Hoşgeldiniz; Bugün 21 Temmuz 2017 Cuma
Irak|19 Ekim 2014 Pazar

Tazehurmatu: Bir Türkmen Direnişinin Hikâyesi

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

Tazehurmatu, Kerkük il merkezine 12 km. uzaklıkta tamamını Türkmenlerin oluşturduğu merkeze bağlı bir nahiyedir. Kerküklülerin genellikle kısaltarak “Taze” olarak adlandırdığı bu kasaba çatışmaların başlamasından önce yaklaşık 30.000 kişiyi barındıran bir yerdi. Nüfusun büyük bir kısmını Şii Türkmenlerin oluşturduğu bu kasabada halk tarafından saygı gören bir din adamı olan Seyit Hamit’in Bektaşi Tekkesi de bulunmaktadır. Tazelilere Kerkük’ün her yerinde rastlamak mümkündür. Yiğit ve gözüpek insanların yaşadığı kasabanın gençlerini Kerkük’ün pek çok yerinde ön saflarda görebilmek mümkündür. Geçmişte Kerkük’ün içinde Türkmenlere yönelik silahlı baskınlar olduğunda Tazeliler herkesten önce yardıma koşmuşlar ve akrabalarının yanında durmuşlardır. İşte bu kasaba, -yaklaşık 4 aydır- Irak Şam İslam Devleti (yeni adıyla İslam Devleti) (IŞİD) adındaki terör örgütünün tehdidi altındadır.

Fotoğraf 1: Tazehurmatulu "Yiğit" Gençler

 

Ülkemizde Türkmenlerin durumu Irak’ta olayların artmasıyla kısa bir süre için gündeme gelmişti. Musul, Telafer ve diğer Türkmen yerleşimlerindeki katliamlar bir süreliğine medyayı meşgul etse de çabucak gündemden düştü. Oysa, IŞİD’in Kerkük’teki saldırılarından en fazla etkilenen Türkmenler oldu. Sünni Arapların çoğunluğu oluşturduğu Havice ve civarındaki kasabalar dışında Kerkük’te IŞİD’in hedefi tamamen Türkmenlerdir. Kerkük’ün yanı sıra Selahattin Vilayeti’ne bağlı olan Tuzhurmatu da IŞİD’in saldırılarından Türkmenlerin etkilendiği yerlerin başında gelmektedir. Bu süreçte onlarca Türkmen köyü IŞİD’in eline geçti. Bunların bazıları hala terör örgütünün elindedir. Bazıları ise boşaltılmış ve askeri alan haline getirilmiştir. Ancak son zamanda IŞİD’in Tuzhurmatu’ndaki varlığı denilince akla Amirli gelmektedir. IŞİD’in tüm saldırılarına rağmen 82 gün kuşatmaya dayanmayı başaran Türkmen kasabası Amirli sonunda Irak hükümetinin ve Ayetullah Ali Sistani’nin çağrısıyla oluşan milis güçlerinin desteğiyle kuşatmayı kırmıştır.

Amirli kuşatması ve direnişi maalesef Türkiye’de pek dikkat çekmemiştir. Hatta, Birleşmiş Milletler konuya ilişkin açıklama yapıncaya kadar Türkiye’deki resmi makamlar ya da basın konuya ilişkin doğru dürüst bir ilgi göstermemişlerdir. Ancak yine de BM’nin Amirli’ye dikkat çekmesi sonrası konu Türkiye’nin gündemine gelmiş ve kuşatma kırıldıktan sonra insani yardım gönderilmiştir. Amirli’deki durum başka bir yazının konusu olduğundan şimdilik daha ayrıntılı incelenmeyecektir. Fakat Amirli’deki benzer bir durum Kerkük’te yaşanırken Türkiye’de bilinmemektedir. Tazehurmatu’nda Türkmenler çok daha az bir yardımla, birbirleriyle dayanışarak IŞİD’i kasabalarına sokmamışlardır. Bu nedenle Tazelilerin hikâyesi bir kahramanlık ve direniş hikayesi olarak aktarılmalıdır.

Fotoğraf 2: Tazehurmatulu Bir Genç

Bu satırların yazarı Eylül ayının ortalarında Kerkük’ü ziyaret etmiştir. Kerkük’te Türkmenler IŞİD’e karşı direniş denildiğinde Amirli ile birlikte Tazehurmatu’nun unutulmaması gerektiğini söyleyince bu kasaba ziyaret edilmiştir.

Tazehurmatu’ndaki olaylar Musul’un düşmesinden kısa bir süre sonra başlamıştır. 10 Haziran’da Musul’u ele geçiren IŞİD’in kısa süre içinde doğuya doğru ilerlemesiyle yerel halk Tazehurmatu’nda sokağa dökülmüş ve yaşadığı bölgeyi güvence altına almaya çalışmıştır. Musul’daki mevzilerini terk eden Irak ordusu Kerkük’ün güneyindeki karakollardan da çekilmiştir. Bu süreçte Tazehurmatu’nun kaderini değiştiren Beşir köyü olmuştur. Beşir, Tazehurmatu’na 2.5 km. mesafede ve tamamını Türkmenlerin oluşturduğu bir köydür. Saddam Hüseyin döneminde toprakları ellerinden alınan ve yerlerine Sünni Araplar yerleştirilen Beşir köylüleri 2003’ten sonra köylerine geri dönmüşler ve ellerinden alınan arazilerinde yeniden yerleşmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu süreçte Irak Türkmen Cephesi’nin de hakkının yenmemesi gerekmektedir. Beşir’deki yeniden yerleşim sürecine 100 ev yaparak destek veren ITC bölgenin yeniden Türkmen yerleşimine açılmasında önemli bir rol oynamıştır. İşte bu durum Beşir’i IŞİD’in ve çevresindeki Arap köylerinin ilk hedefi haline getirmiştir.

IŞİD’in saldırısıyla birlikte Beşir’deki Irak ordusu mevzileri terk edilince Arap aşiretlerinin yol gösterdiği IŞİD, Beşir’i 17 Haziran tarihinde ele geçirmiştir. Büyük ölçüde eski arazi anlaşmazlıklarına dayanan; ama mezhepsel nitelik de taşıyan bu çatışma Tazehurmatu’nu Musul’un düşmesinden sadece 6 gün sonra IŞİD’le sınır haline getirmiştir. Tazehurmatu, IŞİD ile sınır haline geldikten sonra birkaç kez saldırıya uğramıştır. Daha çok suikast tüfekleriyle yapılan uzun mesafe ateşleri ve “doçka” adı verilen silahlarla saldırıya uğrayan Tazehurmatu’na birkaç kez gece baskını düzenlenmeye çalışılmış bu saldırılar yerel halkın kendi imkânlarıyla oluşturduğu silahlı birliklerin gayretiyle püskürtülmüştür. Fakat IŞİD asıl olarak havanlarla kasabayı döverek halkın yaşamını güçleştirmeye ve kendiliğinden terk etmeye zorlamaya çalışmıştır. Havan saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 12 Türkmen yaralanmıştır.

Fotoğraf 3: Tazehurmatulu Türkmenler

Tazehurmatu direnişinin en önemli özelliklerinden birisi Beşir’de olup bitenlerden ders çıkarmış olmasıdır. Beşir’e IŞİD saldırısı başladığında köyde Irak ordusundan kalma silahlar ve peşmerge güçleri bulunmasına rağmen uzun süre direniş gerçekleşememiştir. Bunun en önemli nedeni peşmergenin savaşmadan IŞİD’in önünden çekilmesinden sonra halkın katliama uğrama korkusu nedeniyle bir anda köyü tahliye etmesidir. Bunu gören Tazeliler, Beşir’in IŞİD’in eline geçmesiyle önce ailelerini kasabanın dışına çıkarmışlar, eli silah tutan erkekleri kendi imkânlarıyla silahlandırmışlardır. Böylece Tazehurmatu sivillerin kendilerini koruduğu bir yerel askeri kampa dönüşmüştür. Tazehurmatu’da başlangıçta kendiliğinden oluşan bu harekete yerel polis gücü ve Kerkük’teki Türkmen Sahva güçlerinin de destek vermesiyle güvenlik göreli olarak sağlanmıştır. Bunun sonucunda aileler haftanın belli zamanlarında gelip erkeklere yardımcı olmuşlar, sonra da akrabalarının yanlarına güvenli alanlara dönmüşlerdir.

Bugün hala Tazehurmatu’nun koruyanlar Türkmenlerin kendileridir. Irak ordusu dağılmasından sonra halk Ayetullah Ali Sistani’nin çağrısıyla oluşan Haşdi Şahabi (Halk Yığını) adı verilen silahlı birliklere dahil olmuştur. Başlangıçta herhangi bir resmi konumu olmayan bu birimler tüm ağır silahlarını kendi aralarından topladıkları paralarla Kerkük’teki silah pazarlarından elde etmişlerdir. Sayıları 600’ü bulan Halk Yığıntısı’nın başında Zeki Muratlı bulunmaktadır. Tamamı Tazeli olan kişilerden oluşan birliğin mensuplarının büyük çoğunluğu bu olaylar başlamadan önce sivil olan Türkmenlerdir. Evlerini ve mahallelerini korumak için bir araya gelen insanlar IŞİD’e karşı direnişin bel kemiğini oluşturmuşlardır. Bu dönemde oluşan silahlı birimler halen Beşir ile Tazehurmatu arasında sıfır noktasında nöbet tutmaya devam etmektedir. Ancak Halk Yığını Irak Savunma Bakanlığı bünyesinde bulunan Haras Vatani (Ulusal Muhafızlar) denilen yapıya dahil edildiğinden resmi statüye kavuşmuştur.

Halk Yığınları dışında unutulmaması gereken diğer bir kurum da Kerkük’teki Türkmen Sahva güçleridir. Türkiye’deki karşılığı koruculuk sistemine benzeyen Sahva güçleri bölgede Türkmenlere yönelik saldırıların yoğunlaşmasından sonra kurulmuştur. Kerkük’te toplam Sahva güçlerinin sayısı 680 ve liderliğini Isam Mızrap yapmaktadır. Aralarında 300 kadar Tazehurmatulu Türkmen’in de bulunduğu Sahva güçlerinin bu kasabanın korunmasındaki rolü unutulmamalıdır. Sahva halihazırda sadece Taze’nin korunmasında değil aynı zamanda Beşir’in kurtarılmasında da rol oynamaya hazırlanmaktadır.

Fotoğraf 4: Zeki Muratlı

Kendini savunarak hayatta kalmasına rağmen Tazehurmatu’nda insanlar son derece zor günler yaşıyorlar. Çatışmalar nedeniyle tarım yapılamıyor. Tarım alanlarının bir kısmına havan başta olmak üzere çeşitli bombalar düştüğünden tarlalar ya yanmış ya da güvensiz durumdadır. Ayrıca evlerin bir kısmı havan saldırıları nedeniyle ağır hasar görmüş halde bulunuyor. En zoru ise kendi imkânlarıyla bir şeyler yapmaya çalışan sivil halkın durumudur. İnsanlar uzun bir süre boyunca bölgeye hiçbir yardım ulaşmadığından şikâyet ediyor. Türkiye’den yardım geldiği iddiaları ise Tazehurmatulu Türkmenler tarafından yalanlanıyor. Oysa Erbil’deki Kızılay Sorumlusu ile görüştüğümüzde Kerkük’e tonlarca yardımın gönderildiğini söylüyor. Kızılay personelinin ve Erbil’deki Kızılay sorumlusu Ümit Bey’in gece yarılarına kadar nasıl uğraştığını gördüğümüzde ona inanmamak elde değil. Gerçekten sahadaki zor koşullara rağmen müthiş bir gayretle Türkiye’den toplanan yardımların doğru adreslere gönderilebilmesi için çaba sarfediyor. Fakat öte yandan Tazehurmatu’ndaki durum gözlemlendiğinde bir yardımın ulaşmadığı da ortadadır. Bu akla yardımların Kerkük’e ulaştıktan sonra bir şekilde kaybolduğu ya da doğru adreslere ulaşmadığını getiriyor. Kerkük’teki güvenlik durumu nedeniyle Kızılay’ın orada uzun süreli ve doğrudan faaliyet göstermesi imkansız görünüyor. Ancak güvenilir yerel kurumlar ve kişiler sayesinde bir şeyler yapılabilir. Kaldı ki, yardımların ellerinden ulaşmadığından şikâyetçi olanlar sadece Tazehurmatulular değil, Kerkük’te bu eleştiriye pek çok yerde rastlanabilir. Tazehurmatu’na Türkiye bağlantılı kurumlar tarafından giden tek yardımı (Eylül ayı ortasına kadar) Türkmeneli Vakfı gerçekleştirmişti. Sahayı çok iyi tanıyan ve Kerkük’teki güvenlik sorunlarına rağmen faaliyetleri aksatmayan Türkmeneli Vakfı’nın Müdürü Talat Zulal çeşitli girişimlerle edindiği yardımları Tazehurmatu’na aktarmıştı. Bu nedenle görüştüğümüz Tazeliler kendilerine 90 paket yiyecek ve 12 çadır ulaştığını bunun da Türkmeneli Vakfı üzerinden gerçekleştiğini söylediler.

Tazehurmatu’nda Türkiye’ye yaklaşım ise aslında Kerkük’teki durumun genelini yansıtıyor. Kerkük’te Türkmenlerin Türkiye’ye yönelik duygularını ifade edebilecek en iyi kelime “hayalkırıklığı”dır. Zor durumda Türkiye tarafından korunacağına inanan Türkmenler artık verilen sözlere inanmıyorlar. Özellikle Şii Türkmenler Türkiye’nin “mezhepçi bir politika” izlediğine inanıyor. Bir Türkmen’in şu sorusu aslında Şii Türkmenlerin pek çoğunun ortak duygusunun tercümesi olarak kabul edilebilir. “Amirli ve Tazehurmatu Sünni olsaydı Türkiye böyle sessiz kalır mıydı? Bu sorunun yanıtını vermek zor. Çünkü, Türkiye sadece Kerkük’teki değil Musul, Telafer ve Diyala’daki Türkmenlerin de çağrılarına yanıt vermedi. Bu nedenle Türkiye’nin Türkmen politikasındaki eksiklik ve yanlışlıkları mezhepçiliğe bağlamak doğru görünmüyor. Türkmen politikasındaki sorunlar çok daha derinlerde aranmalıdır. Ancak Türkiye, Türkmen politikasını gözden geçirene kadar Türkmenlerin Türkiye’ye duyduğu güvende tamir edilmesi güç yaralar açılacağı söylenebilir.

Özetle, Tazehurmatu bir yandan bir avuç insanın kendi imkanlarıyla silahlanıp IŞİD’i durdurmasıyla başlayan bir direniş hikayesidir. Bugün yerel silahlı birliklerin yanı sıra, Sahva güçleri ve peşmerge de kasabayı koruyor. Fakat Tazehurmatu’nun belki de en önemli yanı başta Irak Türkmen Cephesi olmak üzere Türkmen siyasi hareketlerin tamamına yakınının savunduğu bir noktayı ispat etmiş olmasıdır: Türkmenleri Irak’ta kendilerinden başka hiç kimse koruyamaz. Bunun için Türkmenlerin Irak yasaları çerçevesinde silahlı birimler kurarak kendi evlerini, mahallelerini, köylerini, kasabalarını ve illerini korumaları gerekmektedir. Irak’ta ordunun ve polisin güvenliği sağlayamadığı pek çok yerde izlenen bu yöntem Türkmenler için de kurtuluş yoludur. Tazehurmatu gösteriyor ki; Türkmenler kendi aralarında dayanışırlarsa ve silahlanabilirlerse karşılarındaki düşman ne kadar güçlü olursa olsun kendilerini savunabilirler. Tersi ise Irak’taki Türkmen varlığının sonunu getirecektir.

Bu yazı 5972 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı