Hoşgeldiniz; Bugün 18 Kasım 2017 Cumartesi
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi|03 Temmuz 2015 Cuma

Dünya Enerji Alanındaki Değerlendirmeler ve Türkiye

Muhittin Ziya Gözler tarafından yazıldı.

2014 yılında enerji konusundaki gelişmeler Türkiye’nin de dikkatle takip ederek gerekli tedbirleri alması bakımından önem arz etmektedir. Bu konuda devletimizin yetkili organlarının ciddi çalışmalar yaptığı bir vakıadır. Ne var ki, bazı konularda kamuoyunun hassasiyetleri de göz önüne alınarak çalışmalara devam edilmesi de önemlidir. NS yapımında bilim ve teknolojinin öncelikle dikkate alınması, yakıt tedarikinde dışa bağımlı kalmamak için uranyum aramalarına hızla devam etmek, santralin inşasında depremlerin yıkıcı gücüne karşı yüksek teknolojiye dayanan inşaat yapılması, HES’lerde günlük politikalar çerçevesinde hareket edilmemesi şarttır. Kuruyan yataklarda nelerin yok olduğunu çok iyi hesap etmek gerekmektedir. Ayrıca boru hatlarıyla örülen Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak ciddi politikalar takip edilerek, ülkemizin bütünlüğünün korunması bağımsızlığımız açısından önemlidir. Enerji konusunda dünyadaki görünümünü kısaca özetlemeye çalışalım:

*Dünyada birincil enerji arzı 1973’te 6.106 Mtep iken 2013’de bu miktar 12.807,1 Mtep’e, 2014’de de 12.928,4 Mtep’e yükselmiştir. Yılda yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir kaynak enerji yatırımlarına ayrılmaktadır.

*1973 yılında dünya elektrik üretimi 6.129 TWh iken 2012’de bu miktar 22.668 TWh’a yükselmiştir. Ne var ki, günümüzde 6,9 milyar insanın yaklaşık 1,3 milyarı (%19) henüz elektriğin ne olduğunu bilmemektedir. Mesela Sahra altı Afrika’da her üç kişiden iki kişiye elektrik ulaştırılamadığı zaman zaman basın yayın organlarında yer almaktadır.

*Bilindiği üzere, 2035 yılındaki birincil enerji talebi:

1.Mevcut enerji politikalarına göre %47’lik artışla 18,7 Mtep,

2.Yeni politikalar çerçevesinde %35’lik artışla 17,2 Mtep,

3.Atmosfere salınan karbon emisyonu sınırlandırmasını 450 ppm de tutmak için %16’lık artışla 14,8 Mtep’e çıkması beklenmektedir. Bu üç senaryoda da kullanılan yakıtlar kömür, petrol ve doğalgazdır.

*BP’nin 2014 verilerine göre, 2013 yılı dünya petrol rezervi 238,2 milyar ton (1.687. 9 milyar varil), günlük üretim 86.754.000 varil, tüketim 91.331.000 varildir. Doğalgaz rezervi 185,7 trilyon m3 (6557,8 trilyon kübik feet), üretim 3.369,9 trilyon m3, tüketim 3.347,6 trilyon m3’tür. Kömür rezervi 891.531 milyon ton, üretim 3.881,4 Mtep (7.831 milyon ton), tüketim 3826,7 Mtep, (2012 tüketimi 7.697 tondur. Nükleer enerjide 2013 tüketimi 563,2 Mtep, hidroelektrik tüketimi 855,8 Mtep, yenilenebilir enerji tüketimi 279,3 Mtep, biyoyakıt üretimi ise 2014 yılında 70.792 Mtep’dir.

*2013 yılında enerji tüketiminde enerji kaynaklarının payları da şöyledir: Petrol %32,9, kömür %30,1, doğalgaz %23,7, hidrolik %6,7, nükleer enerji %4,4, yenilenebilir %2,7 (rüzgârın payı %20,7, güneşin payı %33). 2035 yılında birincil enerji talebinde kömürün payı %16-30, petrolün %27, doğalgazın %23,  yenilenebilir enerjinin %14-26 ve nükleer enerjinin de %6-11 civarında olması beklenmektedir.

*Küresel enerji talebi 2040 yılına kadar %37 artış gösterecektir. Elektrik enerjisi talebini karşılamak üzere yılda 7200 GW’lık ek kapasite oluşturulmaktadır. Enerji kullanımı Avrupa, K.Amerika ve Japonya’da aynı seviyelerde kalırken, Asya, Afrika, Ortadoğu ve Latin Amerika’da artış gösterecektir. 2030 yılında dünyanın en fazla petrol kullanan ülkesi Çin Halk Cumhuriyeti olacaktır.

*Petrolün günlük tüketimi 90 milyon varilden 104 milyon varile yükselmiştir. Öngörülen talebin karşılanması için petrol ve doğalgaz arama ve üretim projelerine 2030 yılına kadar 900 milyar dolarlık yatırım gerekmektedir. Küresel kömür talebi 2040 yılına kadar %15 artış gösterecektir. Kömüre en büyük talep Çin’den gelecektir. ABD’de kömürün elektrik üretiminde payı 1/3 oranında azalacaktır. Bu azalma OECD ülkelerinde de görülecektir. Nükleer enerji politikaları ulusal enerji stratejilerinin merkezinde yer almaya devam edecektir. 2013 yılında 392 GW olan küresel enerji kapasitesi 2040 yılında %60 oranında artarak 620 GW’a ulaşacaktır. 2013 yılı sonu itibariyle dünya genelinde faaliyet gösteren 434 nükleer reaktörden büyük çoğunluğu Avrupa, ABD, Rusya ve Japonya'da faaliyet gösteren yaklaşık 200 tanesi 2040 yılına kadar kapanması düşünülmektedir. Yenilenebilir enerjinin 2040 yılında elektrik üretimindeki payı %33’e yükselecektir. Yılda %10 civarında enerji ihtiyacının olduğu dünyada fosil kaynaklarının yavaş da olsa azalmaya başlamasıyla birlikte uzun zamandır büyük barajların yapılmasına karşı çıkan Dünya Bankası bu görüşünden vazgeçmektedir. Günümüzde elektrik üretiminde hidrolik kaynakların oranı %17 civarındadır.

Görüldüğü gibi dünya enerji kaynaklarının hiçbirine ciddi bir sınırlama getirmeden tüm kaynakları kullanarak hayatına devam edecektir. Şayet 10-15 yıl içinde dünyada çok büyük felaketler peş peşe gelirse belki o zaman enerji patronları zararın kendilerine de dokunacağının farkına varacaklar ve bazı tedbirler almaya çalışacaklardır.

Türkiye’de 2014 yılında 33,8 milyon ton petrol, 48,6 milyar m3 doğalgaz, 91 milyon ton kömür, 9,1 Mtep hidrolik enerji tüketilmiştir.Fosil kaynaklarda yaklaşık %47 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin Güneydoğusu’nda, Ortadoğu’da ve Levant Havzası’ndaki olayların temelinde enerji yataklarına sahip olma arzusunun yattığını asla aklından çıkarmamalıdır.31 Mayıs 2014 itibariyle Türkiye’nin elektrik kurulu gücü toplam 71. 429, 7 MW’ tır. Bu gücün dağılımı şöyledir:

YENİLENEBİLİR KAYNAKLAR (%41,2)

Hidrolik barajlı: 17.721,4 MW / %24,8

Hidrolik akarsu: 7.275,5 MW / %10,2

Rüzgâr:             3.933,5 MW / %5,5

Jeotermal:          427,4 MW / %0,6

Güneş (lisanssız): 84,1 MW / %0,1

FOSİL KAYNAKLAR (%58,7)

Doğalgaz+LNG:  21.573,3 MW / %30,2

Taşkömür+Linyit: 8.588,4 MW / %12

İthal kömür:         6.070,2 MW / %58,5

Çok yakıtlar sıvı+Dgaz: 4.015,8 MW / % 5,6

Fuel-Oil+asfaltit+nafta+ motorin: 774,3 MW / %1,2

Çok yakıtlılar+sıvı: 667,8 MW / %0,9

Yenilen.+atık+atıksu+pirolitik yağ: 298 MW / %0,4

2010 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin Kurulu gücü 49.524 MW olup, 2015 Mayıs ayı itibariyle artış oranı %44,23’tür. Yakıt türleri arasında en dikkat çekici olan hidrolik akarsudaki artış oranıdır. 2010 yılında 2.764 MW (%5,6) olan güç 2015’te 7.275,5 MW’a (%10,2) yükselmiştir. Artış oranı % 163,2’dir. HES yatırımları konusunda bu denli hızlı hareket etmenin muhasebesinin çok dikkatli bir şekilde yapılması şarttır. Rüzgârdaki artış oranı ise %198 civarındadır.

Bilindiği üzere enerji verimliliği kullanılan enerji  miktarının, üretimdeki miktarını ve kalitesini düşürmeden, ekonomik kalkınmayı, gelişmeyi aksatmadan en aza indirilmesidirenerji verimliliğiBu sebeple enerji tüketimi sırasında oluşan kayıpları, kaçakları önlemek, verimi arttırmak ve böylece tüketimi düşürmektir. Enerji verimliliğin en önemli göstergesi de enerjide tasarruftur. Enerji verimliliği yeni enerji yatırımlarından daha önem arz eden bir konudur. ETKB’nın Enerji Verimliliği Strateji Belgesi 2012-2023, bireyden, aileye, kamu kuruluşlarından, özel sektöre kadar herkesin mutlak surette uyması gereken önemli bilgileri içermektedir. Giriş kısmında yazılanlar aynen şöyledir: ’’ Enerji verimliliği; enerjide arz güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılıktan kaynaklanan risklerin azaltılması, enerji maliyetlerinin sürdürülebilir kılınması, iklim değişikliği ile mücadelenin etkinliğinin artırılması ve çevrenin korunması gibi ulusal stratejik hedefleri tamamlayan ve bunları yatay kesen bir kavramdır. Sürdürülebilir kalkınmanın öneminin gittikçe daha çok anlaşıldığı günümüzde, enerji verimliliğine yönelik çabaların değeri de aynı oranda artmaktadır. Bu çerçevede; enerji üretimi ve iletiminden nihai tüketime kadarki bütün aşamalarda enerji verimliliğinin geliştirilmesi, bilinçsiz kullanımın ve israfın önlenmesi, enerji yoğunluğunun gerek sektörler bazında gerekse makro düzeyde azaltılması ulusal enerji politikamızın öncelikli ve önemli bileşenlerindendir.

Bugüne kadar enerji verimliliği kapsamında yürütülegelmiş faaliyetlerin değerlendirilmesi sonucunda çıkarılan dersler, çeşitli uygulama noktalarında karşılaşılan güçlükler ve enerji sektöründeki küresel eğilimler ışığında, Türkiye’nin enerji verimliliği alanındaki yol haritasının stratejik ve dinamik bir bakış açısıyla hazırlanması kaçınılmaz hale gelmiştir. Kamu kesimi, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının katılımcı bir yaklaşımla ve işbirliği çerçevesinde hareket etmesini sağlamak, sonuç odaklı ve somut hedeflerle desteklenmiş bir politika seti belirlemek, bu hedeflere ulaşmak için yapılması zorunlu eylemleri tespit etmek, ayrıca süreç içinde kuruluşların yüklenecekleri sorumlulukları tanımlamak için işbu strateji belgesi hazırlanmıştır. Bu belgede tanımlanan faaliyetlerin gerçekleştirilmesinden, tedbirlerin uygulanmasından, sonuçların değerlendirilmesinden sorumlu olan kamu ve sivil toplum kuruluşları arasında yakın bir işbirliği kurulması amaçlanmakta olup, söz konusu  koordinasyonu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı adına Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü sağlayacaktır.

Bu stratejinin uygulanması ile ilgili izleme ve değerlendirme çalışmaları için kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri işbirliği ile komisyonlar, komiteler ve/veya çalışma grupları Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından oluşturulacaktır. Bu belgede tanımlanmış olan stratejik amaçlar, hedefler ve eylemler yapılacak derinlemesine sektörel analizlere göre Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu tarafından yılda en az bir kez gözden geçirilecek, hükümetin politika ve hedeflerindeki değişikliklere, AB politikalarına, belge kapsamındaki uygulamalarda ortaya çıkan darboğazlara bağlı olarak güncellenecektir’’

Aslında fosil yakıtlarına yapılan yatırımlar ve kullanılan sübvansiyonlar yenilenebilir kaynak yatırımlarını ve verimlilik çalışmalarını olumsuz yönde etkilediği de bir gerçektir. Buna rağmen özellikle verimlilik konusunda yapılan çalışmalar neticesinde 2040 yılına kadar günlük petrol üretiminde günde 1/4 oranında, doğalgazda da toplam 1 trilyon m3 civarında bir azalmanın olabileceği ifade edilmektedir.

Petrolde 33,8 milyon ton,  doğalgazda 48,6 milyar m3, kendi kömürleri dururken yılda 30 milyon ton kömür ve zararlı olduğu açıkça bilinen ve yılda 4 milyon ton petrokok ithal eden bir Türkiye’nin iktisadi kalkınma yolunda yakın bir zamanda tıkanacağı belli olmaktadır. 2014 yılında 242.224 milyon dolar ithalatın %23’ü enerji ithalatı (54.906 milyon dolar) olduğuna göre, önümüzdeki yıllarda enerji yatırımlarında fosil yakıtların sürekli kullanılması çok büyük sıkıntılara sebebiyet verecektir. Enerji yatırımlarında dengeli bir politikanın takip edilmesi sonraki nesillerin sıkıntı çekmesini önleyebilir. 2040 yılında Türkiye’nin enerji ithalatı faturasının 1,4 trilyon dolar olacağı unutulmamalıdır. Diğer taraftan Türkiye Ulusal Yenilenebilir Enerji Eylem Planı’na göre 2023 yılında yenilenebilir enerjide kurulu güç dağılımının aşağıdaki şekilde olması planlanmıştır:

Hidrolik: 34.000 MW, Rüzgâr: 20.000 MW, Güneş: 5.000 MW, Jeotermal: 1.000 MW, Biyokütle: 1.000 MW. Kurulu gücün bu değerlere ulaşabilmesi için yenilenebilir enerji kaynaklarında yaklaşık 32.000 MW’lık ek bir potansiyele ihtiyaç bulunmaktadır. Netice itibariyle Türkiye yenilenebilir enerji kaynaklarını iyi değerlendirdiğinde ve fosil kaynaklara da daha az ve öz yatırım yaparak enerji dar boğazı ile karşılaşmayacak ve enerji ithalatını azaltacak bir politikayı uzun yıllar sürdürebilir.

   Bu politikanın gerçekleşebilmesi için:

1.Enerji verimliliğine azami gayret gösterilmeli,

2.Yatırımlarda yenilenebilir kaynaklara yönelmeli,

3.NS’lerden vazgeçilmemeli, ancak devlet santralin her aşamasında denetim görevini yapmalı, dünyanın en ileri teknolojisi alınmalı, AB normlarına uygun hareket edilmeli,

4.Başlayan yatırımlar zamanında bitirilmeli,

5.Tüm yatırımlarda çevre korunmalı, tabiatın varlığı göz ardı edilmemelidir.

Bu yazı 2758 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı