Hoşgeldiniz; Bugün 21 Temmuz 2017 Cuma
İş Geliştirme ve Stratejik Yönetim Araştırmaları Merkezi|19 Haziran 2017 Pazartesi

BAKIŞ ‘Incek Tartışmaları: ’Brüksel Zirvesi sonrası: NATO-Rusya ilişkileri & Türkiye’nin dış ve güvenlik politikası?

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından yazıldı.

BAKIŞ ‘Incek Tartışmaları’     

Brüksel Zirvesi sonrası: NATO-Rusya ilişkileri & Türkiye’nin dış ve güvenlik politikası?

Incek Tartışmaları, 31 Mayıs 2017 günü, Brüksel Zirvesi sonrası NATO-Rusya ilişkileri ve Türkiye’nin dış ve güvenlik politikası konusunu ele aldı. Konuşmacılar: Em. Büyükelçi Selim Karaosmanoğlu, Em. Tuğg. Ufuk Uras ve Prof. Dr. Hasan Ali Karasar (Atılım University). Oturum Dr. Haldun Solmaztürk tarafından yönetildi ve seçkin bir Türk ve yabancı uzmanlar grubu tartışmaya katkıda bulundu.

NATO Zirvesi 25 Mayıs 2017'de Brüksel'de yapıldı. Bu, NATO'nun yeni ‘kalesinde’ düzenlenen ilk zirve oldu.

2016'daki Varşova zirvesi “NATO'nun caydırıcılığını ve savunmasını güçlendirmek ve NATO'nun sınırlarının ötesine istikrar taşımak" için bazı önemli kararlar aldı, bunların başlıcaları şunlardı: 2017 yılı içinde dört çokuluslu taburun Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya'da konuşlandırılması ve NATO’nun Güneydoğu bölgesinde amaca uygun bir ‘ileri mevcudiyetin’ geliştirilmesi kabul edildi; NATO'nun balistik füze savunmasının (BMD) Başlangıç Operasyonel Yeteneğine (IOC) ulaştığı ilan edildi; siberalan, kara, hava ve deniz gibi yeni bir operasyonel alan olarak tanındı; Ortaklara (Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da) özellikle eğitim ve kapasite geliştirme alanlarında destek verilmesine karar verildi.

Varşova’da, Rusya, eylemleriyle Avrupa'daki kural-temelli düzeni baltalayan ve ‘yapıcı bir ilişkiyi’ engelleyen tek ülke olarak öne çıkarılmıştı. O zamandan beri, 'Rusya ile ilişkiler', Avrupa seçim kampanyalarında, liberal ve anti-liberal kampları—uluslararası liberal düzen olarak anılan yapıyla ilgili olarak—karşı karşıya getiren en önemli konulardan biri oldu. Brexit ve Trump’ın iktidara gelişi, trans-Atlantik bağlantısını daha da istikrarsız hale getirdi.

1952'den beri NATO üyesi olan Türkiye’ye gelince, bazı NATO üyeleriyle—Hollanda, Almanya, Danimarka ve Bulgaristan—daha önce örneği görülmemiş bir kriz yaşanıyor. Yunanistan’la ilişkiler zaten nadiren pürüzsüzdü. İngiltere'de, Brexit oylamasında—Boris Johnson'un icat ettiği—“Türkiye Avrupa Birliğine girmek üzere” şeklindeki korkutucu slogan büyük bir rol oynamıştı. Ve yakın zamanda, özellikle de Türkiye'deki 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra, üst düzey Türk yetkililer sık sık, Obama yönetimini başarısız darbenin arkasında olmakla suçluyorlardı. Tam da ikili ilişkilerde (Trump yönetimiyle birlikte) bir gelişme beklenirken, ABD'nin Suriye'de YPG'ye (Türkiye tarafından bir terörist örgüt olarak kabul ediliyor) ağır silah tedarik etme kararı soğuk bir duş gibi geldi.

Daha da huzursuz eden—hatta bazıları için rahatsız edici olan—şey Türk liderliğinin tutumudur. Türkiye, sadece NATO müttefikleri için değil, fakat Rusya ve başkaları için de, Ortadoğu'da artık pek bir ‘takım oyuncusu’ değildir. Garip bir şekilde, ABD ve Rusya, Menbiç yakınlarında YPG'yi ‘korumak’ için Türkiye’ye karşı durumsal bir ittifak halinde bir araya geldiler. Jeopolitik önemine ve mülteci krizinden kaynaklanan bir tür siyasi dokunulmazlığına rağmen, Türkiye'nin bir çok NATO müttefikiyle olan ilişkileri, NATO üyeliğinin devamının bile açıkça sorgulandığı kritik bir kırılma noktasına geldi. Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın korumalarının—bir kez daha—bu sefer Vaşington’da sebep olduğu diplomatik kriz, büyüyor.

NATO üyesi ülkelerdeki (özellikle ABD, İngiltere ve Türkiye'de) iç siyasi gelişmeler, liberal uluslararası düzene yönelik ciddi tehditlerin yanı sıra, uluslararası siyasi alanda meydana gelen önemli değişiklikler, bu zirveyi NATO tarihindeki en kritik zirvelerden biri haline getirdi.

Brüksel zirvesinden hemen önceki haftalarda, ABD ile YPG konusunda yaşanan anlaşmazlık ve Almanya ile de, Alman milletvekillerinin Incirlik hava üssüne yapacağı ve uzun zamandır ertelenen ziyaretle ilgili yaşanan kriz giderek büyüyordu. ABD yönetimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Vaşington'a yapacağı planlı ziyaretten günler önce, Türkiye'yi çok rahatsız edecek şekilde, YPG'ye ağır silahlar verme ve Rakka taarruzunu YPG'nin hakimiyetindeki Suriye Demokratik Güçleri ile yapmaya karar verdi. Mayıs ayı ortasında, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel "Alman Parlamentosu'na şantaj yapılacaksa, hoşgörü sınırına ulaşılmış demektir" dedi.

Zirve, NATO Genel Sekreterinin akşam geç vakit yaptığı basın toplantısıyla sona erdi: "NATO’nun terörle mücadele çabalarını hızlandırmak için bir eylem planına, Afganistan'daki 'eğitim misyonunu' desteklemeye devam etmeye, IŞİD’e Karşı Global Koalisyon’a NATO'nun desteğini artırmaya ve NATO olarak Koalisyonun üyesi olmaya, Irak kuvvetlerini eğitmeye devam etmeye, karar verdik".

Özet

2016 Varşova Zirvesi'nde öncelikli riskler Rusya'dan ve Güney'dendi, ama Brüksel'deki zirvede hakim olan konular 'yük paylaşımı' ve terörizmdi. NATO, Doğu Avrupa'da bir ‘geliştirilmiş ileri konuşlanma’ gerçekleştirdi ve Rusya'ya karşı dengeli bir yaklaşım benimsedi. Güneydoğu Avrupa'da amaçlanan bir ‘ileri mevcudiyet’ ise gerçekleşmedi.

Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkileri tamamen düzeldi, ancak özellikle ABD'nin Suriye'de PYD/YPG'ye verdiği destek nedeniyle Türkiye-ABD ilişkileri gerildi.

Başkan Trump ile diğer NATO liderlerinden bazıları arasındaki önemli anlaşmazlıklar, zirveden ziyade, ortak bir metnin yayımlanmadığı bir mini-toplantıyla sonuçlandı. NATO Genel Sekreteri'nin tekrar tekrar dillendirdiği güvencelere rağmen, Başkan Trump'ın, Amerikan'ın 5. Madde'ye bağlılığını dile getirmeyi açıkça reddetmesi, kuşku uyandırdı.

Rusya ile ilişkilerde, şeffaflığı artırmak ve riskleri azaltmak yönünde olumlu bir eğilimin işaretleri var. Ancak belirsizlikler devam ediyor. Ayrıca, NATO üyeleri, Rusya'ya yönelik politika tercihleri açısından derinden bölünmüş durumdalar. Rusların ruh haline, halen bir mağduriyet hissi hakim ve Kırım’ın işgali—ve ilhakı—Batı'dan intikam almak olarak görülüyor.

NATO Antlaşması ve Stratejik Konsepti, "bireysel özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerine bağlı, özgün bir değerler topluluğundan” söz etmektedir. Nesnel olarak, Türkiye artık bu 'özgün topluluğun' parçası değildir. Türkiye şimdi, 'Yarı Özgür' bir ülkedir, basını ise 'Özgür Değil’ statüsündedir.

NATO çevrelerinde, Türkiye’nin giderek uzaklaşan bir ortak olduğu algısı ve Türkiye'nin NATO'ya katkıda bulunma yeteneği konusunda endişeler vardır. Bir 'Büyük strateji' olmadığından, iç siyaset gündemi veya Batı/ABD/AB/Avrupa ile ilişkiler değiştikçe, Türk siyasi söylemi de dalgalanıyor. 'Değerler' konusu, kritik bir faktör olarak ortak gündemden gitmeyecek ve Türkiye'nin NATO müttefikleri ile olan ilişkilerini zehirlemeye devam edecektir.

NATO hala yeni küresel ortamın akışkanlığına—ve gerçeklerine—tam olarak uyum sağlayamamıştır. Vaşington Antlaşması'nın 4. Maddesi çoğu zaman ihmal edilmekte ve yalnızca '5. Madde’ tartışması' NATO forumlarındaki 'istişarelere' hakim olmaktadır.

NATO bir liderlik kriziyle ve güven kriziyle karşı karşıyadır. İttifak, üyeleri arasındaki iletişim kopukluğuyla ciddi biçimde engelli hale gelmiştir. Bu krizin daha da artıp derinleşmesi muhtemeldir.

İttifak, anlamlı, yapıcı ve sürekliliği olan bir diyalog başlatmalı, ve ortak bir politika—ve yeni bir strateji—belirlemelidir. Bu bağlamda, 'değerler', uluslararası ilişkilerin doğasını ve özünü şekillendirmede daha da güçlü bir rol oynamaya devam edecektir.

Başkan Trump ile diğer NATO liderlerinden bazıları—özellikle Fransa ve Almanya—arasında, hem yük paylaşımı, Rusya ile ilişkiler, hem de IŞİD’le ve Ortadoğu'daki diğer tehditlerle mücadelede daha büyük bir rol almak konularında önemli görüş ayrılıkları vardır. Bir zirve sonuç bildirisi ya da başka ortak bir metin üzerinde bir anlaşma sağlanamayacağı anlaşıldığından—daha önce yaygın bir şekilde 'zirve' olarak ilan edilen ve kamuoyuna duyurulan—toplantının çapı, daha önce hiç görülmemiş, ortak bir karar metni olmayan bir mini-toplantıya indirgendi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, basın toplantısında, medyaya aksini anlatmak ve ikna etmek için elinden gelen tüm çabayı gösterdi: "ABD artık Avrupa'daki askeri varlığını, yeni bir zırhlı tugayla, daha fazla tatbikatlarla, daha fazla altyapıyla, daha fazla önceden-yerleştirilmiş teçhizatla ve daha fazla malzemeyle artırıyor. Böylece onu (ABD’yi) Avrupa'da gerçekten da alanda görüyoruz..". Genel Sekreter, çok açık bir şekilde “Başkan Trump’ın NATO’ya güçlü bir bağlılığının olduğunu” ve "Benimle yaptığı görüşmelerde" dediği ikili toplantılarda “Kendisinin ve Amerika Birleşik Devletlerinin NATO'ya, ortak güvenliğimize olan taahhüdünü ifade ettiğini" teyit etti. Elbette, 'ABD’nin 5. Madde’ye desteğinin’ ABD Başkanı’nın ağzından duyulması gerekiyordu, onun adına NATO Genel Sekreteri’nden değil..

Gelecekte Rusya & NATO ilişkilerini neler bekliyor?

2007'de CFE Antlaşması'nın uygulamasını askıya alması ve 2008'de Gürcistan ile olan çatışmanın ardından Rusya, Yakın Çevredeki askeri varlığını güçlendirdi, askeri harcamalarını artırdı, Rus ordusunu (bazen NATO üyelerinin, ticaret ortakları olarak doğrudan veya dolaylı yardımlarıyla) modernize etti. Başkan Putin şimdi, Cumhurbaşkanı Trump’ı ve Avrupa'da "eski düzeni gömmek" ve "yarının dünyasını inşa etmek" iddiasındaki diğer liderleri bir fırsat olarak görebilir. Brüksel'deki mini-zirve, Vladimir Putin'e daha fazla umut ve güven verdi.

Türkiye & NATO: değerler mi çıkarlar mı?

Değerlere gelince, nesnel olarak, Türkiye artık bu 'özgün topluluğun' parçası değildir. Freedom House'a göre, popülizm ve milliyetçilik arttıkça, dünyada özgürlük geriliyor ve Türkiye (Gambiya ile birlikte) son on yıllık dönemde ikinci en büyük gerilemenin yaşandığı ülkedir, -28. Türkiye şimdi, 'Yarı Özgür' bir ülkedir, basını ise 'Özgür Değil’ statüsündedir. ... NATO 'toplumu’ tarafından savunulan değerler ile Türk hükümeti tarafından uygulananlar arasındaki büyük uçurum, ilişkilerde bir gerginlik yaratıyor. Giderek artan bu gerginlik artık gizlenemez veya yok sayılamaz. ... NATO çevrelerinde, Türkiye’nin giderek uzaklaşan bir ortak olduğu algısı vardır. Türk liderliğinin 16 Nisan referandumu sonrasında daha makul bir siyasi seyir izleyeceği yönündeki genel beklenti, Hollanda, Almanya, Yunanistan, AB, NATO ve şimdi ABD'yle devam eden krizlerin gösterdiği gibi, tam olarak gerçekleşmemiştir.

'Değerler' konusu, kritik bir faktör olarak ortak gündemden gitmeyecek ve Türkiye'nin NATO müttefikleri ile olan ilişkilerini zehirlemeye devam edecektir. Türk hükümetinin, demokratik bir siyasal sisteme geri dönmesi, güçlendirmesi ve derinleştirmesi, evrensel özgürlüklere ve temel haklara saygı göstermesi gerekiyor; NATO için değil, öncelikle kendi vatandaşlarının refah ve mutluluğu için.

Sözün özü

Rakipsiz Amerikan liderliği, Balkanlar'daki çatışmaların çözümünde ve yeni üyeleri NATO'ya hızla entegre ederek Avrupa'daki durumu istikrara kavuşturmada büyük ölçüde başarılı olmuştur; ancak NATO’yu Doğu Avrupa'da, Afganistan'da ve Libya'da başarısızlığa sürüklemiştir. NATO, on beş yıldan uzun süredir, bir liderlik kriziyle karşı karşıyadır ve şimdi köprünün altından, eski tip—ve tarzda—liderliğe geri dönülemeyecek kadar çok su akmıştır.

Şayet İttifak, çoğu kişinin korktuğu gibi, en temel ortak paydasını—ortak savunmaya olan taahhüdünü—kaybediyorsa, o zaman her şeyden önce, anlamlı, yapıcı ve sürekliliği olan bir diyalog başlatmalı ve birlikte belirlenmiş hedeflere ve amaçlara dayalı olarak ortak bir politika—ve gerekiyorsa yeni bir strateji—belirlemelidir. Diğer tüm ihtiyaç ve gereklilikler, bu acil ve zorunlu ihtiyacın yanında ikinci derecededir.

 

Raporun tümü, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü üyelerine açıktır.

 

Bu yazı 732 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler1

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı