Hoşgeldiniz; Bugün 18 Kasım 2017 Cumartesi
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi|08 Aralık 2015 Salı

Rusya’nın Putin’i ve Doğalgazı

Muhittin Ziya Gözler tarafından yazıldı.

Düşürülen uçağın büyük bir mesele yapılmasının sebebi acaba nedir?

Gurur mu?

Büyük Rusya için bir adım mı?

Putin’in ülkedeki itibar kaybı mı?

Ari ırka mensup olan Slav’ların doğu kolu olan Ruslar tarih sahnesine MS 9. asırda Kiev Knezliği ile adım atmışlardır. Slav’lar uzun süre bir Türk Devleti olan Avarların (562-803) hâkimiyetinde kalmışlardır. Türk-Rus ilişkileri ise Moskova Knezi’nin Kırım Han’ın aracılığıyla 1492’de İstanbul’a bir heyet göndermesiyle başlamıştır. IV. İvan’ın çar olmasından sonra Kafkaslar’daki bütün Türk-Müslüman halkların toprakları işgal edilmeye başlanmış ve büyük Rus İmparatorluğu’nun kurulması hedefinin temelleri atılmıştır. Ruslar ilerleyen zaman içinde Kırım’ı ve Türk Gölü haline gelmiş olan Karadeniz’i hâkimiyetleri altına alma çabası içinde bulunmuşlardır. Deli Petro’nun Ruslara bıraktığı vasiyette yer alan dünya hâkimiyeti fikri Çar Rusyası, Komünist Rusya ve günümüz Rusyası'nda hiç değişmemiştir. Orta Asya, Kafkaslar, Doğu Anadolu, Boğazlar, Balkanlar ve sıcak denizler Rusların dinip bitmeyen arzularıdır. Rusların yaklaşık 500 yıldır istediği iki husus Putin’le birlikte tekrar canlanmıştır. 1. Boğazları ele geçirmek ve büyük Rusya’yı yeniden kurmak, 2. Panslavizm’i canlandırmak.

Osmanlı İmparatorluğu ile Ruslar arasında birçok anlaşmazlığın ve savaşın olduğunu tarih kitapları uzun uzadıya yazmaktadır. Fakat Rusların unutamadıkları en önemli olay 1711 Prut Savaşı sonrası Baltacı Mehmet Paşa-Katerina görüşmesinin izleridir. Aradan geçen 304 yıl sonra Ruslar hiç beklemedikleri anda yine kendilerini sarsan ve asla unutamayacakları bir olayla karşı karşıya kalmış oldular.

Türk-Rus ilişkileri Osmanlı döneminde de, Cumhuriyet döneminde de, Komünist Rusya devrinde de hiçbir şekilde samimi ve birlikte hareket etme ilkesine dayalı olarak devam etmemiştir. Çünkü iki ülke arasındaki güvensizlik duygusu öylesine (Moskof Gâvuru) kök salmıştır ki, bunu yıkmak asla ve asla mümkün değildir. Kurtuluş Savaşı sırasında Rusya’nın Türkiye’ye samimi duygularla yaklaştığını ileri sürenler Türkiye’nin kapitalist dünyanın kucağına düşmemesi için Lenin’in söylediği şu sözleri göz ardı etmektedirler: "Kurtuluş Savaşı soygunculara karşı yapılan bir savaştır."

Başkan Putin

Hillary Clinton’un Zor Seçenekler’’ adlı kitabından bir alıntı ile yazımıza devam edelim (Gazetelerden): ’’ İkinci Dünya Savaşıydı, savaş bölgesinden memleketi olan Leningrad ‘a (ST. PETERSBURG) izine gelmiş bir asker evinin bulunduğu caddeye doğru giderken Alman bombardımanı sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. Ölüler toplu gömülmek üzere mezarlığa götürülüyordu. Cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; ona tanıdık gelen bir ayakkabı… Eşine aldığı ayakkabıya benziyordu eve gidip gitmeme konusunda biraz tereddüt geçirdikten sonra görevliye ayakkabıyı giyen ölüyü görmek istediğini söyledi. Görevli izin verdi kamyona çıktı, cesede baktı, karısıydı… Görevliye cesedin kendi karısı olduğunu onu alıp kendisinin gömmek istediğini söyledi. Görevlinin yardımıyla ceset indirildi, asker karısının zorda olsa nefes aldığını gördü ve onu alıp hastaneye götürdü… Yapılan müdahaleler sonucu kadın kurtarıldı iyileşti ve normal hayata döndü…
İşte o kadın hamile kaldı ve 7 Ekim 1952'de Vladimir Vladimiroviç Putin’i doğurdu… Tesadüfün böylesine ne demeli.’’

Putin’in ulusa sesleniş programında dile getirdiği ’’Türkiye pişman olacaktır’’ anlayışının altında gururdan çok, Rusya’nın takip ettiği politikalar sebebiyle başta Türkiye olmak üzere Batı Dünyasından çekinmesi ve seçimler sırasında Rus Halkı’na verdiği sözlerin gerçekleşmemesi yatmaktadır. Rus Hükümeti’nin sosyal harcamaları kısıp, askeri harcamaları artırması Rus ekonomisinin geleceği açısından endişelere sebep olmaktadır. 2015 yılında askeri harcamalara yaklaşık 85 milyar dolar ayıran ve Nazi’lere karşı kazanılan savaşın 70. Yıl dönümde Kızıl Meydan’da yapılan resmigeçitte sergilenen T14 Armata Tankları ve 11.000 km. menzilli RS-24 Yars kıtalararası balistik füzeler ve diğer silahlar, Rusya’nın hızla Komünist Rusya dönemindeki gibi silahlandığını göstermektedir. İşte bu harcamalar Rus Halkı’nı rahatsız etmektedir. Zira seçimler sırasında Rus Halkı’na dünyanın en büyük 10. Ekonomisi olma sözü veren Putin bu sözü yerine getirememenin korkusu, telaşı ve endişesi içindedir. Rusya 860.598.000.000 dolarlık GSYH ile dünyanı 10. büyük ekonomisi durumundadır. Putin’in dünya siyasetinin, kurulacak stratejik ortaklıkların yolunun tehditlerden, ambargolardan, ya da ’’Blueberry Hill’’ adlı şarkıyı söylemekten geçmediğini bilmesi gerekmektedir (Bunlar diğer liderler içinde geçerlidir). Devletiz, sınıfsız ve üretim araçlarının ortak mülkiyeti anlayışına dayalı bir toplum düzeni felsefesi ile yetişmiş, hukuk okumuş iyi bir KGB ajanı olan Putin Sovyetler Birliği’nin dağılmasını 20. Yüzyılın en büyük trajedisi olarak görmüştür. Demek oluyor ki, aklının bir köşesinde ’’Sovyetler Birliği’’ ideali bulunmaktadır. Kısacası Putin tohumları Çar Rusya’sında atılan Komünist Rusya döneminde cebir, şiddet ve kanla hayata geçirilen’’ Büyük Rusya’’nın kurulmasına yönelik bir dış politika takip etmektedir.

Çeçenistan konusunda açıkça şu acımasız fikri ileri sürmektedir: ’’Çeçenistan’daki aşırı sağcı militanları zapt etmezsek, Rusya Federasyonu gene­linde ikinci bir Yugoslavya kriziyle karşı karşıya kalırız. Rusya’nın bir nevi Yugoslavyalaştırılması olur bu... Çeçenistan’da saldırmıyor, kendimizi savunuyoruz biz.”

Ukrayna meselesinde güç kullanmak için sözde bir izin isteğini şu şekilde dile getirmektedir: “Şu anda kırım topraklarında bulunan askeri üs ve kuvvetlerimizin güvenliği ile Kırım da yaşayan Rusya Federasyonu vatandaşların can güvenlikleri tehlike altındadır. Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri mensuplarının hayatları için tehlike yaratan Ukrayna’da ortaya gelen olağanüstü durum dolayısıyla ülkede sosyal ve siyasi durum istikrarlaşıncaya kadar Rusya Federasyon Meclisi’nin Federal Kurulu’na Ukrayna topraklarında Rusya askeri güç kuvvetleri kullanılması gerekmektedir.’’

26.200 km2lik yüzölçümü ve 2 milyon nüfusu ile tarih boyunca Hun, Hazar, Göktürk, Altınordu, Kıpçak ve Osmanlı kültürleri ile hal hamur olmuş bir Türk toprağı olan Kırım, 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun, 18. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Rus İmparatorluğu’nun, II. Dünya Savaşı sırasında Almanya ve daha sonra da Sovyetler Birliği’nin hâkimiyetinde kalmıştır. Putin’in Kırım için söyledikleri dünyaya meydan okumanın çok açık bir ifadesidir.’’Kudüs’te bulunan Tapınak Tepesi Müslüman ve Yahudiler için ne kadar değerli ise Kırım’da bizim için o kadar değerlidir.’’ Zira Rus donanması orada bulunmaktadır. Sıcak denizlere açılacak başka herhangi bir limanı bulunmamaktadır. Suriye ile olan yakınlaşmanın sebeplerinden biri de Lazkiye ve Tartus’ta üs kurabilmektir.

Çeçenler’e uygulanan soykırım, Ukrayna’nın işgali, Kırım’ın ilhakı ve nihayet Ortadoğu’ya ve Doğu Akdeniz’e el uzatmak acaba hangi siyasal ve ahlaki değerlerin ürünüdür? Dış politika hiç kimsenin kendi başına yön vereceği bir anlayışı kabul etmemektedir. Bu Putin’in çok iyi bilmesi gereken bir husus değil midir?

Enerji Kaynakları 

Rusya’nın enerji kaynaklarının durumu nedir? Rakamlarla açıklayalım: Dünya petrol rezervi 2015 yılı itibariyle, 239,8 milyar tondur. Bu rezervin % 6,1 olan 14,1 milyar tonu Rusya’da bulunmaktadır. Rusya’nın yıllık petrol üretimi 534 milyon ton, tüketimi ise 148 milyon tondur.

Dünya doğalgaz rezervi 2015 itibariyle, 187,1 trilyon m3’tür. Rusya dünya doğalgaz rezervlerinin % 17,4’ü olan 32,6 trilyon m3’lük bir rezerve sahiptir. Üretimi 578,7 milyar m3, tüketimi 409,2 milyar m3’tür. Ülkenin yaklaşık 550 milyar dolarlık ihracatının %60’ı hidrokarbon gelirleridir.

Türkiye’nin enerji kaynaklarının yeterli olmadığı bilinen bir gerçektir. Bu sebepledir ki, Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke konumundadır. Türkiye’nin petrolde dışa bağımlılık oranı % 93,  doğal gazda ise % 98,8’dir.  Türkiye enerjide %72,5 oranında dışa bağımlıdır. 2013 yılındaki birincil enerji arzı aşağıda gösterilmiştir. (Şekil-1)

          

 

                    (Şekil-1. Kaynak/2014 Yılı TPAO Sektör Raporu)

 

Türkiye’nin 2014 yılında ithal ettiği toplam doğalgaz miktarı 49,2 milyar m3’tür. Rusya’dan 26,9 milyar m3, İran’dan, 8,9 milyar m3 ve Azerbaycan'dan 6 milyar m3 doğalgaz alınmış, ayrıca Cezayir ve Nijerya’dan 7,2 milyar m3 LNG ithalatı yapılmıştır. Şekil-2’de doğalgaz ithalatının ülkelere göre dağılımı görülmektedir. Görüldüğü gibi doğalgazda %56 oranında Rusya’ya bağımlı olmak, 1984 yılından beri takip edilen eksik politikaların neticesidir. 1984 yılında SSCB ile imzalanan doğalgazın sanayi ve şehir şebekelerinde kullanılması anlaşmasının kötü sonuçları şimdilerde kendini göstermektedir. Doğalgaz kullanımı, 1991’de 4 milyar m3, 1999’da 12 milyar m3, 2012’de 46,3 milyar m3 olmuştur.

             

               

                      (Şekil-2. Kaynak/ 2014 Yılı TPAO Sektör Raporu)

 

İşte enerjide böylesine dışa bağımlı bir durumdayken, Türkiye ile Rusya arasında çıkabilecek bir gerginlik hiç kimsenin aklına gelmemiştir. Neden acaba? Türkiye kendi öz kaynaklarını kullanarak ve doğalgazın mesela ısıtmada kullanılmasını yaygınlaştırmadan ve de Müslüman ülkelerden daha çok doğalgaz alma anlaşması yaparak Rusya’ya olan bağımlılığı azaltabilirdi. Gelinen bu noktada ne yapılabilir konusuna gelince, şayet Rusya doğalgazını keserse:

1.Türkiye ısınmada ve üretime dönük olmayan sanayi kollarında acil tedbirler alarak doğalgaz kullanımını azaltabilir. Kamu kuruluşları, konutlar, AVM’ lerde sıcaklıklar düşürülebilir. Doğalgaz az kullanılır. Buradan %15-20 civarında tasarruf yapılabilir.

2.Azerbaycan ve İran’dan alınan doğalgaz miktarları artırılmalıdır. (toplamda %50’lik bir artış-ne kadar artabileceği bellidir-önemli bir artıştır.)

3.TANAP Boru Hattı ve Kuzey Irak Doğalgaz Boru Hattı Projeleri hızlandırılmalıdır.

4. Katar ve Suudi Arabistan ile kurulacak stratejik ortaklıklar çerçevesinde uzun vadede Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı’nın olabilirliği konusunda çalışmalar yapılmalıdır.

5.Katar’dan LNG alınması çok önemlidir. Ancak BOTAŞ ve EGE GAZ’A ait LNG tesislerini kapasitelerinin artırılması ve yeni LNG tesislerinin kurulması gerekmektedir.

Bugün için alınacak tüm tedbirlere rağmen Rusya’nın doğalgazını kesmesi Türkiye’yi zora sokacak bir durumdur. Kısa dönem içinde alınacak her türlü tedbire rağmen Türkiye’nin sıkıntı çekmesi kaçınılmazdır.

Ne var ki, her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır ifadesinin en güzel örneğini yaşamaktadır Türkiye.

Diğer taraftan, Rusya’nın Türkiye’ye verdiği gazı kesmesi sadece Türkiye’yi değil tüm Avrupa’yı ve Rusya’yı da etkileyeceği unutulmamalıdır. Zira Türkiye başta Rusya olmak üzere Doğunun doğalgazını, petrolünü kendi toprakları üzerinden Batıya taşımaktadır. Türk Akımı rafa kaldırılırsa, Ukrayna ve Bulgaristan üzerinden gelen ve Trakya’dan Türkiye’ye giriş yapan Batı Hattı’ndaki ve Karadeniz’in altından geçerek Samsun’dan ülkemize giren Mavi Akım’daki doğalgaz’ın Rusya tarafından azaltılması ya da kesilmesi Rusya için bir maceradır. 2016 yılında Rusya’nın yapacağı böylesine çocukça bir hareketin sonuçlarının kendisi açısından da iyi olmayacağını bilmektedir. Kanaatim o dur ki, Rus yönetimi ve Putin Avrupa’yı da sarsacak böyle bir maceraya atılmayacaktır. Rus yönetimi halkının kırılan onurunu Güneydoğu sınırımızı bombalayarak veya bir uçağımıza saldırıda bulunarak tamir etme yoluna gidecektir.

   TPAO’nun 2015 Sektör Raporu’nda yer alan şu ifadeler çok önemlidir: ’’Türkiye, sahip olduğu jeostratejik konumu itibariyle, bölgesel petrol ve doğal gaz projelerinde öncü rol oynamak suretiyle gerek ulusal arz güvenliğinin sağlanmasında gerekse de Avrupa başta olmak üzere bölgesel arz istikrarına katkıda bulunma konusunda büyük bir potansiyele sahiptir. Bu kapsamda, Ortadoğu, Hazar Bölgesi ve Orta Asya’nın zengin hidrokarbon kaynakları ile Avrupa ve Dünya’daki tüketici ülkeler arasında güvenilir, istikrarlı ve ekonomik bir enerji merkezi olma doğrultusunda mevcut ve planlanan olmak üzere;  Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı (BTC) , Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı (BTE), Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP), Türkiye-Yunanistan Enterkonnektörü (ITG), Irak-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı, Türk Akımı Doğal Gaz Boru Hattı projeleri bulunmaktadır.’’ (Şekil-3)

 

Türkiye 2015 Aralık ayında itibaren:

1.Yerli kaynakların ve yenilenebilir kaynakların kullanımına önem ve öncelik verirse,

2.Kaynak ve ülke çeşitlendirilmesine hız verirse,

3.Doğalgaz ve petrol depolama kapasitesini artırırsa,

4.Enerjide verimliliğin halka daha iyi anlatılması konusunda  kapsamlı çalışmalar yaparsa,

5.Ülkemizin bir enerji merkezi olması konusundaki faaliyetlerine devam ederse,

6.Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Orta Asya petrollerindeki politikalarında daha kalıcı ve baskıcı bir siyaset takip ederse, Rusya’nın veya ileride başka bir ülkenin meydan okumaları karşısında sıkışıp kalmayacaktır.

                 

( Şekil-3. Kaynak/TPAO/2015 Türkiye’ye Uzanan veya Uzanması Planlanan Uluslararası Petrol ve Doğal Gaz Boru Hattı Projeleri )

Ruslar Komünizm döneminden beri çağırdılar geldim politikalarını benimsemiş bir devlettir. Suriye, Irak, Ortadoğu’nun tamamındaki Hidrokarbon kaynaklarından pay almak ve okyanuslara açılmak için buralara geldiğini bilinen bir gerçektir. Ayrıca Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları da Rusların ilgisini çekmektedir. Tamar, Levant, Herodot ve Nil Deltası’nda 8-10 trilyon m3 doğalgaz ve 3,5-4 milyar varil petrol olduğu tahmin edilmektedir. Doğu Akdeniz’de 9 ülkeye ait, içinde uçak gemisi ve denizaltıların bulunduğu 70’e yakın savaş gemisinin bulunması dünya barışı açısından büyük tehlike arz etmektedir. Bu savaş gemileri sadece Suriye için değil, tüm Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’in geleceği için de orada bulunmaktadırlar.

Rusya ve Putin Türkiye’ye yaptırım uygulamaya kalktığı takdirde: 1. Nükleer Santral yapımı Ruslardan alınabilir mi? 2. Türk akımı Projesi Türkiye tarafından iptal edilebilir mi? 3. 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanmış olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi yeniden gözden geçirilmeli midir? 4. Rus vatandaşlarının Türkiye’den konut almaları engellenebilir mi? (2015 Haziran ayı sonuna dek 13.950 Rus vatandaşı Türkiye’den konut satın almıştır) 5.Rus turistlere gösterilen ayrıcalık engellenebilir mi? 6. Rusya’ya yapılan tüm ihracat iptal edilebilir mi? 7. Limon ihracatından vazgeçilebilir mi?

Türkiye Rusya ticaretinde Rusya’nın doğalgazı kesmesi durumunda kaybı yaklaşık 20 milyar dolar civarında olacaktır (2014 yılında Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 5.943 milyon dolar, Rusya’nın Türkiye’ye ihracatı 25.289 milyon dolardır).

Ana muhalefet partisinin bir yetkilisinin şu ifadesi oldukça manidardır. İfade aynen şöyledir:’’… Bunun LNG gibi başka ürünlerle ikame edilmesi ve kaynak ülke çeşitlendirilmesi yapılması, kısa vadede mümkün görülmemektedir.’’ Peki, Türkiye bu zor durum karşısında ne yapmalıdır? Rusya ile kriz konusunda artık önüne gelenin konuşmaması ülkemizin menfaatleri açısından önem arz etmektedir. Hükümet kanalından Dışişleri Bakanı’nın konuşması yeterli olacaktır.

Türkiye’nin ciddi bir mesele ile karşı karşıya bulunduğu gerçeğinden hareketle, milli birliğimizin güçlü olabilmesi için iktidar, muhalefet, yazarçizerler ve akademisyenlerin fikir birliği içinde bulunmaları ve ağızlarından bal damlaması gerekmektedir.

Kalem oynatanların da kalemlerinden mürekkep damlamalıdır…

Bu yazı 3345 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı