Bu nedenle baraja takılma ihtimali olan bazı partiler seçim ittifakları yapmışlar ya da daha güçlü bir partinin listesinden seçime katılmayı tercih etmişlerdir. Bu seçimde seçim barajı nedeniyle ittifak yapan en önemli grup İsrail vatandaşı Araplar olmuştur. Her biri 3 veya 4 sandalye kazanabilen bu partiler seçim barajına takılma ihtimalleri nedeniyle yaptıkları anlaşmadan sonra kamuoyu yoklamalarına göre 12-13 sandalye seviyesine gelerek pekçok kamuoyu yoklamasına göre 3. sıraya yükselmiştir. Ancak seçim barajındaki kısmi yükselme İsrail parlamentosunun çok parçalı ve renkli durumuna bir değişiklik getirmemiştir.

İsrail'deki seçim sisteminin bir diğer özelliği ise partilerin seçimde aldığı her yüzde oyun üzerinde kalan artık oyun önceden anlaşmış olduğu bir başka partiye aktarılmış olmasıdır. Bu durum seçim sonrası işbirliğine ışık tuttuğu gibi seçmenlerin ikinci tercihini de dolaylı yoldan desteklemesi anlamına gelmektedir. Baraj sadece küçük partileri ittifaka zorlamamış aynı zamanda İsrail siyasetinin tanınmış bazı partilerinin yaşadıkları büyük oy kaybından sonra meclisteki varlıklarını zora sokmuştur. Bunlar arasında en bilinenleri İsrail sağının en radikal partilerinden birisi olan eski Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın Evimiz İsrail'i ve İsrail solunun en önemli temsilcisi olan Meretz Partisi'dir.

Seçimde Ön Plana Çıkan Konular

Bu seçimin en önemli özelliği İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun her açıdan yıpranmışlığı olmuştur. İsrail'in uzun süreden beri karşılaştığı iç ve dış sorunlar nedeniyle eleştiri yağmuruna tutulan Netanyahu sadece rakip partilerin hedefinde değildir. Parti içi muhalefet de son derece güçlüdür. Partinin kurucu babalarından bazıları ile prensleri (Likud'un kurucusu ilk kuşak liderlerin şu anda siyasete atılan çocukları için kullanılan bir ifade) Netanyahu'nun liderliğine karşı çıkmaktadırlar. Bunun yanısıra Likud'un içinden son 10 yılda ayrılarak kurulan partiler de Netanyahu için potansiyel birer rakip durumundadır.

Önceki seçimlerin aksine İsrail bu seçime daha çok ekonomi ve sosyal sorunların ön plana çıktığı bir seçim kampanyasıyla gitmiştir. Seçim kampanyalarında ön plana çıkan konular temelde şunlardır: Konut projelerinde başarısızlık ve konut fiyatlarındaki aşırı yükselme; gelir dağılımındaki adaletsizlik; yolsuzluk; yaşam koşullarında kötüleşme, hayat pahalılığı; dış politika ve güvenlik.

2011'de gerçekleşen ve sosyal sorunları ön plana çıkaran gösterilerden sonra İsrail'de gündelik yaşamın zorluğu siyasetin tekrar ana gündemi haline gelmeye başlamıştır. Ancak bu durum Likud'un güvenlik sorunlarını ön plana çıkarması ve verdiği sözler nedeniyle 2013 seçimine birebir yansımamıştır. Oysa bu seçim kampanyasının temel ekseni pahalılık, yolsuzluk ve yaşam koşullarındaki kötüleşme olmuştur. Bu doğal olarak İsrail'deki merkez partilerin ve solun önünü açmaktadır. Çünkü geçmişteki seçimlerin kanıtladığı gibi güvenlik eksenli giden seçimlerde İsrail'de sağ partiler çok daha başarılı olmaktadır.

Netanyahu'nun seçimi güvenlik eksenine çekme çabası çok da başarılı olmamıştır. Kaldı ki; İsrail'in izlediği dış politika ve güvenlik politikası sağ çevreler ile devlet kademelerinde dahi eleştiri konusu olmuştur. 2014'te yaşanan Gazze Savaşı, Netanyahu için bir başarısızlık olarak kayıtlara geçmiştir. Hatta son dönemde Netanyahu'ya yöneltilen en temel eleştirilerden birisi üst üste girdiği tüm çatışmalardan başarısızlıkla ayrılması olmaktadır. Nitekim, ordu ile Şin Bet ve Mossad gibi istihbarat teşkilatlarının üst kademelerinden emekli olan kişilerin yönelttiği eleştiriler bu düşünceyi güçlendirmektedir. Son olarak İsrail dış politikasının  diğer bir belirleyicisi olan ABD ile ilişkiler açısından da Netanyahu'nun karnesi kötüdür. İsrail siyasetinde ABD ile iyi ilişkilere sahip olmak bir siyasi parti ve onun lideri için her zaman önemli bir kazanım olmuştur. Oysa, Netanyahu'nun ABD'de Demokratlarla açıkça ters düşmesi ve üstelik buna rağmen Kongre'deki şov çabası kamuoyunda olumsuz etki yaratmıştır.

Seçim Öncesi Göstergeler Işığında Olası Hükümet Senaryoları

İsrail kurulduğundan beri hiçbir parti bir seçimde parlamentoda sandalyelerin salt çoğunluğunu kontrol edip hükümet kuramamıştır. Buna en çok yaklaşan 1965 seçimlerinde 56 sandalye kazanarak o dönemki adı "İttifak" olan ve bugün İşçi Partisi çizgisine kısmen karşılık gelen partidir. İsrail siyasetindeki en kritik dönüm noktası ise 1977 seçimi olarak kabul edilebilir. Sağ Blok'un ilk kez göreli sol ve merkez partileri yendiği 1977 seçiminden itibaren iktidar iki blok arasında dönemlere göre el değiştirmiştir. Buna rağmen 1999'dan bu yana İsrail siyasetinde sağ partilerin üstünlüğü ve koalisyonları ön plana çıkmaktadır. Bu tarihte İşçi Partisi'nin başını çektiği Tek İsrail Koalisyonu seçimden birinci parti olarak çıkmış ve Barak'ı başbakanlığa taşımıştır. Bu tarihten sonra gerçekleşen seçimlerde ya Likud (ve müttefikleri) ya da Likud'dan koparak merkezi temsil ettiğini söyleyen partiler (Kadima gibi)  veya ittifaklar seçimi birinci sırada bitirmiştir.  Bu nedenle 1970li yılların sonlarından itibaren İsrail siyasetini sağın domine ettiği söylenebilir.

Seçim sonuçları siyasetin temel dinamiklerini belirlemesine rağmen partilerin aldıkları oylar ve kazandıkları sandalye sayısı hükümet oluşturmakta tek belirleyici değildir. Temel mantık salt çoğunluğu (61 sandalye) bulan parti ya da koalisyonun hükümet kurması olmasına rağmen iç anlaşmazlıklar nedeniyle güven oyu sorunu yaşayan İsrail hükümetleri en az 70 sandalyeden oluşan hükümetleri tercih etmektedir. Bu noktada ise devreye parlamento aritmetiği girmektedir. 1992 yılında İşçi Partisi'nin 44 sandalye kazandığı seçimden bu yana hiç bir parti ya da koalisyon meclisteki sandalye sayısının 1/3'ünden fazlasını tek başına kontrol edememiştir. Buna en çok 2003 yılında Ariel Şaron'un liderliğini yaptığı Likud 38 sandalye ile yaklaşmıştır. O tarihten itibaren seçimden birinci çıkan partilerin sandalye sayısı 30 civarında olmuştur.

Dikkat çekici bir diğer özellik ise İsrail'in kuruluşundan beri siyasetin içinde olan isimlerin liderliği dışında hiçbir partinin 35 sandalye barajını geçememiş olmasıdır. Yani, devletin kurucu kadrolarının yarattığı siyasal karizmayı ikinci ya da üçüncü kuşak liderlerin yaratamadığı ve bunun da siyasi partilerin sayısının artmasına neden olduğu söylenebilir. Tüm bunların belirtilmesinin nedeni ise parlamento seçimi sonucunda birinci çıkacak partinin otomatik olarak hükümeti kurabilecek yeteneğe sahip olmadığını hatırlatmaktır. İki büyük koalisyonun temelde birbirini dışladığı İsrail siyasetinde istikrarlı bir hükümet için en az 3 partili koalisyona ihtiyaç duyulmaktadır.

Şu anda kamuoyu yoklamaları Siyonist Birliğin Likud'dan 3-4 sandalye fazla kazandığını (25-22; 26-22 gibi) gösterse de hükümetin kurulmasında belirleyici olacak temel faktör birbirine çok yakın sayıda sandalye alacak 3, 4 ve 5. sıradaki (11-13 aralığında) partilerin hangi partiler olacağı ve bunların seçim performansı olacaktır. Bunun en yakın örneği 2009'da görülmüştür. Seçimden bugünkü Siyonist Birliği'n iki liderinden birisi olan Tzipi Livni'nin liderliğindeki Kadima birinci çıkmasına rağmen hükümet kurma girişimlerinin başarısızlığı nedeniyle hükümeti Netanyahu'nun Likud'u kurmuştur. Ancak son kamuoyu yoklamaları Likud'un ikinci gelmesi halinde aynı senaryonun tekrarlanmasının çok güç olduğunu göstermektedir. İsrail siyasi yelpazesinde sağ ve sol son derece tartışmalı konumlanmalara sahip olmalarına rağmen Son kamuoyu yoklamalarına göre Likud ile işbirliği yapabilecek Evimiz İsrail, Yahudi Evi, Birleşik Torah Yahudiliği, Şas, Birlikte, ve Kulanu'nun toplam sandalye sayısı 63-66 arasında çıkmaktadır. Likud'un kuracağı bir hükümetin ana ortağı Yahudi Evi olacaktır. Fakat sağ partilerin kendi aralarında yaşadıkları derin anlaşmazlıklar dikkate alındığında birinin dahi dışarıda kalması Likud'un ikinci parti çıkması halinde hükümet kurmasını büyük ölçüde zorlaştıracaktır.

Ancak aynı sorunun Siyonist Birlik için de geçerli olduğu unutulmamalıdır. Likud ile Yahudi Evi arasındaki ilişkinin Siynoist Birlik ile Yesh Atid (Bir Gelecek Var) partisi arasında olduğu söylenebilir. Ancak Siyonist Birliğin seçimi birinci bitirmesi halinde önündeki en önemli karar 12-13 sandalye kazanması beklenen Birleşik Arap Listesi'ni (BAL) hükümete alıp almayacağıdır. Çünkü BAL'ın dahil olduğu bir hükümete yukarıda adı geçen sağcı partilerden birçoğu kesinlikle katılmayacaktır. Ancak Arapların da katıldığı bir İsrail hükümetinin ortaya çıkmasının uluslararası alanda yaratabileceği etki nedeniyle Siyonist Birliği çok ilginç bir seçim sonrası dönem beklemektedir.  

Bu yazı 2517 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı