Hoşgeldiniz; Bugün 01 Mayıs 2017 Pazartesi
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi|29 Aralık 2016 Perşembe

Türkiye ve Rusya İlişkilerinde Hayali Bayram Havası

Tuğçe Varol tarafından yazıldı.

2002 yılında AKP hükümetinin kurulmasının ardından Türkiye ve Rusya siyasi ve ekonomik ilişkilerinin gelişmeye başladığı bir gerçektir. Ancak iki ülke arasındaki bölgesel çekim alanı etkisi ve eski soğuk savaş retoriğinin geride kalmasının haricinde anlaşma alanları kadar anlaşmazlık alanları da devam etmiştir. İkili ticari ilişkilerin gelişmesi, Ankara ve Moskova’nın uluslararası çıkar çatışmaları meselelerinin üstünün örtülerek devam etmesine yol açmıştır. Öncelikle enerji alanında işbirliğinden ziyade Türkiye’nin sadık bir Rus enerji kaynakları müşterisi konumu yıllar içerisinde güçlenmiştir. 2014 yılı sonrasında Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından itibaren ise, Rusya açısından (Batı ve ABD açısından da) Erdoğan, “ne yapacağı öngörülemeyen” bir lider haline gelmiştir. 2015 Kasım ayında Rus uçağının düşürülmesi ve ilişkilerin en dip seviyeyi görmesi ve ardından 2016 yılı haziran ayında Erdoğan’ın özür mektubu göndermesi, ilişkilerin 2014 öncesi döneme dahi dönmesine yetmemiştir. Son olarak Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov’un 19 Aralık 2016 tarihinde suikasta uğramasının ardından resmi taraflar saldırının Türkiye ve Rusya açısından Türkiye ile ilişkiler zaten dost komşu ilişkisi değil, kontrol edilmesi gereken komşu ilişkisine dönmüştür. Türkiye açısından ise Rusya, yalnızlıktan ve dışlanmaktan çıkış kapısı olarak görülmektedir. Türkiye’nin düştüğü siyasi, ekonomik ve jeopolitik çıkmazın son derece farkında olan Moskova da bu durumu sonuna kadar kullanmayı planlamaktadır.   

 

Rusya ve Türkiye ilişkilerinin iyi olduğu dönemde (2002-2014) gerçekleştirilen ortak bir enerji projesi olmamıştır. Mavi Akım-2 doğalgaz boru hattı, Rus gazı ve petrolünü İsrail’e Türkiye üzerinden taşıyacak boru hattı projeleri ve Samsun-Ceyhan petrol boru hattı projeleri önerilmiş ama gerçekleştirilememiştir. Ancak Türk-Rus ilişkilerinin son dönemde Türk Akım’ı doğalgaz boru hattı ve Akkuyu nükleer santral projeleri nispeten ilerlemekte olan projelerdir. Rus enerji şirketlerinin Türk şirketlerine ortak olması, Rus Sberbank’ın Denizbank’ı satın alması ve Türkiye’ye gelen Rus turist sayısında artış olmasının karşılığında Türk inşaat şirketleri Rusya’daki çalışmalarını arttırmış ve Türkiye’ye Rusya’ya tarım ihracatı yapabilmiştir. Türk ve Rus enerji ilişkilerinde Türk Akım’ına kadar karşılıklı bir işbirliği projesi gerçekleşememiştir. AKP öncesi imzalanan Mavi Akım doğalgaz boru hattının tamamlanması sayesinde Türkiye, Rusya’dan giderek daha fazla doğalgaz almaya başlamıştır. TPAO’nun Macar MOL şirketinden satın aldığı hissesi sayesinde Rusya’da ortak olduğu saha dışında Türk enerji şirketleri Rus enerji sahalarına girip çalışma hakkı elde edememişlerdir. Dünyanın pek çok yerinden enerji şirketleri zor bürokrasi ve zor coğrafi koşullara sahip olmasına rağmen Rus enerji sahalarında çalışırken, Türk enerji şirketlerinin Rus sahalarına girişi ne Türk yöneticileri tarafından hedeflenmiş ne de Rus yöneticileri tarafından teşvik edilmiştir. Son olarak TÜİK’e göre Türkiye’nin Rusya karşısındaki 2015 yılındaki dış ticaret açığı 3,5 milyar ihracata rağmen 17 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. Aralık ayı TÜİK rakamlarına göre ise Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı yaklaşık 2 milyar dolara düşmüş ve dış ticaret açığı da 10,5 milyar dolar civarındadır. Özetle enerji alanında ciddi bir karşılıklı işbirliği henüz olmadığı gibi Rus uçağının 2015 Kasım ayında düşürülmesinin ardından Vladimir Putin’in ilan ettiği ekonomik yaptırımlar ve Rus turistlerin gelmesinin engellenmesinin ardından Türk ekonomisi olumsuz yönde etkilenmiştir.   

Türk ve Rus ilişkilerinin 2011 yılından itibaren yavaş yavaş gerginleşmesinin ana sebebi Suriye krizi olmuştur. Daha önce 2008 Gürcistan savaşı sırasında Rus dış politikası ile uyumlu hareket eden Ankara, Suriye konusunda “Yeni Osmanlıcılık” doktrini doğrultusunda Suriye rejiminin kısa sürede yıkılması ve Sünni-Selefi bir yönetimin Suriye’nin başına geçmesini hedeflemiştir. Arap Bahar’ının 2011 yılında Suriye topraklarına gelmesinin ardından Putin’in Suriye’nin terör örgütleri yuvası olacak uyarısına pek de aldırış etmeyen Ankara, Suriye’ye radikal militanların geçişlerine göz yummuştur. Arap Baharı sonrası Türk-Rus ilişkilerini 2015 haziran ayına kadar Suriye krizi meselesindeki anlaşmazlıklara rağmen ayakta tutan önce Güney Akım sonra Türk Akım’ı doğalgaz boru hattı projesi olmuştur. Fakat 2015 Haziran seçimlerinde AKP’nin tek başına hükümet olacak oyu alamaması ve Ruslara seçimlerden sonra Türk Akım’ını TBMM’den geçiririz sözünün tutulamaması Rus tarafının Esad’ın artık IŞİD ve diğer gruplar karşısında sıkıştığı bir anda Suriye’ye asker göndermesine neden olmuştur. Esasen eğer AKP 2015 haziran seçimlerinde tek başına iktidar olacak oyu alabilseydi ve TBMM’den hızla Türk Akım’ı projesini geçirebilseydi de muhtemelen Rus ordusu yine Suriye’ye çıkartma yapacaktı. Çünkü Türk Akım’ı projesi Rusya için çok önemli ama B planı olmayan bir proje değildir. Ruslar, AKP’nin Türk Akım’ı sözünü tutamamasının hemen ardından Kuzey Akım-2 projesini başlatmış durumdadır. Kuzey Akım-2 projesi ya da Türk Akım’ı projesi, Rusya açısından önemli olan ikisinden birisini bir an evvel gerçekleştirmektir. İkisinden biri gerçekleştiği takdirde, diğerinin gerçekleşme tarihi ileri itilebilir. Kuzey Akım-2 ve Türk Akım yarışında ise Kuzey Akım-2 projesi önce görülmektedir. Rusya’nın Suriye’ye Türk Boğazlarından geçen askeri gemilerini göndermesinin ardından ilişkiler 2015 eylül ayından itibaren bozulmaya başlamıştır. Türk Akım’ı projesinde öncelikle Türk pazarına gelecek olan gazın taşınması planlanmaktadır. Henüz Türk Akım’ının Avrupa’ya doğru hangi yolu izleyeceği kesinleşmemiştir.

Rus uçağının Kasım 2015 tarihinde düşürülmesinin ve Türk tarafının uçağın düşürülmesi ile ilgili tepkilerinin “gerekirse yine düşürürüz” seviyesinde olması, enerji bağımlılığı noktasında da “Rusya’dan gaz almak zorunda değiliz” açıklamaları yapılması, krizin iyi yönetilmemesine yol açmıştır. Vladimir Putin’in uçağın düşürülmesi ile ilgili en çok altını çizdiği nokta, Rus uçağın düşürme emrini kimin verdiği ya da neden düşürdüğü değil, Türk tarafının Rusya ile görüşmeden NATO’yu arayıp yardım istemesi olmuştur. Ancak şok atlatıldıktan sonra Türk tarafı yine Rus tarafı ile doğrudan ilişki kurmayıp, Kazakistan gibi araya aracılar koyarak görüşmeye çalışmıştır. Rusya önce Türkiye ile olan vize serbestisi rejimini iptal etmiş ve ardından da 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren ekonomik yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Türk ekonomisi Rus yaptırımlarından olumsuz yönde etkilendiği gibi, Türk savaş uçakları Suriye hava sahasına giremez olmuştur. Buna ilave olarak Rusya, BM Güvenlik Konseyine iki mektup yazarak Türkiye’yi IŞİD petrolünü satın almak ve IŞİD militanlarını eğitmekle suçlamıştır. Türkiye ile Rusya arasında “bayram havasının” olmadığının en önemli kanıtı ise Erdoğan’ın Haziran 2016 tarihinde Putin’e gönderdiği özür mektubundan sonra ilişkiler onarılmaya başlansa da BM’deki mektupları geri çekmemiştir.

Özür mektubunun ardından 15 Temmuz Darbe girişimi gerçekleşmiş ve Türk tarafı Ruslara uçağı düşürenlerin FETÖ’cü olduğunu iddia etmiştir. Rusya açısından uçağı düşürenin kim olduğu önemli değildir. Ankara, bu noktayı ısrarla kaçırmaktadır. Ankara’nın sürekli uçağı düşüreni FETÖ’cü, Rusya’nın Ankara Büyükelçisini öldüreni FETÖ’cü diye nitelemesinin çok anlamı bulunmamaktadır. Rusya'yı iki pilotunun ve büyükelçisinin hayatlarını kaybettiği sırada Türkiye Cumhuriyeti’ni kimin yönettiği ilgilendirmektedir. Cevap: Cumhurbaşkanı Erdoğan. Putin’e göre Erdoğan’ın hataları nedeniyle FETÖ, IŞİD, El Nusra ve benzeri örgütler ortaya çıkmış, palazlanmış ya da desteklenmişlerdir. Rus Büyükelçisinin katledilmesi Türk ve Rus ilişkilerinin onarılma sürecini sekteye uğratmayacaktır; ama Kremlin’in Erdoğan’a olan güveninin daha da sarsılmasına neden olmuştur. Rus dış politikasının Türkiye üzerinde en önemli iki jeopolitik hedefi bulunmaktadır. Birincisi, Türkiye’yi Rusya’nın “Yeni Ukrayna’sı” haline getirebilmek. Bir başka deyişle Türk Akım’ı projesi, doğalgaz depoları ve Akkuyu projeleri ile Türk ekonomisinin can damarı enerji politikalarını yönetmek. Bunun için de yakın bir zamanda Rusya’nın BOTAŞ’a ortak olması konusunda girişimler başlarsa şaşırılmamalıdır. Kısa bir süre sonra Erdoğan sonrası döneme ilişkin de Rusya’nın önlem alması gerektiğinden Rus bir enerji şirketinin (ya da şirketlerinin) BOTAŞ’a ve ayrıca Türkiye içerisinde elektrik üreten şirketlere de ortak olması gerekmektedir. Son dönemde Rusya’nın Türkiye’de 4 doğalgaz santralini satın almayı planladığı bilinmektedir. Dolayısıyla Türk-Rus ilişkileri giderek gelişmemekte, sadece Erdoğan dış politikalarının Türkiye’yi içine düşürdüğü yalnızlık politikasını Moskova sonuna kadar kullanmaya çalışmaktadır.

Rusya’nın ikinci jeopolitik hedefi ise Suriye’den çıkacak olan terör gruplarının Rusya ve Orta Asya coğrafyasına dönmelerini engellemektir. Bunun için de Türkiye’nin radikal cihatçı terör gruplarıyla tam teşekküllü bir mücadele başlatması gerekmektedir. Büyükelçi suikastının ardından Rusya, Türkiye’deki IŞİD, El-Nusra vb. gruplara yardım eden sivil toplum kuruluşlarının kapatılmasını, kendi istihbarat elemanlarıyla tespit ettiği Türkiye’deki hücrelerin basılmasını ve teröristlerin yakalanmasını Türkiye’den talep edebilir. Türkiye, Rusya ve İran’ın Moskova’da imzaladığı protokolden de anlaşılacağı üzere hem IŞİD hem de El-Nusra ile mücadele edeceğini taahhüt etmiştir. Söz konusu taahhüt, Türkiye’nin sadece sınır ötesi operasyonlarını değil, ülke içinde de mücadele başlatacağı anlamına gelmektedir. Eğer Rusya’nın istediği yönde Türkiye, ülke içerisinde IŞİD ve El-Nusra militanları ve destekçileri ile mücadele başlatmazsa, Ankara ve Moskova arasında ilişkiler daha da gerilebilir. Kaldı ki Rusya’nın nihai amacı Erdoğan’ı Esad ile aynı masaya oturtmaktır. Erdoğan, Esad ile aynı masaya oturmaktan kaçındıkça, Rusya çemberi daha da daraltmanın yollarını arayacaktır.  

Sonuç olarak sanıldığı gibi Türkiye ve Rusya ilişkileri birbirine güvenen iki stratejik ortak ilişkisinden son derece uzaktır. Öncelikle Rusya kapısında, yalnızlıktan kurtulmanın çaresini arayan Türkiye’den Rusya’nın talepleri ve beklentileri bulunmaktadır. Rusya’nın talepleri enerji, güvenlik ve dış politika alanlarını kapsamaktadır. Henüz bir emaresi görülmemekle birlikte, Türkiye içerisinde terör olaylarına çözüm bulunamadığı takdirde, Rusya kendi yatırımlarını kendi askeri kaynakları ile korumak üzere Türkiye’ye başvurabilir. Türk Akım’ının Rus donanması tarafından korunması, Trakya ve Güneydoğu Anadolu da Rus askeri üslerinin kurulması talepleri gelebilir. Bu durumda da Türkiye’nin NATO üyeliği artık tamamen tartışmaya açılabilir. Örnek olarak Kırgızistan’da hem ABD hem de Rus üssü varlığı Türkiye’nin önüne getirilebilir. Ankara, Rusya’nın kayıpları için sürekli örgüt ismi veredursun, Rusya, meseleye “liderlik” seviyesinde ve Türkiye’nin nasıl yönetildiği noktasında bakmaktadır. Son olarak Türk Akım’ının AKP’lilerin çoğunlukta olduğu TBMM’nden geçtiği unutulmamalıdır. Türkiye’de rejim değişikliği olduğu takdirde, Rusya’nın Türkiye’den askeri üs talebi geldiğinde, talep TBMM’nden önce Cumhurbaşkanı tarafından onaylanacaktır. O nedenle Rusya, güvenmediği, hatta ne yapacağını tam olarak öngöremediği Erdoğan’ın Rusya ile iyi ilişkiler kurmak için sürekli Moskova’nın kapısını çalması fırsatını sonuna kadar kullanmaktadır. 

Bu yazı 4344 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler1

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı