Hoşgeldiniz; Bugün 14 Aralık 2017 Perşembe
Irak|06 Ocak 2013 Pazar

Talabani Sonrası Irak’taki Dengeler Nasıl Değişir?

Emruhan Yalçın tarafından yazıldı.

Siyasi liderlerin ölümü, o kişinin kimliğine bağlı olarak bazen sadece bir insanın kaybı değil, bir dengenin yitirilmesi anlamına da gelebilir. Bu yüzden her halükarda Talabani sonrası Irak konusunda hazırlıklı olmak gerekmektedir.

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin 17 Aralık 2012 günü akşamı beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırıldı. Durumunun ciddi olması nedeniyle bir süre sonra tedavi için Almanya'ya götürüldü.

Talabani daha evvelden de tedavi için gittiği Almanya'dan üç ay sonra, Eylül ayında dönmüştü. Almanya'dan gelen haberler, Talabani'nin ancak vücut diliyle konuşabildiği yönündedir.

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, 19 Kasımda başlayan Merkezi Irak Hükûmeti ile Kuzey Irak Yönetimi arasında, Kerkük, Musul, Selahaddin, Diyala gibi yoğunlukla Türkmenlerin yaşadığı ihtilaflı bölgeler yüzünden ortaya çıkan gerilimi azaltmak için devreye girerek ortamı yatıştırmaya, Erbil'e giderek iki tarafı uzlaştırmaya çalıştı. Her iki tarafın ihtilaflı bölgelere yığdığı askerî birliklerini geri çekmesini sağlamak için gayret sarf etti. Bu gerilimli ortam Talabani'nin sağlığının kötüye gitmesine sebep oldu.

Cumhurbaşkanı Celal Talabani uzlaştırıcı, barışçıl özelliği ile Irak'ta önemli bir konuma sahiptir. Onun ölümüyle bir takım dengelerin değişebileceği hesaplanmaktadır.

Peki, Talabani Kimdir?

Celal Talabani, 1933 doğumlu, Bağdat Üniversitesi hukuk mezunudur. 1948 yılında Molla Barzani ile Prag'da görüşmeye gittiği tarihten beri siyasetin içindedir. 1950'de Kürdistan Demokratik Parti (KDP) Öğrenci Birliğini kurdu, 1961'de hükûmete karşı Kürt hareketine katıldı. Barzani ile uzun yıllar güç mücadelesi yaptı. KDP içinde daha fazla kalamayacağını anlayarak kendisini destekleyenlerle birlikte 1975 yılında Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)'ni kurdu. Talabani, KYB'nin sosyalist bir parti olacağını ve KDP'nin aşiret çizgisinden uzak duracağını söyledi. Bir yıl sonra, merkezi hükümete karşı silahlı kampanya başlattı. 1988 yılında Saddam Hüseyin'in Halepçe'de Kürtlere karşı kimyasal silahlar kullandığında, KYB ağır bir darbe aldı. Talabani Kuzey Irak'ı terk ederek İran'a sığındı. 1992'de KYB-KDP ortak yönetimi kuruldu. İki parti arasındaki gerilim, 1994 yılında silahlı çatışmaya ve iç savaşa neden oldu. ABD ve kısmen İngiltere'nin çabalarıyla, iki parti heyetleri arasında yapılan çok sayıda toplantının ardından, Talabani ve KDP lideri Mesut Barzani 1998 yılında Washington'da bir barış anlaşması imzaladı. ABD önderliğindeki güçlerin Irak'ı işgale başladığı 2003 yılının Mart ayı öncesinde, iki parti arasındaki Talabani-Barzani liderliğini oluşturdu. Her iki lider de daha sonra Irak Yönetim Konseyi'ne atandı. Irak'ın işgali her iki lideri kazançlı duruma getirdi. Yine ABD'nin aracılığıyla sözlü bir mutabakat üzerinde anlaşma sağlandı. Bu mutabakatla Irak'ta kurulacak devlet çatısının esasları belirlendi. Bu mutabakata göre, Cumhurbaşkanlığına bir Kürt lider, başbakanlığa bir Şii lider, Meclis başkanlığına bir Sünni lider getirilmesi taraflarca olumlu karşılandı. Bu çerçevede 2005 yılında KYB lideri Celal Talabani Irak Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Talabani'nin Cumhurbaşkanı olması, hem Irak içinde hem de yurt dışında müspet yorumlandı. Ancak bugün Talabani öldüğü takdirde, onun yerine geçecek kişinin Talabani'nin ağırlığını ve saygınlığını, uzlaştırıcılığını koruyabilecek bir kişiliğe sahip olamayacağı noktasında endişeler vardır.

Bu da, Talabani sonrası Irak'ta nasıl bir gelişme yaşanacağı sorusunu gündeme getirmektedir. Talabani sonrası Irakta bir belirsizlik yaşanacağı muhakkak. Bu belirsizliğin Irak'taki dengeleri bozup bozmayacağı konusu ise henüz net değil.

Irak'ta Talabani sonrası nasıl bir belirsizlik yaşanabilir?

Talabani ölürse, Cumhurbaşkanlığına kimin geçeceği konusu büyük önem kazanmaktadır. Irak'ta dini ve mezhepsel yapının kuvvetli olması siyasetin mezhepler üzerinden yapılmasını sağlamaktadır. Bu da devlet mekanizmasının mezhepsel yapıya göre oluşturulmasını gerektirmektedir. KDP daha çok Kuzey Irak'taki Kürtler tarafından desteklenirken, KYB bütün Irak'taki şehirli radikaller tarafından desteklenmektedir. Bu yüzdendir ki, Saddam sonrası Irak yönetiminde cumhurbaşkanlığı, ülke yönetimine Kürtler'in de katılımı için Kuzey Irak yönetiminden bir isme bırakılmıştı ve bu görevi Talabani üstlenmiştir. Talabani'nin Cumhurbaşkanlığına geçmesi ile partisi KYB zayıflarken KDP'nin güç kazandığı görülmektedir. Kürt yönetimi kaynakları, ılımlı ve sol ağırlıklı kişiliğiyle Kuzey Irak eski başbakanı Berham Salih'in Talabani'ye yakınlığı nedeniyle Talabani'den sonra KYB'nin başına ideal aday olacağını belirtmektedir. Cumhurbaşkanlığına mevcut mutabakata uyularak yine bir KYB Kürt liderinin getirilmesi üzerinde taraflar anlaşabilirlerse, Berham Salih'in Cumhurbaşkanlığına da geçme ihtimali vardır.

Ancak Kuzey Irak Kürt yönetimiyle merkezi hükümet arasında büyük bir gerilim var ve Barzani, Maliki'nin istifasını isteyecek kadar Bağdat yönetiminden kopuk bir duruş sergilemektedir. Halen mecliste çoğunluğa sahip olan Irak başbakanının cumhurbaşkanlığı koltuğunu yine bir Kürt isme teslim etmesi Barzani'ye karşı bir taviz olarak algılanabileceği için bu konuda yeni bir krizin yaşanabileceği değerlendirilmektedir. Bağdat kulislerinde Maliki'nin Türkiye'ye sığınan eski cumhurbaşkanı yardımcısı Sünni politikacı Tarık el Haşimi nedeniyle ayrı düştüğü Sünnilere bu makamı jest olarak verebileceği konuşulmaktadır. Bunun için en güçlü aday da Sünni lider Salih el Mutlak'tır. Bu durumda, KYB ülke içinde etkinliğini yitirir, KDP ile bir birleşme söz konusu olmasa da, ya KDP içinde giderek erir ya da başka bir şekle bürünerek siyasetin içinde bulunmaya çalışır. KDP Kuzey Irak'ta tek başına söz sahibi olur, Kerkük, Musul, Selahaddin, Diyala gibi yer altı kaynakları bakımından zengin olan ihtilaflı bölgelere tam hâkim olmaya çalışır ki, bu durum Türkmen yoğunluklu bölgelerin Kuzey Irak Yönetimine geçmesini ve Kürt Yönetiminin bağımsızlığını ilan etmesini sağlar. Türkiye'nin öteden beri vurguladığı Irak'ın bütünlüğü projesi çöker, PKK'nın da Güneydoğu Anadolu bölgesinde özerklik ve bağımsızlık hayalleri ile terörü tırmandırmasına sebep olur. Türkiye'nin her haliyle, gerek Türkmen soydaşların haklarını korumak gerekse Kerkük gibi Türkmen şehirlerin otonom bir yapıda olmalarını sağlamak için devrede olması gereken bir durumdur.

Burada Başbakan Nuri Malki'nin başka bir hesap peşine de düşebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. O da Maliki'nin, Irak'ın % 60 nüfus potansiyeline sahip Şiilerin Cumhurbaşkanlığını hak ettiğini iddia ederek, mecliste de çoğunluğu elinde bulundururken, Şii bir lideri aday göstermesi olabilir ki, bu durumda Irak'ta Şii ağırlığı ve etkinliği iyice artar, biraz daha fazla İran'ın güdümüne girer. Maliki'nin Kürtleri dışlayıp, Sünni ve Şii olarak ayrışan ülkedeki Arapların birliğini sağlamak için bir yapıştırıcı olarak kullanma eğilimine girmesi gerilimi artırır. Merkezi Irak Hükûmeti Kuzey Irak Yönetimine yönelik baskılarını artırır, gerginlik giderek sıcak bir çatışmaya yönelebilir. Bu gerginlik ihtilaflı bölgelerin ele geçirilmesine yönelik olacaktır ki, Türkmenleri de yakından ilgilendirecek, Kuzey Irak'ın bağımsızlığını ilanına kadar gidecek ve Türkiye'yi ister istemez Irak'taki bu çatışmanın bir tarafı haline sokacaktır. Türkiye-Maliki ilişkileri gerilecek, belki de Türkiye Kuzey Irak'ı destekler pozisyona girecektir. Bu, Türkiye için arzu edilmeyen en kötü senaryo olabilir diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı adayları arasında Kerkük valisi Necmettin Kerim'in adı da sayılmaktadır. Tıp eğitimi alan ve Peşmergelere katılan Kerim, George Washington Üniversitesi'nde nöroşirürji eğitimi aldı. Molla Mustafa Barzani'nin kişisel doktorluğunu da yapan Kerim, 2011 yılında Kerkük valiliğine seçildi. Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari'nin de Cumhurbaşkanlığına aday olması Irak kulislerinde konuşulmaktadır.

Irak'ta Türkiye'nin hassasiyetleri olduğu konular nelerdir?

Türkiye, Talabani sonrasında da Irak'ta ülke bütünlüğünün esas alındığı bir yapıyı tercih ederek bu konudaki politikalarını aktive edecektir. Bu doğrultuda Türkiye, Irak'ın bütünlüğü konusunda irade koyabilecek bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemesi gerekmektedir. Türkiye bu konuda ABD'nin de desteğini yanına alarak Maliki'yi, devletin bütünlüğüne zarar verecek adayları desteklememesi ve gerginliği tırmandıracak faaliyetler içerisinde olmaması sağlamak için gayret sarf etmelidir.

Şii bir liderin Irak'ın İran eksenine kaymasına ve Kuzey Irak Yönetimi ile Merkezi Irak Hükûmeti arasındaki gerginliği artıracağından, Türkiye açısından tercih edilebilecek bir alternatif gibi görülmemektedir.

Türkiye'nin üzerinde durması gereken başka bir hassasiyet, Cumhurbaşkanlığının olayları Kuzey Irak'ın bağımsızlığını ilan ettirmeye kadar götürecek bir noktaya getirilmesine müsaade etmemesi olmalıdır. İhtilaflı bölgeler olarak adlandırılan Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerin merkezi Irak elinde kalması Türkiye açısından, savunduğu Irak'ın bütünlüğü projesine uygun görülmektedir. Kerkük ve çevresinin otonom bir yapıya kavuşturulması ise, Türkiye'nin ve bölgede yaşayan Türkmenlerin arzuladığı bir durumdur. Türkmenlerin bulundukları ortamlarda, eşit şekilde yönetime katılmaları esas olmalıdır. Hangi alternatifte olursa olsun şartlar Türkiye'nin, Türkmenlerin menfaatlerinin korunması ve Türkmen bölgelerinin egemenliği konusunda istese de istemese de konuya aktif olarak müdahil olmasını gerektirecektir.

Sonuç olarak, siyasi liderlerin ölümü, o kişinin kimliğine bağlı olarak bazen sadece bir insanın kaybı değil, bir dengenin yitirilmesi anlamına da gelebilir. Bu yüzden her halükarda Talabani sonrası Irak konusunda hazırlıklı olmak gerekmektedir. Bu, Türkiye açısından Suriye'den çok daha ciddi bir gerilimin sınırlarımız ötesinde yaşanması ve bir türlü Türkiye'ye sıçraması anlamına gelebilir.

 

Bu yazı 3062 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı