Hoşgeldiniz; Bugün 19 Kasım 2017 Pazar
Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi|21 Eylül 2014 Pazar

Azerbaycan-Ermenistan Çatışması: Sonu Meçhul Ateşkesin İç Yüzü

Ali Asker tarafından yazıldı.

1994’den itibaren iki ülke arasında bugüne kadar devam eden ateşkes rejiminde zaman zaman ihlallerin yaşandığı, her iki tarafta kayıpların olduğu bilinen bir gerçekliktir. Fakat Ağustos 2014’de yaşanan ateşkes ihlali neredeyse savaşa neden olacak bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Bu olay sonucunda Azerbaycan toplumu üzerinde psikolojik baskı yapmayı düşünen Ermenistan tarafının beklentisi gerçekleşmemiş, bilakis Azerbaycan tarafından savaşa çağrı sesleri yükselmiştir. Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri Ermenilerin bu saldırısının cevapsız kalmamasını, en azından birkaç etkin hamle yaparak düşmana önemli kayıplar yaşatılmasını istemişlerdir.

Başlangıçta “zafer” propagandasına odaklanmış Ermenistan, kısa süre sonra yaptığı açıklamalarda, çatışmanın Azerbaycan tarafından başlatıldığını ve ateşkese uyulması gerektiğini vurgulamıştır. İlginçtir ki bir taraftan herhangi bir savaş durumunda her şekilde Azerbaycan ordusuna karşı koyabileceklerini ifade eden Ermenistan yönetimi, büyük devletlerin yeni bir savaşa da müsaade etmemeleri gerektiğini bildirmiştir. Azerbaycan kaynaklarına göre ise ateşkes ihlali Ermenistan ordusu tarafından yapılmıştır. Nitekim Ermeni askerleri 1 Ağustos’ta, geç saatlerde taciz ateşi açmış, çıkan çatışmada 4 asker şehit olmuştur. Çatışmaların Ermeni işgali altındaki Dağlık Karabağ sınır hattında Ağdam ve Ağdere bölgesinde Azerbaycan mevzilerine yaklaşmaya çalışan Ermeni keşif ve sabotaj birlikleriyle yaşandığı bildirilmiştir. Şiddetli çatışmaların ardından Ermeni askerlerinin ağır kayıp vererek geri çekildiği vurgulanmıştır. Fakat daha sonra şehit asker sayısının onbeşe yükseldiği açıklanmıştır. Böylece, Azerbaycan açısından bu olay ateşkes döneminde en fazla kaybın yaşandığı çatışma olmuştur.

Her iki tarafta, birçok basın organında ve özellikle sosyal medyada öldürülen asker sayısının daha fazla olduğu, hükümetin bu yöndeki bilgileri kamuoyundan sakladığına dair iddialar dolaşmıştır. Aynı zamanda her iki ülkenin resmi kurumları “düşmana gereken şekilde karşı koyduklarını ve daha çok kayıplar yaşattıklarını” vurgulayarak kamuoyunu “rahatlatmaya” çalışmışlardır.

Azerbaycan tarafının savaş söylemleri en üst düzeyde ve çok kuvvetli bir şekilde seslenirken Ermenistan tarafı da bir o kadar tedirginlik içeren açıklamalarıyla ateşkes rejiminin devam ettirilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır.

9 Ağustos 2014’de Rusya’nın himayesinde gerçekleşen iki ülkenin cumhurbaşkanları bir araya gelerek durumu müzakere etmişlerdir. Geleneksel bir hal almış sonuçsuz görüşmelere bu görüşme sonrası bir yenisi eklenmiştir.

 

1.“Karabağ Sorunu” Değil, İşgal Sorunu

1980’lerin sonunda Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde meydana gelen ayrılıkçı hareketler, 1990’ların başında sıcak çatışmaya dönüşmüş, 1994’de ateşkes imzalanmasıyla duraksama dönemine girmiştir.

Fakat buradaki çok önemli bir hususun altını özellikle çizmek gerekmektedir: Karabağ sorunu denen bir sorun yoktur.  Sorun, Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali sorunudur.

Bugünkü savaşın, ateşkesin veya ihlallerin mahiyetini irdelediğimiz zaman mutlaka olayların tarihsel geçmişini dikkate almak gerekir. Aksi halde sağlam bir değerlendirme yapmak kesinlikle imkânsız olacaktır.

Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına sahiplenme çabaları 19. yüzyılın başlarından, yani Kaçar-Rus ve Osmanlı-Rus savaşlarından galip çıkmış Rusya’nın öteden beri tasarladığı bir stratejik plan çerçevesinde başlatılmıştır. Düzenli olarak bölgedeki Türk-Müslüman iskân birimlerine saldırarak bölgenin demografik dengelerini değişme hedefi zamanla, adım adım gerçekleştirilmiş, halkın hafızasında “Ermeni-Müslüman çatışması” olarak yer edinmiştir. Şunu da vurgulamak gerekir ki bu politika her ne kadar Rusya’nın belirli plan ve hedefleri doğrultusunda gerçekleşse de Ermeniler, her zaman merkezi iktidarın zaafa uğradığı durumlardan yararlanarak azami fayda sağlamaya çalışmışlardı. Bu anlamda ilk geniş çaplı Ermeni-Müslüman çatışması 1905-07 Rus Burjuva Devrimi sırasında yaşanmıştır.  Devrimin bastırılmasından sonra olaylar yatıştırılmışsa da bölgedeki Türk halkı ve yurtları ağır yara almıştır. 1917 Ekim İhtilali sonrası Rusya’da meydana gelen hâkimiyet boşluğu Ermenileri yeniden harekete geçirmiştir. Taşnak çeteleri o sırada Bolşeviklerin Bakü’de tesis ettikleri Bakü Sovyeti hükümetiyle işbirliği yaparak on binlerce masum Türk-Müslüman topluma karşı katliam uygulamış, onların yaşadıkları iskân birimlerini yerle bir etmişlerdir.

1920’de Sovyetleşmenin getirdiği en büyük felaketlerden biri Müsavat Hükümeti döneminde tartışmalı olan topraklar Azerbaycan’ın komşularına, hatta Sovyet hâkimiyetini tanımayan komşularına peşkeş çekilmiştir.[1] 15 Eylül 1921’de Azerbaycan Bolşeviklerinin lideri N.Nerimanov’un Lenin’e sunduğu “Azerbaycan’da Sovyet Hâkimiyetinin İnşası” konulu raporu, Moskova’nın yaşattığı hayal kırıklığının bariz göstergesiydi. Bu raporun içeriği kısaca Azerbaycanlılara göre “Azerbaycan’ı yabancılar yönetiyor”[2] şeklinde özetlenebilir Nitekim Sovyet hâkimiyeti kurulduktan sonra Azerbaycan’ın tarihi bölgelerinden olan Zengezur bölgesi Ermenistan’a “hediye” edilmiştir.  Bunun dışında o dönemde, Rusya-Ermenistan planlarında Nahçivan ve Karabağ’ın da Ermenistan’a verilmesi öngörülmüştür. Fakat değişik nedenler ve gelişmeler doğrultusunda bu topraklar Azerbaycan sınırları içinde kalabilmişti.

Bu girişimler başarısız kalsa da yine Azerbaycan’dan küçük küçük parçalar halinde toprak koparılmış, birçok köy Ermenistan’a verilmiştir.1948-1950’de Ermenistan’ın dağlık bölgelerinde yaşayan 100.000 Azerbaycan Türkü “isteğe bağlı” olarak Azerbaycan’ın Kura-Aras ovasına göç ettirilmiştir.[3]

Sovyet döneminde Ermenilerin talepleri sürekli olarak değişik platformlarda ve değişik biçimlerde devam etmiştir. Ermenistan hükümeti tarafından o dönemde Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti (DKMV)’nin adının “Ermeni DKMV” olarak değiştirilmesi için 16 kez başvuru yapılırken, DKMV’nin Ermenistan’a devredilmesi için 45 kez öneride bulunulmuştur. Fakat bu öneriler Moskova tarafından kabul görmemiştir.[4]

1985 ‘de Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov’un başlattığı “perestroyka” politikası Ermenileri yeniden cesaretlendirmiştir. Gorbaçov’un çevresi siyasi, ekonomi danışmanları, milli mesele uzmanları - G. Şahnazarov, E. Bağramov, A. Aganbekyan, S. Sitaryan ve çok sayıda Ermeni veya Ermeni yanlısı bürokrattan ibaretti. Sovyet döneminde bürokrasinin değişik kademelerine, merkezi kitle iletişim araçlarına, eğitim kurumlarına yerleşmiş Ermeniler doğrudan harekete geçmiş, her alanda topyekûn bir Azerbaycan karşıtı propaganda başlatmışlardı. İlerleyen süreçte bir taraftan silahlı örgütlenmeler oluşturarak Ermenistan’da yaşayan Türkler doğma yurtlarından kovulurken diğer taraftan Ermenistan’da yine Azerbaycan Türklerinin yaşadıkları köylere ve ilçelere saldırılar düzenlenmiş, ahali doğma yurtlarından kovulmuştur. Sovyet ordusundan arta kalan 366. Zırhlı alayın aktif katılımıyla gerçekleşen en büyük trajedi ise Hocalı’da yaşanmış ve kelimenin gerçek anlamıyla Azerbaycan Türklerine karşı bir soykırım uygulanmıştır. 1993’e gelindiğinde sadece Karabağ değil, çevresindeki yedi ilçe de Ermenistan ordusu tarafından işgal edilmiştir.[5] 1994’te iki ülke arasında imzalanmış ateşkes rejimi ise zaman zaman ihlal edilerek günümüzde de devam etmektedir.

Yaşanan bu süreç her ne kadar literatüre “Karabağ sorunu” olarak girse de aslında sorun olan şey, bölgede iki yüzyıl devam eden “etnik temizleme ve Ermenileştirme” politikası ve bu doğrultuda Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali meselesidir.

 

1.                  Anahtar Rusya’da: Nasıl ve Neden?

 

Sovyet döneminin son yıllarında Azerbaycan ve Ermenistan arasında barış tesis edilmesi için Moskova’nın geliştirdiği tüm planlar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu başarısızlığın temelinde birçok önemli nedenin yattığını söylememiz gerekir. Bunlar arasında çok dikkat çeken ve daha fazla etkin olan birkaç husus vardır. Öncelikle, çatışmanın başından itibaren, gerek barış döneminde gerekse sıcak çatışmalar sürecinde Rusya, Ermenistan’ın yanında yer almış, bazen açık bazen de dolaylı olarak taraflı bir tutum sergilemiştir. İkincisi, Moskova’nın sunduğu öneriler Ermenilerin nihai hedefe ulaşmalarını zorlaştırdığı veya riske attığı gerekçesiyle Ermenistan tarafı bu önerileri kabul etmemiştir. Zira Ermenistan tarafından önceleri doğrudan, daha sonra dolaylı yolla, yani Dağlık Karabağ’ın bağımsızlık mücadelesi yoluyla nihai hedefe ulaşmak yönünde bir politika izlenmiş, bu yolda yapılacak her türlü pazarlığı mümkün olduğu kadar öteleme ve hedefleri riske atmama yöntemi tercih edilmiştir. Rusya’nın önerileri Azerbaycan tarafını da memnun etmemiştir. Çünkü başlangıçtan beri Ermenistan’ı destekleyen Rusya’ya karşı Azerbaycan kamuoyunda bir öfke söz konusudur. Ayrıca Azerbaycan yönetiminin nazarında Rusya güvenilmez devlet imajı çizmiştir. 

Rusya’nın önerdiği tekliflerin hiçbirisinde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün güvence altına alınması yönünde kesin ve açık güvencelere yer verilmemiştir. Bu yüzden Azerbaycan kamuoyu Rusya’nın bu süreçte aldığı rolü “Rusya adil bir barış sağlamak yönünde çaba harcamamaktadır” şeklinde değerlendirmiştir. Bilakis süreci uzatarak durumu kendi lehine kullanmaktadır. Karabağ meselesi Azerbaycan üzerinde baskıların devam ettirilmesi, genel olarak Kafkaslar üzerinde denetim sağlaması açısından Rusya’nın elinde önemli bir araçtır. Sorun çözülürse bu baskı ve denetim aracı da kaybolacaktır. Bu nedenle de Rusya olduğu müddetçe bu sorunun çözülmesini beklemek saflık olacaktır.

İki ülke arasında savaşın çıktığı andan bu güne kadarki sürece baktığımız zaman gerçekten Rusya’nın konumu ve sergilediği rol “sorunu çözmeye kadir tek ülke” imajı çizmeye yönelmiştir.  Nitekim 30 Ocak 1992’de Azerbaycan ve Ermenistan AGİK (Aralık 1994’den AGİT) üyeliğine kabul edildiği sırada söz konusu uluslararası örgüt barış sürecine katılma fırsatı elde etmiştir. 24 Mart 1992’de örgütün dışişleri bakanları tarafından Dağlık Karabağ meselesiyle ilgili konferans çağrısı yapılmıştır. Konferansa Azerbaycan, ABD,  Almanya, Belarus, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya, Ermenistan,  Fransa, İtalya, Rusya, İsveç, Türkiye katılmışlardı. Konferansın amacı çatışmaları durdurmak ve barış görüşmelerini başlatmaktı. Belarus nihai görüşmeler için kendi başkentini sununca “Minsk Konferansı”  ve “Minsk Grubu” gündeme gelmiştir. Fakat kısa süre sonra bu süreçte fikir ayrılığı olduğu ortaya çıkmıştır. Nitekim Rusya Kafkasları kendi bölgesi olarak görüyor ve süreç içinde özel statüye sahip olması gerektiğini vurguluyordu. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ateşkes anlaşması da 1994’te Minsk Grubu’nun değil, Rusya’nın aracılığıyla sağlanmış oldu.[6]

Ateşkes imzalanmasından sonra barış sürecinin başlatılması yönünde çok sayıda girişimlerde bulunulmuştur. Değişik barış formüllerinin yer aldığı çok sayıda görüşmeler bu veya diğer nedenlerle, tarafları memnun etmediği için devam ettirilememiştir. Ayrıca bu süreçte sorunun anahtarının sadece Rusya’da olduğu kanaati de iyice pekişmiştir.

Sorunun çözümüne ilişkin günümüze kadar devam eden girişimlerin ciddi bir sonuç vermediği ortadadır. Sadece 1997 sonlarına doğru barışa ilişkin umutlar yeşermiş fakat barış planına sıcak bakan Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter-Petrosyan görevinden ayrılmak zorunda kalmış, yerine savaş yanlısı Koçaryan’ın gelmiş ve umutlar sona ermiştir. AGİT’in 1999’da İstanbul Zirvesi öncesinde Azerbaycan ve Ermenistan Cumhurbaşkanları arasında gerçekleştirilen yoğun görüşmeler ve uluslararası kuruluşların yoğun çabaları sonucunda zirvede iki ülke arasında barış anlaşmasının imzalanması beklentisi yeniden yeşermiştir. Fakat zirvenin hemen öncesinde, 27 Ekim 1999’da Ermenistan parlamentosunda bir terör saldırısı düzenlenmiş, Başbakan, Parlamento Başkanı ve altı milletvekili öldürülmüş, böylece, barış sağlamaya yönelik bu fırsat da ortadan kalkmıştır.[7]

Gözden kaçırılan başka bir hususun da altını çizmemiz gerekir. Birincisi, Rusya Ermenistan’ı destekleyen tek ülke değildir. Minsk Grubu’nun üç eşbaşkanı, yani Rusya, ABD ve Fransa doğrudan ve dolaylı olarak Ermenistan’ı desteklemektedirler. İkincisi, BM Güvenlik Konseyi’nin Ermeni işgalci birliklerinin Azerbaycan topraklarından çıkarılmasını öngören dört kararıbugüne dek uygulanmamaktadır. Bu kararların uygulanması ise sadece Ermenistan üzerine baskı yapmakla mümkün olabilecektir. Fakat ne Rusya ne de diğer büyük devletlerin böyle bir baskısı söz konusu değildir.

Üçüncübir husus da derin stratejik olanaklara sahip bir devlet olan ABD’nin Kafkasya’daki gerçek durumu ve Ermenistan yönetimindeki hâkim bakış açısını doğru bir şekilde okunmamasıdır. Bu yanlışlıklar yüzünden 2008’de başlatılmış Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin kurulması ve iyileştirilmesi politikasında hüsran yaşamıştır. Bu politikanın ABD açısından önemi, “Ermenistan’ı Rusya’nın kucağından çekip alma” sürecidir. Hem Ermenistan yönetiminin zihniyeti hem de Türk ve Azerbaycan kamuoyunun hassasiyetinin dikkate alınmaması, ayrıca Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlılık derecesinin doğru bir şekilde değerlendirilmemesi bu sürecin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. Bu sürecin en büyük diplomatik mağduru ise Türkiye olmuştur. Fakat bugün de ABD’nin hala bu yanlış politikayı savunduğunu görmekteyiz. ABD’nin deneyimli diplomatlarından, Bakü eski Büyükelçisi Richard Kauzlarich, son çatışmalar nedeniyle Azerbaycan’ın bir basın organına verdiği demeçte “Ermenistan ve Azerbaycan’ın değişik yollarla Batı ve ABD ile olumlu ilişkiler tesis etme çabaları” içinde olduğunu ifade etmiştir.[8] Oysa Ermenistan’ın çok boyutlu dış politika gereği Rusya, ABD ve Batı arasında denge politikası yürüttüğü iddiası içi doldurulamamış bir söylemden ibarettir. Askeri ve ekonomik olarak Rusya’nın ipoteği altında bulunan Ermenistan açısından bu imkânsızdır. Maalesef ABD’nin bu “vizyonu”  2008-2010 arasında Türkiye’ye uyarlanmış, Ankara’da bazı araştırma merkezleri, basın mensupları ve ne yazık ki uluslararası ilişkiler alanında faaliyet gösteren akademisyenler tarafından geliştirilmiştir. Türkiye’nin Ermenistan’la sınırını açmak, diplomatik ilişkiler tesis etmek ve geliştirmek gerektiği yönündeki açıklamalar, başlı başına bir araştırma konusu olabilecek kadar tetkike şayan bir mevzudur. Bu gelişmeler Türkiye’de politik ve akademik vizyonun ne kadar sığ olduğunu, eğer bu tespit doğru değilse ne kadar “pragmatist”  ve faydacı olduğunu ortaya koymuştur. Zira en basit mantıkla yapılacak bir değerlendirme bile Ermenistan’ın “dış politikasına yön vermek” çabasının bir gaflet olduğunu ispatlamak için yeterli olacaktır. Öncelikle, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunun tüm boyutları, çözüm sürecinin zorluğu, kamuoylarının hassasiyeti ve gelinen nokta dikkate alındığında Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişmesinin sorunun çözümüne katkıda bulunacağı, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmek suretiyle bu ülkenin Karabağ sorununa ilişkin kararlarını etkileyeceği düşüncesi temelden yoksun bir tezdir. Ayrıca, bu konuda Türkiye’nin dış politika araçlarının yetersiz olduğunu da vurgulamak gerekir.[9]

Peki, böyle bir durumda Rusya sorunun çözümü için elindeki olanakları kullanacak mı veya bu yönde niyeti söz konusu mudur? Maalesef Rusya bu sorunun çözülmesini kendi çıkarları açısından faydasız görmektedir. Azerbaycanlı politika uzmanı Leyla Aliyeva’ya göre, sorunun çözümü ve Rusya faktörünü birlikte ele aldığımızda yakın ve hatta orta vadede gerçekleşmesi imkânsız iki hususa dikkate çekmek gerekir. Bunlardan birincisi, bugünkü şartlarda çatışmanın çözümü için gereken esas şart Rusya’nın oldukça zayıf düşmesi ve bölge üzerinde denetim kabiliyetini kaybetmesidir. İkincisi ise Rusya’nın içten değişme ihtimalidir. Yani, iktidar değişikliği olacak ve Rusya’da iç ve dış politika konusunda ciddi değişiklikler yapılacaktır. Fakat ufukta, bunlardan hiç birisinin gerçekleşme ihtimali görünmemektedir.[10] Bilakis Rusya’nın Ukrayna krizinde oynadığı rol Rus kamuoyu tarafından takdirle karşılanmış, Putin politikalarını desteklemek adeta vatanseverliğin vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Az sayıda liberal bakışlı aydın ve akademisyenin dışında, toplumun her kesiminden destek gören “Kırım çıkarması” yayılmacı tutkuları tekrar körüklerken yakın çevre ülkeleri üzerinde derin psikolojik etki bırakmıştır. Bu psikolojik etkinin bünyesinde şu hususları yer almaktadır: Rusya yakın çevre üzerinde yayılmacılık politikasını güçlendirmiştir. Bunun için gerektiğinde askeri yöntemlere başvurabilecektir. Batı, bu durum karşısında ortak politika geliştirme iradesinden yoksundur.  Rusya’nın açık müdahalesine kolay bahane bulunan ülkeler açısından söz konusu tehdit daha gerçekçi olarak görünür. Azerbaycan da bu ülkeler arasındadır. 

Azerbaycan’ın Ermenistan’la başlatacağı savaş Rusya’nın askeri girişimde bulunacağı endişesini de beraberinde getirmektedir. Bu tehdidin ana amaçlarından biri de Azerbaycan’ı Gümrük Birliği’ne girmeye zorlamaktır.  Bir Rusya projesi olan Gümrük Birliği ekonomik olmaktan ziyade politik amaçlı bir yapıdır ve Rusya’nın yakın çevre üzerindeki etki alanını pekiştirmeye hizmet etmektedir. Ekonomik ve politik çıkar yönünden her hangi bir katkı sağlamayacak bu projeye karşı Azerbaycan şimdilik direnmektedir.  Rusya lobiciliğini yapan bazı kesimler ise Azerbaycan’ın bu proje içinde yer almasının güvenlik açısından önemli bir adım olacağını, hatta daha da ileri giderek Karabağ sorununun çözümünde ilerleme sağlayacağını iddia etmektedirler. Aslında bu ihtimal Ermenistan tarafında da endişe uyandırmaktadır.  Onlar Rusya’nın Azerbaycan’la gizli pazarlıklar içinde olduğunu, Rusya’nın önerilerini kabul etmesi durumunda Azerbaycan’ın belli kazanımlar elde edeceğini düşünmektedirler.  Böyle bir gelişme, Ermenistan açısından oldukça endişe vericidir. Rusya ise her bir halde, bu süreci kendi kazanımları doğrultusunda yürütmekte, bu yüzden de iki ülke arasındaki “barış sürecini” mümkün olduğu kadar sürüncemede bırakmaktadır.

 

 

SONUÇ

Azerbaycan ve Ermenistan savaşında 1994’ten bu yana devam eden “ateşkes süreci” herhangi bir şekilde kalıcı barış inşa etme fırsatı sunamamaktadır. Bunun birçok nedeni bulunmaktadır. Barış inşa etmek rolünü üstlenmiş uluslararası kuruluşların bu sürece ilişkin etkin bir politika izleyememesi, ayrıca büyük devletlerin açıktan veya dolaylı yoldan Ermenistan’ı desteklemeleri başlıca nedenler arasındadır. Bu devletlerin başında da Rusya gelmektedir. Rusya’nın bölgeye yönelik politikası uzun vadeye yayılmış faydacı bir politikadır. Defalarca iki ülkenin cumhurbaşkanını bir araya getiren Rusya bu siyasetiyle hem sürecin en etkin aktörü imajını vermekte hem de Azerbaycan’ı birçok konuda tavize zorlamaktadır.  Bu yüzden son çatışmalar ve karşılığında dillendirilen retorik, aslında bu zamana dek duyulan ve alışılmış söylemler dışında bir şey değildir. Tek farkı ise maalesef insani kaybın artmasıdır.

 

 


[1]Джамиль Гасанлы. Русская революция и Азербайджан: Трудный путь к независимости (1917–1920), Издательство «Флинта», Москва 2011, s. 609.

[2]N.Nerimanov – V.İ.Lenin’e. Azerbaycan’da Sovyet Hâkimiyeti Tesisinin Sonuçları. 15.09.1921 y.  RDSSTA, f.5, l.1, d.1219, v.12. Alıntı: Джамиль Гасанлы, s. 607.

[3]Ali Asker, Ermenilerin Azerbaycan’da Yaptıkları Soykırımlar ve Devam Eden Çözümsüzlük, Stratejik Analiz, Cilt: 9, Sayı:108, Nisan 2009, ss. 28-38.

[4]АлександрШевякин.Загадка гибели СССР. История заговоров и предательств. Москва 2004, с. 30;Сванте Корнелл. Конфликт в Нагорном Карабахе:динамика и перспективы решения.Азербайджан и Россия: общества и государства. Москва, 2001, с. 438. Naklen: Ариф Юнусов.Азербайджан в начале ХХI века: конфликты и потенциальные угрозы, “Адильоглы”, Баку 2007, с. 9.

[5]Hocalı Soykırımı’ndan sonra Azerbaycan’ın Karabağ ve çevresindeki diğer bölgeleri 8 Mayıs’ta Şuşa, 18 Mayıs'ta Laçın, 2 Ekimde Hocavend, 2 Nisan 1993’te Kelbecer, 17 Haziran’da Ağdere, 23 Temmuz’da Ağdam, 23 Ağustos’ta Cebrayıl ve Füzuli, 31 Ağustos’ta Kubadlı, 29 Ekim’de Zengilan bölgeleri Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Bugün Dağlık Karabağ’ın çevresindeki 7 ilçe dâhil Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20’si Ermenistan ordusunun işgali altındadır. Bir buçuk milyon Azerbaycanlı Ermenistan ve Azerbaycan’ın işgal edilmiş bölgelerinden kovulmuş, 20 binden fazla Azerbaycanlı katledilmiş, 50 binden fazla kişi sakat kalmış, 4 binden fazla kişi kayıp, esir veya rehin olmuş, 877 şehir, köy ve kasaba yağmalanmış, dağıtılmış ve yakılıp yıkılmıştır. Ali Asker. a.g.e.

[6]Ариф Юнусов. a.g.e., с. 13-14.

[7] Araz Aslanlı. Karabağ Sorunu ve Azerbaycan-Türkiye-Ermenistan İlişkileri, Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası Avrasya Strateji Dergisi 1(1), (ss.175-196), s. 186-187.

[8]Kozlariç: “Məqsəd diqqəti Ukraynadan yayındırmaq idi”,  Yeni Müsavat, 15.08. 2014.

[9]Araz Aslanlı. a.g.e. s. 188.

[10]Sərkisyan qapalı görüşün detallarını niyə açıb? Yeni Müsavat, 15.08. 2014.

Bu yazı 5117 defa okundu.
  • Yorumlar3
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı