Hoşgeldiniz; Bugün 18 Kasım 2017 Cumartesi
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi|20 Ekim 2015 Salı

Altın Madenciliği-2

Muhittin Ziya Gözler tarafından yazıldı.

ÜLKEMİZDE İŞLETİLEN ALTIN YATAKLARI

 

Ülkemizde faaliyet gösteren altın işletmelerinin durumlarına kısaca bir göz atarak altın madenciliğinin durumunu özetlemeye çalışalım:

1989 yılında arama ruhsatı alarak Bergama Ovacık’ta altın madeni arama işlemlerine başlayan Eurogold Madencilik Şirketi zaman içinde halkın tepkisi, STK’ ların direnişi ve yanlış yönlendirmeleri ile karşılaşır. Konu adalete intikal eder.Yerel Mahkemeler, Danıştay, Valilik, Çevre Bakanlığı, TUBİTAK Raporu, Başbakanlık Genelgesi derken Mayıs 2001’de Eurogold deneme üretimine başlar. Bu arada şirket Normandy Madenciliğe satılır. 18 Ağustos 2004 tarihinde mahkeme kararıyla şirketin üretimi durdurulur. Şirket, 2005 yılında Koza Davetiye Mağaza İşletmeleri ve İhracat A.Ş.’ye satılır. Koza o tarihten bu yana etrafında fırtınalar koparılan Ovacık altın madeninde üretim yapmaktadır. Koza Altın İşletmelerinin, Ovacık, Kaymaz, Himmetdede ve Mastra’da tesis ve maden işletmeleri, Çoraklıtepe, Çukuralan’da maden işletmeleri ve Kubaşlar, Söğüt ve de Mollakara’da projeleri bulunmaktadır. Şirketin altın konusunda çok ciddi bir ekibi ve son derece modern laboratuvarları (Ovacık ve Kaymaz laboratuarları TÜRKAK tarafından akredite edilmişti) bulunmaktadır. Şirketin 2012 bilgileri aynen şöyledir:’’Son beş yıl içerisinde hem üretim hem de kaynak ve rezerv bakımından dünya çapında gelişme kaydeden şirketimiz Koza Altın İşletmeleri A.Ş. hızlı büyüyen ve gelişen şirketler arasında yer alıyor. 2005 yılında Ovacık Altın Madeni’nde 101 bin ons altın üreten şirketimiz, Mastra ve Kaymaz altın madenlerinin de üretime başlamasıyla 2012 yılında 338 bin onsluk altın üretimi gerçekleştirdi. 2009 yılı sonu itibariyle kaynakları 8 milyon ons ve rezervleri ise 1,8 milyon ons olan şirketimizin sahip olduğu rezervler ve toplam kaynaklar 2012 yılında rekor bir artış gösterdi. 2012 yılsonu itibariyle kaynaklarımız 12,6 milyon onsa ve rezervlerimiz ise 3,7 milyon onsa ulaştı. 2012 yılı içerisinde yapılan üretim miktarı da dikkate alındığında rezervlerimizdeki yıllık artış oranı %76′ya ulaşmaktadır. Toplam kaynaklarımızdaki yıllık artış oranı ise % 20′dir.’’

Eldorado Gold Corparation (Kanada) Madencilik Firmasının Türkiye’deki uzantısı olan Tüprag Metal Madencilik San. Ve Tic. A.Ş. Uşak-Kışladağ ve İzmir-Efemçukuru’nda altı yatakları işletmektedir.180 milyon ton rezerv ve 1,07 gr/t tenöre sahip Kışladağ altın madeninden yılda 12,5 ton altın üretilmekte olup, bu altın yatağı aynı zamanda Avrupa’nın en büyük altın yatağı olarak ta bilinmektedir. 8,5 milyon ton rezerv ve 7,31 gr/t tenöre sahip İzmir-Efemçukuru altın yatağında yılda yaklaşık 3 ton altın elde edilmektedir.

Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Anatolia Minerals Development ile Avustralya'nın en büyük üçüncü altın üreticisi olan Avoca Resources Limited'in birleşmesi sonucu kurulan Alacer Gold Corp.’un alt kuruluşudur.   Anagold Mad. San. ve Tic. A.Ş.’nin bir ortağı da Lidya Madencilik (%20) kuruluşudur. Erzincan Çöpler sahasında oksitli ve sülfürlü 4 adet altın ruhsatında gerekli çalışmaları yapmaktadırlar. 2010 yılından beri sahada 21ton altın üretiminin gerçekleştiği ifade edilmiştir. Çöpler altın yatağı ile ilgili olarak MTA’nın bilgileri aynen şu şekildedir: ’’ 1990'lı yıllarda MTA tarafından belirlenen Ilıç-Çöpler bakır-altın sahası, o günkü güvenlik koşulları nedeniyle detaylı olarak çalışılmamış ve terk edilmiştir. Günümüzde ise özel sektör tarafından sondaj çalışmaları yapılan sahanın altın ve bakır açısından önemli olduğu ortaya çıkarılmıştır. Sahada 1.7 gr/ton Au tenörlü 71.600.000 ton altın rezervi bulunmaktadır. Bu rezervin metal altın içeriği ise yaklaşık 100 tondur.’’

1980 sonrası Sart Plaserindeki Ağır Mineral Dağılımı ve Değerlendirilmesi adlı bir makalenin özetinde şu cümleler yer almıştır: ’’Belli bir oranda M.Ö. 6. yy daki Lidya Kralı Krezüs'ün meşhur hazinelerinin temelini oluşturmuş Salihli Sart plaserlerinde son yıllarda yapılan araştırmalar altın dağılımının düzensiz olduğunu ve mevcut tenörlerin ekonomik bir değerlendirme için yeterli almadığını ortaya koymuştur. Bu çalışmada adı geçen plaserlerdeki ağır mineraller ve bunların kütle içindeki dağılımları belirlenmeye çalışılmıştır. Güdülen ana amaç düşük tenörde olduğu bilinen altının değerlendirilmesini ağır mineral yan ürünleri ile ekonomiklik kapsamı içine sokabilmek olmuştur.’’ Bölgede altın cevherinin varlığı uzun yıllardır bilinmektedir.  Ne var ki ancak 2002 yılında Pomza Export Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ. Bölgeye girmiş ve aşağıda yazılanları hayat geçirmeye başlamıştır. ’’Pomza Export firması Dünyada plaser yataklarda olduğu gibi Sart Bölgesindeki plaser yatak içindeki ağır metallerin de kazanılması gerektiği üzerinde durmuş, çalışmalarını bu yönde yapmıştır. Yapılan analizlerden plaser yatakta altının yanı sıra rutil, zirkon, kasiterit, limonit, ilmenit, hematit, almandin gibi mineraller içerdiği bunların da kazanılabileceğini belirlemiştir. Yapılmış çok sayıda araştırmalar sonrası 2002 yılında Şirketimiz tarafından işletmede cevher hazırlama tesisi kurulmuştur. Bu tesiste plaser yataktaki ağır mineraller ağır mineraller ekonomiye kazandırılmaktadır.

Sart Cevher Zenginleştirme Tesisi; ülkemizde plaser bir ocağın işletilmesine yönelik kurulu bulunan en önemli cevher hazırlama tesislerinden biridir. Bu tesis Türkiye’de ve Dünyada az benzeri olan “sıfır deşarj” olarak ifade edilen, üretilen bütün madenin değerlendirildiği, Ülkemizin “Madencilik Vizyonu” tanımı kapsamında ürettiklerinin tamamını uç ürünlere dönüştürme gayreti içinde bir Şirket anlayışı ile çalışan Dünya madenciliği için de örnek olma yolunda bir tesistir.’’ (Pomza Export sitesinden alınmıştır)

MTA’nın Niğde İli ile ilgili maden potansiyeli raporunda altın konusu şu şekilde anlatılmaktadır: ’’ Ulukışla-Bolkardağ sahasında iki adet potansiyel altın sahası tespit edilmiş olup, Bolkardağ (1) sahasında 8 gr/ton Au ve 273 gr/ton Ag tenörlü 175.000 ton, Bolkardağ (2) sahasında ise 3.12 gr/ton Au ve 140 gr/ton Ag tenörlü 152.000 ton görünür rezerv tespit edilmiştir.’’ Bölgede 2007 yılında başlayan madencilik faaliyetleri 2011’de sonuç vermiş ve Gümüştaş Madencilik ve Ticaret AŞ. altın cevheri ile ilgilenilmeye başlamıştır.  Şirket’in internet sitesindeki açıklamaları şöyledir: ’’Gümüştaş A.Ş. yıllardır atıl duran Gümüşhane ve Niğde-Bolkar maden yataklarını işleterek yurt ekonomisine kazandırmak amacıyla; maden arama+hazırlık çalışmalarını kesintisiz sürdürmüş ve elde edilen olumlu sonuçlara bağlı olarak her iki maden sahasında cevher üretim ve zenginleştirme tesisleri yatırımını gerçekleştirmiştir. Niğde-Bolkar’ da Şirketimiz değerli metaller sınıfında olan metal Altın ve Gümüş üretilmektedir. Bu amaçla cevher üretimi ile başlayan ve nihai ürün olan metal (Dore) üretimini sağlayan tesislerden ibaret komplike yatırım ise 2012 Ocak ayında İşletmeye alınmıştır. Gümüştaş madencilik AŞ, Niğde bölgesindeki faaliyetlerini genişletmek için, komşu saha sahibi olan Esen Madencilik ile Bolkar Madencilik AŞ adı ile 2011 yılında ortak bir şirket kurarak, bu sahada da madencilik faaliyetlerine başlamıştır.’’

Şirket bu altın yatağına 43,3 milyon dolarlık bir yatırım yaparak tonda 8 gram altın, 180 gram gümüş çıkarmaya başlamıştır. Faaliyetlerini daha yüksek rakımlara taşıyan şirketin açıklamalarına göre bu bölgelerde tonda bulunan altın miktarı 13-15 gram, gümüş miktarı da 400-500 gram civarındadır.

Görüldüğü gibi çeşitli engellemelere, zorluklara ve ideolojik karşı çıkışlara rağmen, Türkiye’de de altın işletmeleri başarıyla üretimlerine başlamışlar ve halen de devam etmektedirler. Yılda yaklaşık 150-200 ton altın ithalatı yapılan ve bu ithalata 10-15 milyar dolar ödeyen bu ülkede altın çıkarılmasına niçin karşı çıkılır? Madencilik yapılmadığı takdirde bilim ve teknikte ilerlemenin mümkün olamayacağını bilmeyen bazı çevrelerin madenciliğin tamamen terk edilmesinden yana oldukları unutulmamalıdır. Madencilik yapılmadığında enerjinin, fabrikaların, otomobillerin, bilgisayarların, cep telefonlarının, konutların yapılamayacağı ortada iken ve dünyanın her yerinde yoğun bir madencilik faaliyeti yapılırken bu ülkenin kendine yetecek kadar madenlerinin işletilmesine niçin karşı çıkılır? 2013 yılında yaklaşık 5,5 trilyon değerinde 17 milyar ton maden üretimi yapılmıştır. 2013 yılı altın üretimi ise 2840 tondur. Bu devasa rakamlar karşısında madenciliğe karşı olanlar acaba ne düşünmektedirler?

Genel hatları ile bakacak olursak madencilik faaliyetlerine karşı olmanın dört sebebi;

1.     Çevreyi koruma içgüdüsü,

2.     Dış odakların engelleme faaliyetleri,

3.     İdeolojik yaklaşım,

4.     Madenlerin daha iyi değerlendirilmesi isteğidir diyebiliriz.

Madencilik gerekli tedbirler alınmadığı ve denetimler yapılmadığı takdirde, insana, tarıma, ormana ve yaşam alanlarına, ekosisteme, tarihi ve kültürel mirasımıza doğrudan zarar veren bir faaliyet alanıdır. Bu bir vakıadır. Madenin çıkarılması ile başlayan topografyayı değiştirme işlemi, zenginleştirme, üretim ve atıklar tabiatı tahrip etmekte ve kirletmektedir. Bunlar madencilik faaliyetinin tabii neticesidir. Bu bilindiği için madencilik faaliyetlerinde süreklilik arz eden bilimsel denetimlerin olması şarttır. Madenciliğin doğasında olan bu özelliğinden dolayı madenciliği kötülemek, engellemek yanlıştır. Zira sanayinin hemen her dalında insana ve çevreye zarar vardır. Hele tarımda insan ve çevreye verilen zararın boyutları ülke iktisadi hayatını sarsmaktadır. Madencilikte yapılması gereken en önemli husus, değiştirilen çevrenin eski haline getirilmesidir. Gece baskınlarla kesilen zeytin ağaçları, kömür santrallerinde gerekli teknolojik üstünlüklerin kullanılmaması, gereğinden fazla yol açılması, derelerin kurutulması, bir yerde yapılacak madencilik faaliyetinin halka doğru dürüst anlatılamaması, bazı örgütlerin madencilik yapılamasına ideolojik olarak yaklaşmaları ortadan kaldırıldığında madencilik faaliyetleri bu ülkede de düzene girecektir. Madencilik faaliyetlerine ömrünü vermiş insanlar bu durumdan son derece rahatsızdırlar. Bu gibi kötü işleri engelleyecek olan da devlettir. Devlet ülkeye hizmet eden madenciyle, madenciliğin nemasından faydalanmak isteyenleri ciddi şekilde ayırt edecek formülü mutlaka ortaya koymalıdır.

                                           

ALTIN ÜRETİM YÖNTEMLERİ

Altın madenciliği yapılırken siyanür kullanılması ve siyanürün çevreye doğrudan zarar verdiği iddiası toplumu yıllarca meşgul etmiş ve halen de etmektedir. Altın madenciliğinde siyanür kullanımının gerekli tedbirlerin alınmasıyla birlikte zararın olmadığı bilimsel olarak kanıtlandığı halde halkı olumsuz yönde etkileyen STK’lar ’’ALTINA HAYIR’’  kampanyaları başlatmışlardır. Bir ülkenin yer altı kaynakları arasında altın varsa ve bu altının çıkarılması o ülkenin iktisadi hayatında önemli bir yer tutuyorsa bu altın madeni çevre şartları dikkate alınarak mutlaka işletilmelidir. Altının MÖ. 4000’li yıllardan beri kullanıldığı bilinmektedir. Altın üretimi sırasında altının cıva ile çözümlendirilmesi (amalgamasyon), kral suyunda (nitrik asit ve hidroklorik asit) çözündürme, bakır cevheri ile liç, klorlu çözeltilerde altın çözünürlülüğü, gravite yöntemi, flotasyon, siyanürleme, tiyoüre ve tiyosülfat uygulamaları ve refrakter altın cevherinin basınç altında liç uygulaması gibi yöntemler kullanılmaktadır. Ne var ki, günümüzde altın elde edilmesinde %85 siyanür liç, % 10 gravite, %3 oranında flotasyon ve %2 oranında da diğer yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemler arasında yer alan siyanür liç yöntemi günümüzde tüm altın üreten işletmelerin kullandığı bir yöntemdir. Ticari manada ilk defa 1889’da Yeni Zelanda’da Crown Mine maden yatağında kullanılan siyanür liç metodunda, küçük taneli altının oksijenli ve pH’ı 10-11 olan bir ortamda siyanürlü çözelti ile işleme tabi tutularak altının çözümlendirilmesi işlemidir. Cevherin mineralojik yapısı, metal içeriği ve yöntemin ekonomikliği göz önünde bulundurularak, siyanür liç yöntemiyle altın elde edilmesinde yığın liç, tank liçi ve karıştırmalı liç yöntemlerinden biri uygulanır. Siyanür liç yöntemiyle altın elde edilmesi konusunda bazı bilimsel görüşleri aktararak yöntemin özelliklerini daha açık bir biçimde sunalım:

"Siyanür içindeki altın çözünürlülüğü; siyanür konsantrasyonu, oksijen konsantrasyonu, çözelti sıcaklığı, çözeltinin pH ve Eh, altın yüzey alanı büyüklüğü, karıştırma hızı, liç süresi, çözelti içindeki yabancı iyonlar, gibi parametrelerin denetiminde gerçekleşir. Endüstriyel uygulama da henüz alternatifsiz olarak kullanılan siyanür’ün avantaj ve dezavantajları aşağıda özetlenmektedir. Avantajları: 1) Geniş çapta endüstriyel ölçekli kullanımı, 2) Yüksek Au çözündürme verileri, 3) Liç kimyası ve mekanizması çok iyi biliniyor. Dezavantajları: 1) Oldukça zehirleyici, 2) Yüksek pH değerlerinde çalışma gereği, 3) Yavaş liç kinetiği, 4) Çevresel kısıtlamalar… Günümüzde Dünya’da yılda üretilen 600.000 ton siyanür’ün yaklaşık %40’si altın, gümüş madenciliğinde kullanılırken %60’si dezenfektan, naylon, plastik camlar, tekstil ve dericilik sanayi, metal polisajı, hayvan yemleri yapımı, çeşitli zehirleyici ilaçlar ile çeşitli ilaçların ve vitaminlerin üretiminde kullanılmaktadır… Siyanür liçi yönteminin, dünyanın birçok yerinde gerekli güvenlik önlemleri alınmak koşuluyla, sorunsuz olarak uygulanması, yöntemi gelişmiş ülke çevrecilerinin gündeminden çıkmıştır. (Yard. Doç. Dr. A. Ekrem Yüce/ Altın Madenciliği ve Çevre/26 Mart 1997)"

"… ABD ve Kanada’da sodyum siyanür kullanan 300 civarında altın madeni vardır. Sadece son 5 yılda 65 altın madeni sodyum siyanür ile çözümlendirme yöntemi kullanarak altın üretmeye başlamıştır… Bütün dünyada ekonomik altın rezervi olup da altın üretmeyen tek bir ülke yoktur. Rezervi bulunan Avrupa ülkeleri (Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Finlandiya, İsveç, Romanya, Yugoslavya) sodyum siyanür çözümlendirmesi ile yılda yaklaşık 24 ton altın üretmektedirler… Ülkemize her yıl 2000 ton civarında sodyum siyanür ithal edilmektedir. Sadece Etibank’ın Kütahya’daki 100. Yıl Gümüş İşletmeleri’nde 1987’den beri yılda yaklaşık 1000 ton sodyum siyanür kullanılmaktadır… Tüm dünyada sodyum siyanür iki şekilde bozundurulmaktadır. a) Kimyasal Bozundurma, b)Doğal Bozundurma. (Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı/1999)"

’’Siyanür, karbon ve azot gibi yaygın elementlerden oluşması ve diğer maddelerle kolayca reaksiyona girmesi nedeniyle kimya sanayisinin temel yapı taşlarından birisini oluşturur. Yılda, toplam üretiminin %80’ini oluşturan, bir milyon tonu aşkın siyanür nitril, naylon ve akrilik plastikler gibi organik kimyasalların üretiminde kullanılmaktadır. Sanayideki diğer önemli uygulamaları elektro kaplama, metal işleme, çelik sertleştirme, fotografik uygulamalar ve sentetik lastik üretimidir. Demir siyanürler, buzlu yollara serpilen tuzun topaklaşmasını önlemek amacıyla kullanılır. Hidrojen siyanür buharı, kemirgenler ve büyük yırtıcı hayvanları imha etmede ve diğer haşere ilaçlarına bağışıklık kazanmış olan böcek zararlılarını kontrol etmek için bahçe bitkileri yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılır. Ayrıca siyanür, leatril adı verilen kanser önleyici madde ile nitroprussid adı verilen yüksek kan basıncını düşüren madde olarak ilaç sanayisinde kullanılır. Siyanür bileşikleri aynı zamanda iyileştirici veya yara izini azaltıcı olarak cerrahide kullanılır. Siyanürün geri kalan %20’si yükleme, boşaltma ve nakliyesi nispeten kolay ve güvenli bir katı siyanür türü olan sodyum siyanürün imalâtında kullanılır. Bunun da %90’ı (bir başka deyişle toplam üretimin %18’i), büyük çoğunluğu altın eldesinde olmak üzere, dünyanın dört bir yanında madencilikte kullanılmaktadır. (Altın Üretiminde Siyanür Yönetimi/International Council on Metals and the Environment /Şubat 2002"

"…Dünyada önemli altın üretim işletmelerinin % 90’ı veya 450’si altın ve gümüş kazanımı için siyanürden yararlanmaktadır. Bu çok sayıdaki siyanür bağlantılı madencilik faaliyetlerine rağmen, bu faaliyetlerde son 30 yıldaki insan ölümlerinin madencilik ile ilintili başlıca çevresel olaylar sonrasındaki siyanür yüzünden olduğunu belgeleyen bir durum yoktur. Madencilikle ilgili çevresel kazalar nedeniyle ortaya çıkan insan ölümlerinin yayımlanan tüm raporları, ölümlerin atık malzeme baskınlarının fiziksel bir sonucu olduğunu göstermektedir. Madencilikle ilgili çevre kazalarının çoğunluğunun belli bir tür madencilik faaliyetiyle oluşmadığı, şirketin büyüklüğüne bağlı olarak gelişmediği ve herhangi bir coğrafi bölgede yoğunlaşmadığı açıktır. Dahası, çoğu önemli kazalar barajların taşması, yarılması, jeolojik kusur ya da deprem gibi olayların sonucunda ortaya çıkmaktadır. Madencilik işlemlerinde siyanürün yasaklanması çevresel etkilerin risklerini yok etmeyecektir. 40 Başlıca siyanür olaylarının diğer iki önemli nedeni, siyanürün taşınmasındaki boru hattı yırtılmaları ve nakliye kazalarını içermektedir. Çeşitli siyanür işlemleri ve geri kazanım teknolojileri, madencilik çözeltilerindeki siyanür seviyelerinin güvenilir şekilde kontrol edildiğini büyük ölçüde göstermektedir. Bu teknolojilerin uygun kullanılması ile ciddi çevresel kazalar azaltılırken doğal yaşamı koruma seviyelerinde atık siyanür konsantrasyonları elde edilebilir. Yazılı siyanür yönetim planının geliştirilmesi, 50 mg/l’nin altında sınırlandırılan seviyelerde muhafaza edilen WAD siyanür standardının benimsenmesi göz önüne alınmalıdır. (A.Akçıl/Madencilik, C.47/S.3/Eylül 2008)"

"Siyanür, kayaların içindeki katı haldeki altın ve gümüşü çözüp sıvı hale gelmesini sağlayan bir kimyasaldır Bu nedenle siyanür, cevherden altın ve gümüşün elde edilmesinde tercihi zorunlu olan bir kimyasaldır. Siyanür, 1887 yılından beri altın ve gümüş eldesinde tüm dünyada güvenli bir şekilde kullanılmakta ve yönetilmektedir. Altın madenciliğinde kullanılan sodyum siyanür, on binde 1 ila on binde 5 oranında su ile seyreltilmiş çözelti halinde kullanılmaktadır. Altının siyanürle çözündürülmesi cevherin tenör durumuna göre yığın liçi veya tank liçi yöntemiyle yapılmaktadır. Yığın liçi uygulamasında, çözeltiye, eksilen oranda yeniden sodyum siyanür ilave edilerek kapalı devre şeklinde siyanür sürekli olarak devridaim yaptırılır. Yığının kapanması aşamasında yıkama sonrası, duruma bağlı olarak kimyasal bozundurmadan geçirildikten sonra ÇED raporunda taahhüt edildiği gibi maden kapatılır. Tank liçi uygulamasında ise; içinden altını alınan bulamaç, (katı+sıvı) arıtma tesisine gönderilerek çözelti içindeki siyanür bileşikleri kimyasal olarak bozundurulduktan sonra uluslararası standartlara göre geçirimsizliği sağlanmış atık havuzuna gönderilir. Madenin kapanması aşamasında havuzun üstü ÇED raporunda Çevre ve Orman Bakanlığı’na taahhüt edildiği şekilde rehabilite edilerek doğa ile uyumlu hale getirilir. Modern toplumlar, kimyasal maddelerle ilgili risklerin tanımlanması, tanımlanan risklere karşı önlemlerin alınması, yönetilmesi ve denetlenmesi konusunda bilgi ve tecrübeye sahiptirler. “Gelişmiş ülkeler sanayinin çeşitli dallarında kullanılmakta olan ve potansiyel olarak tehlike arz eden yaklaşık 100 binden fazla kimyasal maddeyi üretim amaçlı kullanmaktadırlar. (Madencilik Sektörü ve Altın Madencileri Raporu, Altın Madencileri Deneği/2011)"

"Dünyada yılda yaklaşık 1,5 milyon ton siyanür tüketilmektedir. Bunun %18'i (270.000 ton) madencilik sektöründe, geri kalan %82'si ise tekstil, sentetik kumaş, naylon, kauçuk, oto lastiği, metal işleme-çelik sertleştirme elektro kaplama, galvanizleme, kuyumculuk ve mücevherat, ilaç sanayi, haşere ve böcek zararlıları ile mücadelede, çivit imali, optik parlatıcılar ve fotoğrafçılıkta kullanılmaktadır. Dünyadaki altın üretiminin %85'i de siyanürlü yöntem ile yapılmaktadır. Türkiye'de ise yılda 300.000 ton siyanür sanayide kullanılmakta olup bunun sadece %1'lik kısmı altın madenciliğinde kullanılmaktadır (www.enerji.gov.tr)."

Bilimsel olarak bilinmesi gereken en önemli husus bu ülkede altın madenciliği de, bor madenciliği de, krom madenciliği de, bakır madenciliği de, nikel madenciliği de, toryum madenciliği de, mermer işletmeciliği de yapılacaktır. Altın Madenciliği konusunda söylenecek son söz, halkın bilimsel veriler göz önünde bulundurularak bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi gerçeğidir. Siyanürün bir mesele olmadığı hele arama aşamasında hiç kullanılmadığı dürüstçe anlatılmalıdır. Yukarıda anlatılanlar göz önüne alındığında asıl meselenin tabiatın korunması olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ancak bu sadece altın madenciliği için geçerli değildir. Kömür ocaklarının, açık işletme ile çıkarılan ve stratejik madendir diye üzerinde titrediğimiz bor cevherlerinin üretim alanları, mermer ocakları, krom işletmeleri, nikel sahaları, kum ocakları, boksit üretim alanlarının, gümüş işletmesinin çevreye vermiş olduğu tahribatı görmeden altın madenciliğinin çevreye verdiği zararı dile getirmenin sebebi nedir? Evet, madencilik faaliyetlerinin tabiatı tahrip ettiği bir vakıadır. Bu yüzden bütün madencilik faaliyetlerinin yarınlarda bu tabiata ihtiyaç duyulacağı nokta-i nazarından hareketle, tabiatın korunarak madencilik yapılmasına dikkat edilmesi önemlidir. Bu konu devletin denetimi ve özel teşebbüsün dikkati ile rahatlıkla çözülebilir. Madenciliği meslek edinmiş özel sektör, maden kazalarına davetiye çıkaran  (devletin ocakları dâhil), baskın basanındır misali gece yarıları ağaçları kesen, halkın sağlığını hiçe sayarak emniyet tedbirlerini almayan sürekli üretim yaparak işçi sağlığını tehlikeye atan madenciler için gerekenleri yapmalıdır. Madencilik yapılan yerlerde yaşayanlar, yaşadıkları yerleri hüzünle terk etmeyecek, benim topraklarıma ne oldu demeyecek, o yöreler için gözyaşı dökmeyecek, ürünlerine zarar vermeyecek madencilik faaliyetine hiçbir zaman karşı çıkmayacaktır. Diğer taraftan halkı kendi çıkarları için sokağa dökenlerin de biraz daha düşünerek hareket etmeleri gerekmektedir. 2007’de yazdığım bir yazıda tabiata dikkat edilmesini şöyle dile getirmiştim:’’… Evet, yıllarca önce karış karış gezdiğim her taşına severek el sürdüğüm o koca yarımada, seni bıraktığım gibi bulamayacaksam yazıklar olsun. Evet, meyvelerini yediğim, zeytinlerini topladığım, pınarlarından soğuk sular içtiğim, efsaneler dinlediğim, ahrazları dillendiren KAZDAĞLARI şimdilerde seni lal etmek istiyorlar.’’ Durum şu anda nedir bilemiyorum.

Bir ülke niçin fakir ve dışa bağımlıdır? Yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip ülkeler bu kaynaklarını değerlendiremiyorsa sömürülmeye mahkûmdur. Bu iktisadi bir gerçektir. Güçlü bir tarım ülkesinin topraklarını kullanamaması, kendine uzun yıllar yetecek yer altı kaynakları (kömür, krom, bor, altın, feldspat, mermer, trona, toryum) olan bir ülkenin bu kaynakları değerlendirememesi, kömürü, güneşi, rüzgârı ve sularını enerji üretimine yönlendirememesi, bu ülkenin huzur-ı mahşere kadar fakir kalmasının ve dışa bağımlı olmasının sebebidir. Bunun en önemli sorumluları da o ülkeyi idare edenler, her yeniliğe karşı çıkan ideolojik yaklaşımlar ile gelişen ve değişen dünyaya uzak kalan aydınlardır.  Madencilik konusunda 2002 ve 2010 yıllarında TBMM üyelerinin hazırladığı raporların sonuçları nedir? Yazılan her rapor bir başka raporla yenilenmekte, ama madenciliğimiz maalesef istenilen seviyelere bir türlü gelememektedir. Meslek odalarının, STK’ların, sendikaların, siyasi partilerin madencilik konusuna ülkenin çıkarlarını gözeterek yaklaşmalarının acaba zamanı acaba henüz gelmemiş midir?

Bu yazı 3158 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı