Hoşgeldiniz; Bugün 22 Temmuz 2018 Pazar
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi|05 Mayıs 2018 Cumartesi

Depremin Kader Olduğuna İnananlar Dikkat Deprem Geliyor

Muhittin Ziya Gözler tarafından yazıldı.

Emperyalistler, enerji kaynaklarına sahip olmak için yanıp tutuşan ÇUŞ’lar, silah tüccarları ve Hıristiyan-Musevi bağnazlar tarafından kuşatılmaya çalışılan TÜRKİYE uzun zamandır bir kıyamete doğru sürüklenmektedir. Ne var ki, ülke içinde de büyük bir kıyametin yavaş yavaş yaklaşmakta olduğu da unutulmuş görülmektedir.

Yıl MÖ. 1760 Hammurabi Kanunları’ndan iki madde:

229. Bir inşaatçı her hangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse inşaatı yapan öldürülür.

 232. Binanın bir kısmı harap olursa harap olan kısmın tümünü tazmin eder ve inşa ettiği binayı düzgün bir şekilde inşa edinceye dek kendi imkânlarıyla evi yeniden inşa eder.

12 Şubat 1969’yılında Prof. Dr. İhsan KETİN’in yazmış olduğu ’’ TÜRKİYE’NİN GENEL TEKTONİK DURUMU İLE BAŞLICA DEPREM BÖLGELERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER’’ adlı makalenin son kısmındaki şu ifadelerin ülkemizi yönetenler tarafından dikkate alınması ülkemizin depreme karşı tedbirler alması konusunda ne kadar hassas olmaları gerektiğini gözler önüne sermektedir. ’’Tarihsel kayıtlara ve sismolojik araştırmalara dayanılarak, Arz Fiziği Enstitümüzde hazırlanan ve takriben 2000 senelik bir devreyi içine alan sismisite haritalarında, episantrlar aktif faylar ve mobil havzalar yakınlarında toplanmış olmaları dikkate değer bir vakıadır ve bu durum ekli sismo-tektonik harita üzerinde açıkça görülmektedir.  Bu harita yakından incelendiğinde: episantrların: 1) Kuzey Anadolu Aktif Fay Zonu boyunca, 2) Marmara çevresi ve Batı Anadolu graben bölgelerinde, 3) İskenderun körfezi ve Amik ovası kenarlarında, 4) Güneybatı Anadolu'nun Ege kıyılarında ve bizzat Ege denizi-Akdeniz köşesinde ve nihayet, 5) Malatya-Karlıova-Varto-Kars üzerinden Kafkaslar'a doğru uzanan bir şerit boyunca sıralanmış oldukları göze çarpar.’’ İşte bu hatlar üzerinde kalan irili ufaklı tüm yerleşim yerleri ciddi şekilde deprem tehdidi altındadır.

Aşağıdaki haritalar çok uzun sözlerle depremi anlatmak yerine görenlerin hafızalarında yer etmesi düşüncesinden hareketle arka arkaya konmuştur. Özellikle okumayan, çabuk unutan ve felaketle sonuçlanan olaylar sonrası ne yapalım kader diye bütün sorumluluğu Tanrı’ya havale edenlerin, ülkeyi yönetenlerin ve de bu bölgelerdeki yerel yöneticilerin hemen her gün tedbirler alarak, halkı korumak görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir.

           TÜRKİYE DEPREM KONUSUNDA BÜYÜK RİSK ALTINDADIR

Harita-1 Türkiye’nin diri faylarını gösteren harita (MTA). Kırmızı çizgilerin bulunduğu yerler ve çevrelerinde her an deprem olabilir demektir.

Harita-2 Türkiye’nin tektonik haritası. Türkiye böyle bir sıkışma ve gerilmenin içindedir.

Harita-3 Türkiye’de 4 üzeri büyüklüğündeki depremler.

 

Harita-4 1990-2013 Yılları Arasında 7 ve Üzerinde Meydana Gelen Depremler.

Harita-5 İstanbul ve çevresini etkileyecek faylar.

Harita-6 Marmara Depreminin İstanbul ve çevresini etkileyeceği alan. Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprü’lerine ve Marmaray ile Avrasya Tüneli’ne yakınlığı açıkça görülmektedir (Mas. Ins. of Tech. Bilim adamları ile Türk bilim adamlarının hazırladığı çalışmadan).

İBB İstanbul Depremi ile ilgili Raporunun Giriş Bölümü’nde şu ifadeler yer almaktadır: ’’Halk eğitimi ve örgütlenmesinde standartların geliştirilmesi, hedef kitlelere yaygın olarak ulaşılması, eğitim verilen kitlelerin aktif katılımının sağlanması, halk eğitiminde görev alacak eğitmenlerin eğitilmesi ve eğitim materyallerinde standartların geliştirilmesi önemlidir. Eğitim ve sosyal çalışmalar kapsamında, afet bilincinin toplumun her kesimine yaygınlaştırılması, zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme evreleri için gerekli eğitimin verilmesi ve becerilerin geliştirilmesi yoluyla yerel toplumun afetlerle mücadele kapasitesinin artırılması ve son olarak afetlerle daha etkin başa çıkabilmek için sivil toplumun örgütlenmesi irdelenmiş ve öneriler sunulmuştur. Fikirler, temenniler, öneriler de bir eksiklik görülmüyor. Ne var ki, eylemde bir karış yol alınmış mıdır? İnsan hayatını kurtarmak için… İstanbul Büyükşehir Belediyesinin internet sitesinde ’’Afet Önleme Temel Planı’’ adlı raporda (2002), Japon JICA kuruluşu ile yürütülen çalışmanın neticesinde, ortaya konan 4 farklı deprem senaryosunun muhtemel kayıp ve hasar durumu şu şekilde belirlenmiştir:  İstanbul’da 7,5-7,7 büyüklüğündeki bir depremde, yaklaşık 750.000 binada bulunan (İstanbul’daki bina sayısı yaklaşık 1.500.000 civarındadır) 3.040.000 hanede 9.000.000 kişi etkilenecek ve 60.000 ağır hasarlı bina, 600.000 evsiz aile, 90.000 ölü, 500.000 yaralı, 140.000.000 ton enkaz ortada kalacak ve de 40.000.000.000 dolar maddi kayıp oluşacaktır. Ayrıca 1.000.000 kişinin de kurtarılması için büyük bir insan gücüne ihtiyaç olacaktır. Böylesine önemli ve çok ciddi bir rapordan kaç İstanbul’unun haberi vardır? İstanbul milletvekillerinden kaçı bu tabloyu bilmektedir? İstanbul’u yönetenler bu tablodan ne kadar haberdardır?  Görüldüğü gibi netice felaket… Marmara Depreminin İstanbul’un yanı sıra Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Bursa’yı da etkileyeceği göz önünde bulundurulursa Türkiye sanayinin can damarları bu illerdeki tahribatın ülkemizin can ve mal güvenliği ile ekonomisini nasıl ortadan kaldıracağını düşünmek bile insanı ürkütmektedir (Gözler, 2014 Haziran 21 YY. ENS.).

Bilim adamlarının Büyük Marmara Depremi için söyledikleri gerçek manada ürkütücüdür:  ‘’Bu depremin şiddetine baktığımızda sahillerde Yeşilköy’de, Tuzla’da depremin şiddeti 10’u buluyor, diğer sahil bölgelerinde 8’i buluyor. Bu, binaların yarısı gidecek demektir. Depremin şiddeti 10’u bulduğu zaman ayakta neredeyse bina kalmıyor. İstanbul’un üzerinde kurulduğu jeolojinin özelliklerinden, yapı envanterinin kötülüğünden ve hâlâ yüklenen nüfus nedeniyle bir felaket ve çılgınlık. İstanbul’u 7,6’lık bir deprem vurduğu zaman başa çıkmanız mümkün değil. Türkiye batıya doğru senede 2,5-3 santimetre kayıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin batısı bir elin parmakları gibi genişliyor. Bölgedeki depremler bu açılmanın yarattığı depremlerdir. 1999’daki İzmit ve Düzce depremine kadar ‘Depremler birbirlerini tetiklemez’ deniyordu. Bu depremlerden sonra patır patır depremler olmaya başladı. Yunanistan’da, Ege Denizi’nin içinde, Batı Anadolu’da uzun süre depremin nakledilebileceğine inanılmadı... İstanbul’da depremin büyüklüğünün maksimum 7,6 olacağını biliyoruz. Bunu nereden biliyoruz? Kırılacak fayın boyu belli. Ne kadar bir alanı etkileyeceği, kırılacak kabuk parçasının derinliği belli. Buradaki taşın özgül ağırlığı 2,7-2,8 arasında değişiyor. Hacim hesabı yapıldığında bu kadar ağır bir kütleyi birkaç saniye içerisinde 6 metre kaydırmak için ne kadar enerjiye ihtiyaç var? (Prof. Dr. C.Şengör)’’

"2006-2010 yılları arasında 5 bin 290 deprem kaydedilmiştir. Kuzey Marmara’daki ana kolun üzerindeki dizilime dikkat. Bu kuzey Marmara Fayının kendini açıkça göstermesidir. Marmara Denizi’nin kuzeyinden geçen ana kol üzerinde 1894 yılından bu yana büyük bir deprem olmamıştır. Önümüzdeki 20 yıl içinde bu ana kol üzerinde büyük bir deprem olma olasılığı yüzde 60 civarındadır. Yani tehlike ve kayıp riski büyüktür. Hazır olmak olmazsa olmazdır (Prof. Dr. H. Eyidoğan).’’

‘’Son günlerde Ege ve Akdeniz’de olan depremlerin Marmara Bölgesi’nde oluşacak depremlerle herhangi bir ilişkisi yok. Marmara’da oluşacak deprem doğrultu atımlı, Ege ve Akdeniz’dekiler düşey atımlı, farklı tektonik yapıya sahipler. Bu depremler Ege Bölgesi’nin açılmakta olduğunu gösteriyor. Marmara Denizi’ndeki Fay Zonu yaklaşık 3 yıldır mikro - deprem etkinliğini arttırdı fakat oluş süresini bildirecek veri henüz elimizde yok. GeoCosmo ile Doğa Hareketleri Araştırma Derneği arasındaki ilişki DOHAD Silivri İstasyonu’na birtakım ölçüm cihazlarının konmasından ibarettir. Dohad Marmara çevresinde ve Bursa Nilüfer’de bugünkü teknolojiye uygun depremi önceden belirleme çalışmalarını yıllardır yürütmektedir. İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin bugünkü şartlarda depreme hazır olduğunu söyleyemeyiz, temel önlem olarak kentsel dönüşüm konusunda istenilen düzeyde gelişme olmamıştır, yapılan çalışmalar bina yenilemekten öteye gidememiştir. Nitelikli sanayimizin yaklaşık yüzde 50’si büyük risk altındadır. (Yard. Doç.Dr. O.Gündoğdu)’’

Görüldüğü gibi akademisyenlerin genel anlamda fikirleri Marmara Denizi içinde büyüklüğü 7-7,6 arasında bir depremin olacağı noktasındadır. Bu büyüklükte bir depremin açığa çıkaracağı enerji miktarı Hiroşim’ya atılan atom bombasının 175 katı olacaktır.

İstanbul Valisi Sn. V. Şahin’in özellikle toplanma merkezleri ile ilgili olarak basına verdiği demeçte de şunları dile getirmiştir: ’’İstanbul'da 2 bin 285 toplanma alanımız var. Bu 2 bin 285 alanımız, hem ilçe belediyelerimiz hem de İstanbul Büyükşehir Belediyemiz tarafından koordineli bir şekilde belirlenmiş ve haritalara işlenmiştir. Onun ötesinde de 156 konteynır ya da çadır kent kurulacak alan belirlenmiş, bunun 100'ü Avrupa Yakası'nda, 56'sı da Anadolu Yakası'nda olacak. Bunlar bir milyon 120 bin kişiyi barındırabilecek kapasitede. Yine bunun ötesinde güçlendirilen veya yeni deprem yönetmeliğine göre yeniden yapılan okullarımız, camilerimiz ve spor salonlarımız başta olmak üzere birçok kamu kurum binasını barınma merkezi olarak da belirledik. Bunlarla birlikte buralarda yaklaşık 2 milyon 400 bin insanımız barınabilecek." Diğer yandan İstanbul’da toplanma yerlerinin 77 adet olduğu da basında sıkça yer almaktadır. Halk acaba bu toplanma yerlerini bilmekte midir?

Şimdi Marmara Depremi ile ilgili bazı sorularla depremin hikâyesini açmaya çalışalım:

Marmara Denizi içinde 14 Eylül 1509’da (Küçük Kıyamet) ve 23 Nisan 1766’da meydana gelen depremlerin İstanbul’u ve Çorlu ile Büyükçekmece’yi yerle bir ettiği ve bu kırığın 250 yılda bir büyük deprem meydana getirdiği bilindiği ve de bu tehlike sürekli dile getirildiği halde meseleyi pek ciddiye almayanlara şu soruları sormak sanırım bu konuyu bıkıp usanmadan anlatanların hakkıdır.

1.Orta Marmara Sırtı ile Tekirdağ Çukurluğu arasındaki fay riskli bir fay mıdır?

2.7-7,6 büyüklüğünde bir deprem Kadıköy’de 6, Silivri-Çatalca’da 7, K.Çekmece ve B. Çekmece’de 8-9, Bakırköy’de 9, Avcılar’da 9, Fatih-Eminönü’nde 9-10 şiddetinde hissedilecektir. Yıkımın ne boyutta olabileceği düşünülmekte midir?

3.İstanbul yapı stoku bakımından küçülmesi gerekirken giderek artan bir hızla AVM’lerin, gökdelenlerin yükseldiği ve bilimsel, teknik açıdan değerlendirilmeyen bir kentsel dönüşümün gerçekleştirilmekte olduğu ifade edilmektedir. Doğru mudur? 17 Ağustos 1999’dan sonra İstanbul’da 493 toplanma ve çadır kurma alanı belirlenmişken bu alanların 3/4’ünün imara açıldığı doğru mudur? İstanbul’un her geçen gün sosyal ve toplumsal meseleleri kat ve kat artarken deprem güvenliği nasıl sağlanacaktır?

4.Boğaz üzerindeki köprüler, Marmaray, Avrasya Tüneli ve yapılacak olan üç katlı Büyük İstanbul Tüneli’nin hizmet verdikleri sürede alınan tüm tedbirlere rağmen birkaç kez 7 -7,6 büyüklüğünde depremle karşılaşmaları ihtimali bulunmaktadır. Zira Marmara Fayı’na 13-20 km. mesafede bulunmaktadırlar. Bu yapıların her gün an be an teknik kontrolleri yapılmakta mıdır?

5. Afet tehlike haritaları hazır mıdır? Güncellenen deprem haritasının yanı sıra kırıkların davranışları ile de ilgili çalışmalara önem verilmekte midir? Marmara Fayı’nın Silivri dolaylarında etkisinin daha da artacağı halkın bilgisine sunulmuş mudur? Genel anlamda Türk Halkı’na depremden korunma konusunda afet risklerini aza indirecek bilgiler hazırlanıp verilmiş midir?Deprem sonrası kapanacak ana yollardan ulaşım yapılamayacağına göre İstanbul’a yardımlar hangi yollardan ulaşacaktır? Vatandaş bu yolları bilmekte midir? Bir deprem sırasında halkın toplanacağı alanların durumu nedir? Bu alanlar deprem anında ve sonrasında halkın kullanılabilmesi için donatılmış mıdır? Yoksa başka bir amaca hizmet için mi değerlendirilmektedir? Semt, mahalle, sokak kurtarma birlikleri kurulmuş mudur? Deprem sonrası kapanacak ana yollardan ulaşım yapılamayacağına göre İstanbul’a yardımlar hangi yollardan ulaşacaktır? Vatandaş bu yolları bilmekte midir?

6.Marmara Denizi içinde önümüzdeki 30 yıl içinde Büyük Kıyametin meydana gelme ihtimalinin % 60 olduğu ciddiye alınmakta mıdır?

7.İBB-BOĞAZİÇİ ÜN, İTÜ, ODTÜ, YILDIZ TEK. ÜNİVERSİTESİ’NİN HAZIRLADIĞI MASTER PLANDA ŞU İFADELER ÇOK ÜRKÜTÜCÜ DEĞİL MİDİR? :2.500-10.000 Adet Çok Ağır Hasarlı Bina, 250.000-350.000 Adet Hafif Hasarlı bina, 50.000-140.000 Kişi Hafif Yaralı, 530.000 Adet Acil Barınma İhtiyacı Olan Hane,  450 Noktada İçme Suyu Hattı Hasarı, 650 Noktada Doğalgaz Altyapı Şebekesi Hasarı, 80 -100 Milyar TL. Toplam Mali Kayıp, Can Kaybı İstanbul nüfusunun % 0,1-%0,2’sine (15.000-30.000), kullanılamayacak binalar (çok ağır, ağır, orta) ise, yapıların % 10-% 15’ine tekabül etmektedir.

NAPOLYON BONAPART (1769-1821) ’’ DÜNYA TEK DEVLET OLSAYDI BAŞKENTİ İSTANBUL OLURDU’’ derken doğru söylemiştir değil mi? Dünya başkentini harabeye dönmüş bir halde görmek istenmiyoruz. Bu yüzden gereken tedbirlerin her gün sürekli çalışarak alınması için yöneticilere önemli görevler düşmektedir.

21 Temmuz 2017’de Bodrum ve çevresinde meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremin gelmekte olduğunu bilim adamları sürekli dile getirdikleri halde doğru dürüst tedbirlerin alınmadığı o gün açıkça görülmüştür. Bodrum o gece depremden birkaç saat sonra boşalmıştır. Depremi o gece yaşayan biri olarak halkın bu gün dahi tedirgin olduğunu söylemek isterim. Yönetenlerin deprem meselesini sadece kaymak tabakaya değil halka da anlatmaya çalışmaları onların asli görevleri arasında olduğunu unutmamaları gerekir. Bodrum’u yönetenler meydana gelebilecek bir depreme karşı hangi tedbirleri almışlardır? Bodrum’u bodruma çevirmeye hiç kimsenin hakkının olmadığı gerçeği asla unutulmamalıdır. Bölgede meydana gelmiş en etkili deprem, 1926 yılı On iki Adalar- Akdeniz 7,7 büyüklüğünde olmuştur. Muğla ve çevresinde ise 1941 yılında 6,5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir (Kandilli Ras. Deprem Araş. En.).Deprem insanları ayırt etmez. Zira hangi mekânda meydana geleceği bilinmez. Bu bölge deprem fırtınalarının çok yoğun yaşandığı bir bölgedir. Bu yüzden yöneticilerin bu konuda çok hassas davranmaları gerekmektedir. Diğer taraftan Gökova Fayı üzerindeki yerleşim yerleri, Menteş ve Milas Fayları’nın 6,5 büyüklüğünde deprem üreteceği ve Milas’ı vuracağı da gözden ırak tutulmalıdır. Bölgenin aktif bir volkanik bölge olduğuna göre volkanik aktivitenin de depremlerin meydana gelmesindeki rolü de unutulmamalıdır. Bodrum, Datça, Marmaris, Didim ve Kuşadası ve yakın yerleşim yerlerinde çok ciddi tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Harita-7 Gökova Körfezi karada ve deniz içindeki kırıklar.

 

Türkiye bütünü ile neredeyse bir deprem bölgesidir. Jeolojik ve tektonik yapısı her an deprem üretmeye müsait özelliklere sahiptir. KAF, DAF ve Batı Anadolu sismik aktivitenin yoğun olduğu bölgelerdir. Bu bölgelerle ilgili Deprem İnceleme ve Kırıkların Davranışlarını inceleyecek bilim adamlarından meydana gelmiş bir Deprem Araştırma Gücü kurulmalıdır. Bu gücün içinde Üniversiteler, MTA, AFAD ve yerel yönetimlerin kuracakları koruma ve gözetme birlikleri yer almalıdır. Deniz içinde ve karada bütün bu bölgeler jeofizik aletlerle donatılmalıdır. Bu bölgelerdeki yerel yönetimler kadrolarında jeoloji ve jeofizik mühendislerine görevlendirerek arazi çalışmalarına doğruda katkıda bulunmalıdırlar. Deprem Geliyorum Demez. Yani olacağını biliriz ama ne zaman olacağını bilemeyiz. Ne var ki, Marmara Denizi içindeki kırığın oynaması İstanbul ve çevresini, Mudanya, Gemlik ve güneye Gönen, Manyas’a kadar uzana bir bölgeyi ciddi şekilde sarsacaktır. Yine KAF üzerinde Çankırı, Tokat, Erzincan, Tunceli, Karlıova ve Bitlis-Zagros sütur zonunun hemen güneyinde yer alan Diyarbakır dikkat edilmesi gereken yerlerdir. Batı Anadolu’da başta İzmir olmak üzere Muğla, Denizli ve çevreleri ciddi şekilde deprem tehdidi altındadır. İzmir’de 1688’de 6,8 ve 1928’de 6,5 büyüklüğünde iki depremin meydana geldiği ve tsunaminin oluştuğu unutulmamalıdır. Bu büyüklüklerde depremler İzmir’i derinden sarsacaktır. Sakın ola Ege’nin incisi unutulmasın…

Diğer taraftan Doğu Anadolu’da Van ve Ağrı çok dikkatle takip edilmesi gereken illerdir. Van ilimizde çeşitli tarihlerde 5,6-7,2-7,5 büyüklüğünde depremlerin meydana geldiği unutulmamalıdır. DAF’ta meydana gelebilecek bir hareketlilik Bingöl, Elazığ, Malatya, K.Maraş, Adıyaman, Osmaniye ve Hatay, illeri ve çevresinde önemli hasarlar meydana getirebilir.

Haritalar ciddi bir şekilde incelendiğinde hangi bölgelerin, illerin ve yaşam alanlarının her an olabilecek bir deprem tehdidi altında olduğu açık seçik görülmektedir. Yapılacak tek şey olabilecek bir depremde kayıpları en aza indirecek tedbirlerin Türkiye’yi yönetenler tarafından acilen alınmasıdır. Ancak bugüne kadar süren bu umursamazlığın sebebini acaba bilen var mıdır? Sakın kader olmasın?

Türkiye’yi ciddi şekilde etkileyen, korkutan diri fay sayısı 1990’lı yıllarda MTA’nın yapmış olduğu çalışmalar sonrası 150 olarak belirlenmiştir. MTA’nın yapmış olduğu yeni değerlendirmeler sonrası bu korkutucu diri fayların sayısı 326’ya yükselmiş, alt bölümlerini (segmentler) de dikkate aldığımızda bu sayı 485’e yükselmektedir. Bu demektir ki: Türkiye’de her an deprem üretecek en az 485 adet fay bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı, Kuzey Doğu Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fayı, Ecemiş Fayı,  Ege Graben sistemi, Doğu Anadolu Sıkışma Zonu ve Ölü Deniz Fay üzerinde her gün çalışılması ve dikkatle takip edilmesi gereken fay zonlarıdır. Bu hatlar üzerinde her an yıkıcı büyük depremlerin meydana gelmesi mümkündür.

Bunlar bilinen gerçeklerdir. Peki, ülkeyi yönetenler ne yapmaktadırlar? Uzun zamandır televizyonlarda, gazete ve dergilerde depremle ilgili hiçbir yayın yapılmamaktadır. Sebebi nedir? Bilim adamları söyledikleri dikkate alınmadığı için acaba artık pes mi ettiler? Büyük İstanbul depremi sonrası 50.000-100.000 arasındaki can kaybı ve 100.000.000.000 dolarlık bir maddi kayıp Türkiye’nin BAĞIMSIZLINI kaybetmesi anlamına gelmiyor mu?

Bu yazı 2119 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı