Hoşgeldiniz; Bugün 24 Haziran 2017 Cumartesi
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi|18 Aralık 2015 Cuma

Türkiye’nin Olası Musul Operasyonu’nun Sebebi Ne Olabilir?

Tuğçe Varol tarafından yazıldı.

Ankara’nın son dönemde Rusya krizi ile boğuştuğu bir dönemde sorunlar yumağına, bir de aniden Türkiye’nin Musul’a zaten var olan Türk birliğine daha fazla sayıda asker göndermeye kalkması sonucunda Irak ile arasındaki bağların kopması eklenmiştir. Ankara-Erbil, daha doğrusu Başbakanlığı döneminde Erdoğan ve Barzani arasında imzalanan ancak TBMM’ye getirilemeyen enerji anlaşmaları ve petrol taşımacılığı nedeniyle Ankara’nın zaten Bağdat ile inişli-çıkışlı bir diplomasi trafiği vardı. Şimdi ise gelinen noktada Irak, Türkiye ile ticaretini durdururken, Türkiye ise vatandaşlarına: “Irak’ın IKBY (Irak Kürt Bölgesel Yönetimi) içindeki Dohuk, Erbil ve Süleymaniye vilayetleri dışındaki hiçbir şehrine gitmeyin” mesajı yayınlamıştır.[1] Türkiye’nin bir anda Bağdat ile ilişkilerini kopma noktasına getiren stratejisinin arkasında ne yatıyor olabilir?

Bu sorunun cevabı aslında yeni değil eski bir strateji: Kürt Bölgesinin gerekirse Irak’tan kopması ve Kürt Bölgesi enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden taşınması ve/veya satın alınması. IŞİD’in meşhur Musul saldırısına kadar esasen Ankara’nın stratejisi zaten Kürt bölgesinin çıkış yolu olarak Türkiye seçeneğini kullanması yönündeydi. Bu nedenle Türkiye, TPIC aracılığı ile Barzani yönetimi ile enerji anlaşması yaptı, Kerkük-Ceyhan’ın haricinde Kerkük ve Kürt Bölgesi petrolünün taşınması için ek petrol boru hattı inşasına teşvik etti. Buna ilave olarak, Siyah Kalem şirketi 2012 yılında Kuzey Irak’tan doğal gaz ithal edebilmek için EPDK’dan lisans aldı. Dolayısıyla Kuzey Irak’tan Türkiye’ye inşa edilmesi planlanan doğal gaz boru hattı projesi de yeni değil.

Ankara bir yandan Barzani ile iyi geçinmeye çalışıyor ama bir yandan da Kürt koridorunun Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e ulaşmasını istemiyor. Barzani ise hem günü kurtarması gereken politikalar izlerken hem de IŞİD sonrası Kürdistan’ın kurulması stratejisini takip ediyor. IKBY’nin mali şartları son derece ağır ve para bulmakta zorlanırken uluslararası arenada da çeşitli kayıpları olmaktadır. Örneğin; BAE’ne ait DANA enerji şirketinin Londra’daki Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde IKBY’yi dava etmesi sonucu mahkemenin 28 gün içerisinde konsorsiyuma 1.98 milyar dolar para ödemesi kararı alınmıştır. DANA gaz şirketinin esas talep ettiği miktar ise 11 milyar dolardır.[2]  Barzani yönetiminin bu parayı verecek gücü olmadığı gibi Türkiye’den de Halkbank hesaplarında bulunan paralardan Erbil’e göndermesi talebinde bulunduğu da bilinmektedir. Tahkim meselesi Türkiye için de tanıdık bir konu çünkü Irak, Türk hükümeti ve BOTAŞ’ı aralarındaki boru hattı anlaşmasına sadık kalmadığı ve Erbil’den aldığı petrolü sattığı için 2014 yılı içerisinde dava etti.[3] Ancak daha sonra Erbil ve Bağdat’ın aralarında geçici olarak petrolün nasıl satılacağı konusunda anlaşmaları üzerine Irak, tahkimdeki dosyayı dondurmuştur. Son olarak Rusya’nın dünyaya sunduğu iddialardan kısa bir süre önce Irak hükümeti bir kez daha tahkime davası açmaya hazırlanmaktadır.[4]

Rusya’nın Suriye’ye yerleşmesi ve Esad rejimini koruyarak Suriye içindeki terör örgütlerini vurması, Kürt koridoruna mutlaka karşı çıkacağı anlamına gelmemektedir. Suriye’nin tüm Akdeniz kıyısına sahip olması durumunda Kürt petrol ve doğal gaz boru hatlarının Suriye’nin kuzeyinden geçerek Suriye limanlarından dünya pazarlarına açılması ihtimali de bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye, son bir atak yaparak Musul operasyonu ile Barzani yönetiminin ve Suriye Kürt bölgesinin ortasına yerleşmek isteyebilir. Böylelikle kesilen Kürt koridoru yerine Barzani’ye Kürdistan’ın “bağımsızlığı” vaadi ve Türkiye tarafından tanınması vaadi ve bunun karşılığında da Kerkük dahil IKBY’nin elindeki enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden taşınması şartı konuyor olabilir. Gerçek şu ki, uluslararası politikada hiçbir askeri harekat, siyasi bir amaç olmadan uygulanmaz.

Türkiye’nin Suriye ve Irak politikalarında IŞİD’li bir döneme iyi hazırlanamadığı gibi IŞİD’siz bir döneme de iyi hazırlanmadığı görülüyor. Suriye politikasında kaybetmiş olan Türkiye, Kürdistan bölgesini tercih ederek Bağdat’ı da kaybedebilir, oysa ki Irak’ın güneyi enerji kaynakları açısından Kuzey Irak’tan çok daha zengindir. Tüm bunlara ilave olarak Türkiye, Barzani yönetiminin Kerkük üzerindeki otoritesini de tanıyarak, Türkmen hassasiyetinin hiç de sanıldığı kadar olmadığını göstermektedir. IKYB lideri Barzani’nin 9 Aralık Türkiye ziyareti esnasında ilk olarak MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşmesi, Türkiye’nin Musul harekatı hazırlığı yaptığı ve bu konunun da Genel Kurmay ve Savunma Bakanlığından çok MİT Müsteşarlığınca planlandığı şeklinde de yorumlanabilir. Hemen ardından ise 10 Aralık tarihinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Bağdat’a gidecekleri duyurulmuştur. Başbakan Davutoğlu’nun açıklamasına göre Türkiye, DAEŞ (IŞİD) ile komşu olmak istemiyor ve DAEŞ’e komşu olmamak için de Erbil’in güçlü olması lazım ve bunun içinde Türkiye her türlü desteği hem Irak hem de Irak Kürdistan Bölgesine vermeyi planlıyor.[5] Ancak birincisi Irak bu desteği Türkiye’den istiyor mu? İkincisi, Türkiye’nin IŞİD ile mücadelesi Erbil’e vereceği destekle mi başlayacak, yoksa bundan önce yapması gerekenler de var mı? Üçüncüsü Bağdat’a verilecek desteğin mesajını neden MİT Müsteşarı taşıyor? Diplomasi ve Dışişleri meselelerinin bu kadar istihbarat mekanizmasına teslim edilmesi Türkiye’nin Irak’a karşı bakış açısının çok da dostane olmadığı şeklinde algılanacağı düşünülmüyor mu acaba?

Dönüp de güney sınırımıza baktığımız zaman gördüğümüz: ABD ve Rusya, dünyanın iki büyük gücü, Ukrayna konusu gibi bazı konularda anlaşamasalar da IŞİD konusunda şu an için mecburiyetten de olsa aynı nokta da duruyorlar. Ankara ise bir türlü bu durumu kabullenemiyor ve ani ve aceleci kararlar alarak hatalar yapıyor. ABD’nin Kürt koridoru istediği zaten uzun süredir bilinen bir gerçek iken, Rusya’nın da bu koridorun ucunu tutacak şekilde hem fikir olması tahmini çok da zor olmayan bir sonuçtur. Üstelik şimdi Türkiye karşısına İran, Irak ve Suriye bloğunu almak üzere ki üçü de Rusya ile müttefiktir. Dolayısıyla Türkiye, kuzeyden ve güneyden Rusya ile çevrelenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu nokta da Türkiye’nin en azından ittifakı bozmak adına komşularından birisi ile iyi bir ilişki kurarak diplomatik yolları açık tutması gerekirken, Musul meselesi ile ortalığı daha da germektedir. Maalesef Türkiye, Kürt koridorunu engelleme ihtimallerini yitirmiş ve köşeye sıkışmış bir politika izlemek zorunda kalmıştır.


[1]Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Son Gelişmeler Çerçevesinde Irak’ta Bulunan veya Irak’a Seyahat Etmeyi Öngören Türk Vatandaşlarına Yönelik Seyahat ve Güvenlik Duyurusu, 9 Aralık 2015, http://www.mfa.gov.tr/irak_ta-bulunan-veya-irak_a-seyahat-etmeyi-ongoren-turk-vatandaslarina-yonelik-seyahat-ve-guvenlik-duyurusu_-9-aralik-2015.tr.mfa

[2]Reuters, “UAE’s Dana Gas Says Kurdistan Group Has Claims of More Than $11 bln”, 8 Aralık 2015, http://af.reuters.com/article/energyOilNews/idAFL8N13X3CD20151208

[3]Ben Londo, “Iraq files for arbitration against Turkey, Botas”, 23 Mayıs 2014, http://www.iraqoilreport.com/politics/iraq-files-arbitration-turkey-botas-12354/

[4]Today’s Zaman, “Iraq to take Turkey to arbitration over oil sold to Israel: sources”, 27 Ekim 2015, http://www.todayszaman.com/business_iraq-to-take-turkey-to-arbitration-over-oil-sold-to-israel-sources_402646.html

[5]HaberTürk, “Hakan Fidan Bağdat’a Gidecek”, 9 Aralık 2015, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1164879-hakan-fidan-bagdata-gidecek

Bu yazı 3542 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı