Hoşgeldiniz; Bugün 17 Kasım 2017 Cuma
İş Geliştirme ve Stratejik Yönetim Araştırmaları Merkezi|23 Kasım 2016 Çarşamba

Incek Debates: ‘Batı’nın ezeli ihtirası ‘Kürdistan’: ne kadar mümkün, ne kadar mantıklı, ne kadar muhtemel?’

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından yazıldı.

 BAKIŞ, Incek Debates     

‘Batı’nın ezeli ihtirası ‘Kürdistan’: ne kadar mümkün, ne kadar mantıklı, ne kadar muhtemel?’

‘Incek Debates’, 1 Kasım 2016 günü, İstanbul eski milletvekili Em. Büyükelçi Osman T. Korutürk, Prof. Dr. Hasan Ünal (Atılım Üniversitesi) ve Dr. Oktay Bingöl (Başkent Üniversitesi)’ün konuşmacı olarak katılımlarıyla, ‘Batı’nın ezeli ihtirası ‘Kürdistan’: ne kadar mümkün, ne kadar mantıklı, ne kadar muhtemel’ sorusunu ele aldı. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Dr. Haldun Solmaztürk tarafından yönetilen tartışmaya uzmanlardan oluşan seçkin bir grup ve Ankara’daki diplomatik misyonlardan temsilciler katıldılar. Aşağıdaki ‘Raportör Özetinde’ bu tartışmanın sonuçlarını bulabilirsiniz. Özette yer alan hususlar ve değerlendirmeler, herhangi bir konuşmacı veya katılımcının birebir görüşlerini veya tüm katılımcıların fikirbirliğine ulaştığı görüşleri yansıtıyor şeklinde algılanmamalıdır. Tartışma ‘off-the-record’ (kaynak göstererek yazılmamak kaydıyla) icra edilmiştir.

BU RAPOR KONUYA İLİŞKİN KAPSAMLI BİR ÇALIŞMA OLMAYIP SADECE TOPLANTIDAKİ TARTIŞMALARIN BİR ÖZETİDİR.

Sykes-Picot'dan yaklaşık yüz yıl sonra, Eylül 2014'te, Batı medyası, dünyanın ilgisini Kuzey Suriye'deki küçük bir kasabaya, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) kuşatması altındaki Kobani'ye (resmi Arapça adıyla Ayn el-Arab) çekmek için seferber oldu. Kobani, Amerikan tarihinin—ve Hollywood’un—Alamo'su veya Türk tarihinin Plevne’si (bugün Bulgaristan’da, Pleven) haline getirildi. Ortaya çıkan medya etkisi o kadar güçlüydü ki, Türk hükümeti bile, Batı baskısına boyun eğmek ve Peşmergeler'in (Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Hükümeti askeri gücü) kuşatılmış Demokratik Birlik Partisi (PYD)’nin YPG güçlerine (Halk Koruma Birlikleri) yardım etmek için Türkiye'den Kobani'ye girmesine izin vermek zorunda kaldı. Suriye tümüyle harap olmuş, milyonlarca vatandaşı dünyanın dört bir yanına dağılmış ve bir çoğu da Ege Denizi'nde kaybolmuşken, bu kasaba kurtarıldı (!). O zamandan beri, IŞİD’in 'Kürtler' için bir lanet olmaktan çok Tanrı’nın bir lütfu olduğu açıkça görülmüştür. Hem Irak hem de Suriye'de geniş alanlar el değiştirerek IŞİD'den ‘Kürt’ kontrolüne geçmiştir ve bu süreç halen devam etmektedir.

İsrail’in merhum Cumhurbaşkanı Şimon Peres, daha Haziran 2014'te, Başkan Obama ile yaptığı bir görüşmede "Kürtler, Türkiye'nin desteğiyle, fiilen kendi bağımsız demokrasilerini kurdular" demişti. Kısa bir süre sonra da Başbakan Benjamin Netanyahu bu sözlere katıldı ve şu açıklamada bulundu: "Kürtlerin bağımsızlık emellerini desteklememiz gerekiyor. Bunu hak ediyorlar". Bir çok kimse için bağımsız ‘Kürdistan’ bir “oldu-bittidir”. ABD Savunma Bakanı Ash Carter, geçtiğimiz günlerde Senato’daki bir komite oturumunda "ABD'nin (Suriye’deki) Kürtlerle, yani PYD/YPG’yle birlikte çalışmaya, onları desteklemeye ve onlara teçhizat ve silah temin etmeye" devam edeceğini ve "Rakka'ya (IŞİD’in başkenti ve Suriye'deki son kalesi) ilerlemelerine yardım etmek için ne gerekiyorsa yapılacağını”açıkladı. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford için ‘Kürtler’ ABD’nin “IŞİD’e karşı … elindeki en etkin güçtü". Halen Kerkük—ki 'Kürtlerin Kudüs'ü’ olarak görüldüğü anlaşılıyor—Kürtlerin kontrolündedir, Peşmerge—iddia edildiğine göre Irak ordusuyla birlikte—Musul'a doğru ilerlemektedir ve YPG Rakka'nın dış mahallelerindedir. Her iki stratejik harekat da—nereden bakarsanız bakın, esas olarak Batı ülkelerinden oluşan—IŞİD-Karşıtı Koalisyon tarafından senkronize edilmekte ve desteklenmektedir..

Ortadoğu’nun sınırları büyük bir gayretle yeniden çizilirken, aldatıcı Arap Baharı cezbedici bir ‘Kürt’ baharına dönüşüyor. Bu arada Türkiye—Batı tarafından yönlendirilen ve yönetilen—siyasi müzakerelerin 2015'in ortasında çökmesinden sonra, PKK'nın Türkiye sınırları içinde uzun süredir devam eden özerklik amaçlı terör eylemleriyle mücadeleye devam ediyor. Fakat, Türkiye'deki hükümet Iraklı Kürtlerin ‘emellerinin’ sıkı bir destekçisiyken—hatta Bağdat’la ilişkilerin bozulması pahasına—Suriyeli ‘Kürtlerin’ kuzey Suriye'deki sözde ‘Kürt’ kantonlarını birbirine bağlamalarını engellemek için, ABD Savunma Bakanı Carter'in programlı bir ziyaret için Ankara'ya inişinden sadece saatler önce, hava kuvvetleri ve topçusunu kullanmaktan çekinmedi. 'Suriye' muhalefetinin ana destekçisi olan Ankara hükümeti, Şam ile her türlü teması şiddetle reddettiğinden, 20 Ekim'deki bu son askeri harekat ilk kez, Suriye’nin hava sahasını ihlal eden Türk savaş uçaklarını düşüreceği tehdidine sebep oldu.

Bu çerçevede, İncek Tartışmaları Ortadoğu'da bağımsız bir ‘Kürdistan’ ihtimalini tartıştı ve bu iddialı tasarımın gerçekleştirilebilirliğini, akılcılığını ve olasılığını araştırdı.

Özet

Bağımsız bir ‘Kürdistan’ ihtimali bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünü tehdit edeceğinden, kurulmasına kesinlikle—ve güçlü bir şekilde—direneceklerdir. Türkiye ve İran bir yana, yalnızca Irak ve Suriye değil, tüm Arap dünyası 'Arap topraklarının' Kürtlere bırakılmasına karşı çıkacaktır.

Türkiye’nin, hiçbir Türk hükümetinin kesinlikle geçemeyeceği kırmızı çizgileri vardır. Özellikle Türkiye'nin, Suriye'de fiili hatta belki de hukuki bir özerklik kazanan PYD'ye muhalefeti önemlidir. Kuzey Suriye'de, Akdeniz'e uzanması öngörülen 'Kürt koridoru' Türkiye için kırmızı çizgi olmaya devam edecektir.

Epeydir üzerinde konuşulan Irak'taki bir Kürt siyasi varlığı ile ‘konfederalizm’ fikri, şu günlerde onu daha kolay yutulabilir bir hale getirmek için yeniden ısıtılıyor. Bu, Türkiye haritası üzerine o kritik ‘çizgiyi’ çizmenin, yani Türkiye ‘Kürtlerinin’ içinde bazı imtiyazlara sahip olacakları bir bölgeyi ayırmanın, en kolay ve kurnazca yolu olabilir. Bu tür 'bölgesel' düzenlemeler ya da gelecekte benzer sonuçlara yol açabilecek herhangi bir başka düzenleme, Türkiye'nin üniter bir devlet olarak toprak bütünlüğünü sürdürmesinin yanında, bir başka Türk kırmızı çizgisi olarak kalacaktır.

Türkiye’nin kapsamlı, açıkça belirlenmiş bir bölgesel politikaya veya bir politika çerçevesine sahip olmadığı görülüyor. Düzensiz dış politika davranışı, genellikle belli gelişmeler oldukça onlara karşı çıkmaya veya tepki göstermeye dönük politika açıklamalarına dayanmaktadır. Bu durum Türk ulusal çıkarları ve Türkiye'nin uluslararası güvenilirliği için iyi sonuçlar vermiyor. Türkiye’nin bölge devletlerinin hükümetlerine, Batıdaki müttefiklere ve dostlara, ‘Doğudaki’ potansiyel ortaklara, KRG dışında hemen hemen herkese ‘karşı’ olması, şaşkınlık yaratıyor. Ankara, kısa ve orta vadede, kendi kendini soyutlamak ve yalnızlaştırmak şeklindeki dış politikasının sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaktır.

Dış politikanın iç politikaya bağlı hale gelmesi ve Türk toplumundaki derin kutuplaşmalar nedeniyle, 'Kürtlerle' ilgili siyasi kararlar genel olarak iç politikanın ihtiyaçları tarafından belirleniyor. Tutarlı, uyumlu ve uygulanabilir bir 'Kürt' politikasının yokluğunda Türkiye'nin bölge politikası havada kalıyor.

Bağımsız bir ‘Kürdistan’, eğer kısa vadede kurulursa—ki olası değildir—bölgedeki siyasi, askeri ve ekonomik güç dengelerini büyük ölçüde değiştirecektir. Batı’ya bu akılcı gelebilir. Kadın haklarına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine saygılı, demokratik ve laik bir ‘Kürdistan’, yalnızca akılcı olmakla kalmaz, aynı zamanda gerçekleştirilebilir olarak da Batı'da kolaylıkla kabul görebilir.

Bununla birlikte, koşullar göz önüne alındığında, Batı açısından bakıldığında böyle bir olasılık akılcı , muhtemelen  uygulanabilir olsa da, en ilgili tarafların muhtemel direncini göz önünde bulundurduğunuzda, hiç de olası değildir.

Kaos, çatışma ve sefaletten kurtulmanın devası, Ortadoğu’ya yeni bir harita değil, yeni bir birlikte yaşama mutabakatıdır.

‘Değişimi yönetmek’ için bir yol haritası—ya da oyun planı

Oturum başkanı, Batı’da Kürtler konusu üzerinde etkili—belki de hakim—bir düşünce okulunun temsilcisi olan, önde gelen bir dış ilişkiler danışmanı tarafından yakın zamanda yayınlanmış bir kitaptan alıntıları katılımcılarla paylaştı: 

“Batı Kürtlere sempati duyuyor ... Ancak sempati artık yeterli değildir. Kürtler, ulusal emellerini uluslararası toplumun iradesine tabi tutmaya giderek daha fazla direniyorlar. Yirminci yüzyıl, Kürtlerin emelleri için bir mezarlık oldu. 1923 Lozan Antlaşması, ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın on-dört ilkesini ihlal etti ve Kürtleri bir vatan sahibi olmaktan etti. ... NATO'nun doğu kanadını teşkil eden Türkiye, güvenlik alanında çok önemli bir ortak ve Batı ile Orta Asya arasında değerli bir köprüdür. … Dış politika pragmatistleri ile demokrasi yanlısı ideologlar arasındaki [savaşın ortasında] kalan Kürtler, Batı’nın hayati çıkarları açısından ikincil sonuçlar olarak kalmışlardır. (Phillips 2015: xxii)”

Kitap, Amerikalı politika yapıcılarına açık politika önerileri, yollar ve hareket tarzları sunuyor—ve bunları gerekçelendiriyor:

“Bugünün Ortadoğusunda, Amerika'nın Kürtlerden daha iyi bir arkadaşı yoktur. (Not 23. İsrail bir istisnadır.) Birleşik Devletler, düşmanlarına taviz vermek yerine, dostlarının yanında durmalıdır. Amerika'nın stratejik, ticari ve güvenlik çıkarları Kürtlerle dayanışma yoluyla ileri götürülebilir. … Ortadoğu haritası değişiyor. Pasif veya tepkisel kalmaktan çok, Birleşik Devletler olayların önüne geçmeli ve değişimi proaktif olarak yönetmelidir. (Vurgu eklendi) … Washington gerçeklik-tabanlı ihtimalat planlamasını başlatmalı ve olayların önüne geçmelidir. … Birleşik Devletlerin bugün Irak ve Suriye'de Kürtlerden başka hiçbir dostu yoktur. (Phillips 2015: xxiii, 235)”

Yazar ayrıca, orta vadede Kürtlerin izlemesi gereken bir yol haritası—ya da bir oyun planı—öneriyor:

“PYD ve KRG, aralarındaki anlaşmazlıkların üstesinden gelebileceklerini ve karşılıklı güvenlik, insani yardım ve yerel yönetimin geliştirilmesi için sınır-ötesi işbirliğini geliştirebileceklerini şimdiden göstermişlerdir. Birlik içinde olma özellikle kriz dönemlerinde kritik önem taşır. … IŞİD, terörizmle mücadele için Kürtleri bir araya getirmeyi başarmıştır. Kürtlerin yaşadığı alan, büyük ve gerçek Kürdistan'ın temeli olarak, sınır ticareti ve kültürel benzerliklerin geliştirileceği bir alan olacaktır. Çaydanlıktan buharın çıkmasına izin vermek gibi, bu alanda—Kürt mahallesindeki—pratik işbirliği, Kürtlerin yaşadığı devletlerin arasındaki farklılıkları daha da şiddetlendirmekten çok [onların] toprak bütünlüğüne yönelik tehditleri [tehdit algısını] azaltacaktır. Irak Kürdistanı'nın demokratik gelişimi, [bölgedeki] devletler için bir model oluştururken, Kürtlere ilham kaynağı olacaktır. (Phillips 2015: xxiii, 234)”

Hem alandaki gerçeklik hem de ‘Batı’—ve onların “en iyi ve tek dostları”—tarafından yapılmakta olan siyasi beyanlar ve girişilen askeri harekat, hem yol haritasıyla ve hem de yukarıda ayrıntılarıyla değinilen politik hareket tarzlarıyla örtüştüğünden, bu düşünce okulunun guruları ciddiye alınmayı hak ediyorlar.

Alandaki gerçeklik

Kerkük'ü zaten Kürt denetimine almış ve etkin kontrolü altındaki  bölgeyi ikiye katlamış olan KRG, şu anda Musul'un—en azından bir bölümünün—kontrolünü ele geçirmek için çabalıyor. KRG, sadece Batı'nın değil—Bağdat'ın Kuzey Irak'taki Türk askeri varlığına olan itirazlarına rağmen—Türkiye'nin de desteğini arkasına alıyor. …

…BOŞLUK…

Raporun tümü 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Üyelerine açıktır.

Bu yazı 1026 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı