Hoşgeldiniz; Bugün 21 Temmuz 2017 Cuma
Filistin|25 Temmuz 2014 Cuma

İsrail'in Gazze Saldırısı: Çatışmanın Derinleşmesinin Nedenleri Ve Ortadoğu Denklemindeki Yeri

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

İsrail'in Gazze'deki saldırısı bu satırlar kaleme alınırken 15. gününü doldurmuştu. Filistin tarafındaki ölü sayısı 630'ü aşarken yaralılar 4000'i geçti. Yazı yayınlandığında bu rakamlar çoktan değişmiş olacak. Saldırının yarattığı uluslararası tepki pek çok ülkenin sokaklarında kendini gösteriyor. Türkiye'de hiç olmadığı kadar şiddetle kınanan İsrail saldırıları, Avrupa ülkelerinde ve Avrupa dışı dünyada da büyük tepkiyle karşılanıyor. Fakat uluslararası politikanın karmaşık dehlizleri ve çoklu çıkar ilişkileri çatışmanın bir an önce ve hakkaniyete dayalı bir biçimde sonlandırılmasını engelliyor. Mısır'ın önderliğindeki cephenin önerdiği ateşkes Hamas'ın kabul edebileceğinden çok uzak. Hamas'ın istediği ateşkes ise İsrail'in kesinlikle yanaşmayacağı maddeleri içeriyor. Diplomatik çözüm önerileri bir yana kara operasyonunun başlaması sorunu daha da ağırlaştırıyor. Peki, çatışma neden bu kadar derinleşti? Hangi dinamikler kısa sürede bitebilecek bir gerginliği daha üst noktalara taşıdı? Kara operasyonu nereye gidiyor? Her şeyden önemlisi sonuçta ne olacak? İşte bu sorular aslında birbiriyle ilişkili iki bağlamın bir arada değerlendirilmesiyle yanıt bulabilir.

Çatışmanın Yerel Dinamikleri

Çatışmanın nasıl başladığı ve neden derinleştiği sorusunun yanıtı çatışmanın yerel dinamiklerinde saklı gibi görünüyor. Bilindiği gibi olaylar, 3 İsrailli yerleşimcinin kaçırılıp öldürülmesiyle başladı. Fakat hikaye elbette bununla sınırlı değil. İsrail ordusu kaçırılan yerleşimcileri ararken, 2006 yılında kaçırılan İsrailli askerin salıverilmesi sırasında takas amacıyla serbest bırakılan Hamas üyelerini olayla ilişkili göstererek yeniden tutukladı. Onlarca Filistinliyi nedensizce Batı Şeria'dan sürdü. Hamas'ın Batı Şeria'da önde gelen isimlerini tutukladı ya da gözaltına aldı. Bütün bunlar olurken bir Filistinli genç de yakılarak öldürüldü.

İsrail, Hamas'ı olaydan sorumlu tutarken, Hamas da İsrail'in ateşkes şartlarını ihlal ettiğini ileri sürmeye başladı. Böylece 12 Haziran'da 3 İsraillinin kaçırılmasıyla başlayan olaylar silsilesi 8 Temmuz'da İsrail'in Gazze'ye saldırılarını başlatmasına kadar yavaş yavaş tırmandı. Fakat saldırının başlamasından sonra yaşananlar aslında her iki tarafın da uzun süredir hazırlandığı bir çatışmanın gerçekleştiğini gösteriyor. Peki, çatışmayı yavaş yavaş  tırmandıran yerel dinamikler nelerdir?

Askeri Dinamikler: Her iki taraf da her bir çatışmadan dersler çıkararak ayrılıyor. İsrail, 2008 ve 2012'deki son büyük iki çatışmadan sonra tünellerin önemini ve Hamas'ın füze kapasitesinin anlamını daha iyi kavramış görünüyor. Hamas ise iki şeyi çok iyi kavramış durumda: İsrail ile uzun süreli bir çatışmaya girecekse; a. Savaşı İsrail topraklarına da yaymalı b. Mümkünse İsrail'i Gazze'de meskun mahal savaşına çekmeli.

Her iki taraf önceki çatışmalardan çıkardıkları sonuçlara dayanarak kendi imkanlarıyla orantılı olarak askeri stratejilerini uygulamaya koydular. Fakat Hamas'ın dersini daha iyi çalıştığı ve teknik anlamda hedefine daha yakın olduğu söylenebilir. Çünkü savaşı İsrail topraklarına yayma konusunda Hamas önceki dönemlere göre çok daha başarılı oldu. 2008'den bu yana elindeki füzelerin sayısını artırdı ve menzilini genişletti. Fakat daha da önemlisi Demir Kubbe ile nasıl başa çıkacağını öğrendi. Çatışmanın ilk on günlük safhasında Hamas önceki çatışmalara göre çok daha geniş bir alanda, daha fazla sayıda hedefe, daha fazla füze göndermeyi başardı. Demir Kubbe'nin atılan füzelerin çoğunu karşılaması Gazze'den gönderilen füzelerin önemini azaltan bir görüntü oluşturabilir. Ancak 2012 ile karşılaştırıldığında Hamas'ın İsrail'i vurma gücünün arttığı görülüyor. Unutulmaması gereken en önemli nokta, İsrail-Filistin çatışmalarında savaş sahası sadece Filistin olduğunda buna İsrail toplumunun dayanma kapasitesi ile savaşın İsrail'de de gerçekleştiği durumda dayanma kapasitesinin aynı olmadığıdır.

Çatışmanın askeri dinamikleri bağlamında ele alınması gereken bir diğer boyut İsrail'in üstün ateş gücünün sivilleri öldürmenin dışında bir sonuç vermemesi. Hamas'ın Gazze'de oluşturduğu karmaşık ama etkin tünel sistemi ona bu saldırıda hem akılcı bir savunma hem de saldırı fırsatları yaratabiliyor. Tünellerin önemi İsrail'in istihbarat avantajları ve teknolojik üstünlüğüne rağmen Hamas'ın yeraltından işlettiği sistemle füze atmaya devam edebilmesiyle daha da belirginleşti. Dahası, Hamas'ın tünelleri İsrail'in içine sızmak için bir araç olarak kullanmaya çalışması ve bunda kısmen başarılı olması da şu ana kadar yaptığı hazırlıkların sonuç verdiğini gösteriyor. İsrail'in yok ettiğini iddia ettiği çok sayıda tünele rağmen bir zafer ilan edememesi tünel konusunun yabana atılamayacağının diğer bir göstergesi.

Son olarak altı çizilmesi gereken husus ise Hamas'ın askeri liderliğini bu çatışmada büyük ölçüde korumayı başarması. Öteden beri İsrail Filistinli liderlere yönelik suikast eylemlerini çatışmaların bir parçası haline getirmek eğilimindedir. Şeyh Ahmet Yasin ve Abdülaziz  Rentisi gibi isimlere yönelik suikastlar hala hafızalardadır. Son olarak 2012'deki çatışmada Hamas'ın askeri kanat liderlerinden Ahmet El Cebari'nin öldürülmesi İsrail tarafından bir başarı olarak sunulmuştu. Ancak bu çatışmada İsrail aynı türden hedeflere ulaşamadı. Bu durum Hamas'ın çatışmayı sürdürebilmesinde büyük rol oynadı.

Siyasi Dinamikler: İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaların son örneklerinde ilginç bir biçimde net olarak siyasi hedefi tanımlanmamış bir çatışma dönemi yaşanmaktadır. Her iki taraf da ateşkese dönüş için güçlü siyasi bir koşul öne sürmüyor. Çatışmayı başlatan dinamikler arasında açıklanan siyasi bir hedef de yoktu. İsrail, saldırılarının hiçbir noktasında açıkça Hamas'ın Gazze'deki otoritesine son vermek ya da Filistin'deki birlik hükümetine dahil olmasını engellemek gibi bir hedef ilan etmedi. Ancak tüm çatışmalarda olduğu gibi bu çatışmada da siyasi boyut ihmal edilemez. Her şeyden önce İsrail iç siyasetinin çatışmanın tırmanmasında önemli bir rolü bulunuyor. İsrail'de siyasi denge 1990'lardakinden çok daha farklı. 2000'den bu yana İsrail'de siyaset daha güvenlikçi, sağcı ve radikal bir yöne doğru kayıyor.

Bu nedenle kısa aralıklarla gerçekleşen İsrail Hamas çatışmalarının uzun bir süre için sona erdirilmesi yönünde hükümet üyeleri ve kamuoyundaki beklenti her geçen gün artıyor. İsrail hükümeti pek çok parti ve onların destekçileri tarafından yeterince sert olmamakla suçlanıyor. İsrail sağının farklı yelpazelerinde hakim olan fikir "Gazze'den gelen tehdidin hava operasyonuyla bastırılamayacağı"dır. Siyasi partiler, yorumcular ve kanaat önderleri İsrail'in güvenliğinin uzun süreli sağlanabilmesi için hava saldırısının yetmeyeceğini defalarca açıkladı. Kamuoyu ve siyasi partilerden gelen baskı Netanyahu'yu bir anlamda kara operasyonuna yönlendiren en önemli nedenlerden birisi oldu.

Bu baskı Netanyahu'nun kara operasyonunun gerçekleşmesini ve hatta gerekirse derinleşmesini ordunun kararı olacağını söylemesine neden oldu. Bu saldırının nerede başlayıp nerede biteceğinin kararının askerlere bırakılmış olması siyasilerin net bir hedef çizemediğinin önemli bir göstergesi. Bu nedenle saldırının sona ermesi için uygun bir siyasi ortam da yaratılamıyor.

Özetle, çatışmalar bir kez başladıktan sonra İsrail'in askeri olarak hedeflerine ulaşamaması; Hamas'ın yeniden zafer ilan etmeye yakınlığı; İsrail tarafında 2006'dan beri girdiği tüm savaşlarda açık bir zaferle ayrılamamasının verdiği psikolojik atmosfer; siyasetçilerin güvenlik güçlerinin önüne siyasi bir tablo koyarak buna uygun bir askeri harekat gerçekleştirmesini engellemesi ve İsrail iç siyasetinin çatışmayı varlık nedeni olarak gören partilerin tekelinde olması çatışmanın tırmanmasına dayalı yerel askeri ve siyasi nedenler oldu.

Çatışmanın Bölgesel Dinamikleri

İsrail-Hamas çatışmasını bölgesel dinamiklerden yoksun okumak resmin eksik kalmasına neden oluyor. Arap Baharı'ndan sonra Ortadoğu iki kez değişim geçirdi. İlk değişim kökleşmiş diktatörlüklerin halk hareketleriyle devrilmesiyle başladı. Bu dönemde Mısır, Tunus ve Libya büyük bir değişim sürecine girerken değişim rüzgarları Suriye'de aynı sonucu üretmedi. Ancak Arap Baharı sadece bazı ülkelerin rejimlerini değil aynı zamanda Ortadoğu'daki tarihsel ittifakları değiştirmişti. Mısır'da Müslüman Kardeşlerin yükselişi pek çok ülkeyi yakından etkilerken en büyük etkiyi Filistin'de yarattı.

Hamas, Mursi yönetimindeki Mısır sayesinde rahat bir nefes almayı başardı. Gazze'ye uygulanan abluka büyük ölçüde etkisini yitirmişti. Ortadoğu'daki değişim rüzgarının en önemli destekçileri Mısır, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler oldu. Ancak Suriye'deki iç savaşın getirdiği stratejik sonuçlar ve geçen yıl Mısır'da gerçekleşen darbe 2010'dan sonra Ortadoğu'daki ittifakları yeniden değiştirdi.

Bugün Ortadoğu'da eski statükoya dönmek isteyen güçler ile değişimi savunanlar arasında güçlü bir ayrışma yaşanıyor. Bu ayrışma Suriye, Irak, Mısır, Libya, Yemen  ve Lübnan gibi ülkeler üzerinde yürütülen siyasetlerde açıkça görülebilir. Hamas'ın Ortadoğu'da Müslüman Kardeşler'in yükselişine paralel olarak Suriye-İran ekseniyle ilişkilerini bozması ona 2011'den itibaren yeni bir meşruiyet ve destek sağladı. Fakat Mısır'da gerçekleşen darbe sonrası Hamas büyük ölçüde yalnızlaştı.

Mevcut Mısır Yönetimi artık Hamas'ı sadece bir dış politika sorunu olarak görmüyor, tersine bir iç politik tehdit olarak algılıyor. Suriye ve İran'ın Hamas'la bağı şimdilik kopuk durumda. Mısır darbesi sonucunda önemli bir dış politika değişimi içine giren Suudi Arabistan da Hamas'a karşı son derece mesafeli. ABD, Almanya ve Fransa gibi ülkeler ise İsrail'in yanında olduklarını her fırsatta belirtiyor. Rusya ve Çin'in ise hem İsrail'i karşısına almak hem de Suriye ve İran'la ilişkileri nedeniyle Hamas'a karşı sempatiyle yaklaştıkları görülmüyor.

Dolayısıyla Hamas yerel politikayı ve çatışmayı yönetmekte başarılı olabilir. Fakat uluslararası alanda 2 sene öncesine göre çok daha yalnız olduğu ortada. Katar ve Türkiye gibi az sayıda destekçisi dışında güçlü bir uluslararası desteği yok. Bu nedenle dünya çapında halkların İsrail'in katliamlarına tepkisi ne olursa olsun, Hamas'ın uluslararası politika düzeyinde eli çok zayıf. Bu nedenle İsrail daha önce yapmaktan korktuğu bir şeyi yapmaya girişebildi.

Bu çerçevede Ortadoğu'da oluşan yeni denge Hamas'ı zor durumda bırakırken, İsrail'in elini kolaylaştırıyor.  Mısır'ın ateşkes önerisinin hiç de adil koşullar içermemesine rağmen Batı'da ve Ortadoğu'nun statükocu rejimlerinde destek bulmasının nedeni de bu uluslararası dengedir. Bu denge sayesinde İsrail çatışmayı uzatarak kara saldırısına dönüştürebildi. Çünkü kendisini sahada gerçek anlamda üstünlüğü elde edecek kadar ilerleme sağlamadan ateşkes yapma baskısı altında hissetmiyor.

Elbette, uluslararası dengelerin anlaşılabilmesi için Filistin'deki ayrışmaya yönelik politikaların da incelenmesi lazım. Ortadoğu dengeleri tekrar El Fetih'in yıldızının parlamasına olanak tanıyor. Son dönemde geliştirilen birlik hükümeti bunun bir göstergesiydi. Son günlerdeki ateşkes görüşmelerinde de çatışmanın doğrudan tarafı olmamasına rağmen Mahmut Abbas ön plana çıktı. Türkiye ve Katar'ı ziyaret eden Abbas açık bir biçimde Mısır'ın ateşkes planını desteklerken uluslararası alandaki safını da belli etmiş oluyor.

İsrail'in Gazze'de Hamas yönetimini devirmek gibi bir niyeti yok. Bunu baştan beri ısrarla söylüyor. Bunun bir nedeni Hamas'ın devrilmesi halinde Gazze'yi başka bir radikal grubun kontrol edebileceği. Fakat daha da önemlisi, Filistinliler arasında ayrılık devam ettiği sürece İsrail her türlü müzakerede avantajlı durumda oluyor. Yani, Gazze'nin zayıflamış bir Hamas'ın elinde kalması İsrail için daha uygun bir ortam sunuyor. Bu yüzden İsrail'in siyasi amacını sadece Hamas-Fetih ayrılığını sürdürmek ve birlik hükümetine karşı olmak gibi algılamak doğru değil. İsrail, Batı Şeria ve Gazze'de tam kontrol sağlayamayan, liderlik mücadelesi süren Filistinliler görmek istiyor. Böylece iki başlılığı mümkün olduğunca koruyabilecek. Ortadoğu'daki dengeler ise İsrail'in bu konudaki en büyük güvencesi.

Savaş Nereye Gidiyor?

Yerel ve bölgesel dinamikler savaşın en azından Gazze'deki sahil şeridinin bir kısmına doğru genişleyeceğini gösteriyor. İsrail ordusu hükümetten açık çek almış durumda. Büyük zayiat vermeden Gazze'nin içinde yeni tampon bölgeler oluşturmayı ve Hamas'ın askeri altyapısını zayıflatmayı hedefliyor. Fakat şu ana kadar yaşadığı kayıplar ve Hamas'ın göstermiş olduğu güçlü direniş onu bu hedeflerinden alıkoyuyor. Uluslararası dengeler İsrail'i bu saldırıyı birkaç gün içinde bitirmeye zorlamıyor. Bu nedenle İsrail Gazze'yi denizden ve havadan bombalayarak uzun vadeli bir yıpratma savaşı yürütebiliyor. Ancak İsrail ordusunun meskun mahallere büyük ölçekli ve kontrol amaçlı saldırıları bu aşamada ilk hedefleri arasında yer almıyor. İsrail ordusunun yeni  rezervleri askere çağırması da saldırıların süreceğini gösteriyor.

Ateşkes planları medyada sürekli değişiyor. Neredeyse hergün yeni bir plandan bahsediliyor. Fakat Hamas'ın İsrail'in, İsrail Hamas'ın önerilerine sıcak bakmıyor. Arabuluculuk çabaları devam edecektir. Ancak yine de çatışmayı bitirecek olan tarafların iradesi. Saldırıların süresi öngörülemeyen bazı faktörlere bağlı olabilir. Örneğin 1996 yılındaki İsrail'in Lübnan'a saldırısını sona erdiren bir hastanenin hedef alması sonucu oluşan katliamdı. Fakat ne olursa olsun bu çatışma sona erdiğinde hiçbir sorun çözülmüş olmayacak. Ölen yüzlerce Filistinli sivilin ardında kalanlar bir sonraki çatışmanın ne zaman başlayacağını bekleyecek.  

 

Yazının orijinali Al Jazeera Turk'te yayımlanmıştır.

Bu yazı 3840 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı