Hoşgeldiniz; Bugün 24 Haziran 2017 Cumartesi
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi|13 Ocak 2014 Pazartesi

Uyarı: Irak Politikası İflas Edebilir; Kerkük, Humus Olabilir

Tuğçe Varol tarafından yazıldı.

Türkiye ile Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi (KÖB) arasında yaklaşık iki yıl önce ortaya çıkmaya başlayan direkt enerji ilişkileri gittikçe daha da vahim sonuçlar ortaya çıkartmaktadır. Başından beri takip ettiğim bu politika ile ilgili çeşitli defalar yazılar yazmış olmama rağmen yazılarımın ana teması değişmemekle birlikte uyarılarımın daha da ciddileştiğini fark etmiş bulunuyorum. Bunun sebebi ise maalesef tahminlerimin doğru çıkması ve Türkiye’nin Kuzey Irak politikasının her geçen gün daha fazla hata içermesidir. Bu nedenle bu yazının bir uyarı niteliği taşıdığını ve durumun ciddiyetinin altını çizmeyi hedeflediğini eklemek isterim.

İlk defa bir KÖB temsilcisi tarafından resmi olarak ABD’nin Bağdat Büyükelçisi önünde ve Türk şirketlerinin sponsorluğunda gerçekleştirilen bir toplantıda sarf ettiği “Kuzey Irak petrol boru hattından petrol 2013 Ağustos ayında akacak” cümlesinin mihenk taşı olduğu Ankara-Erbil enerji ilişkisi bir felaket riski taşımaktadır. Durumun ne kadar ciddi sonuçlarının olabileceği açısından Suriye’ye ve mahvolmuş şehirlerine bakma sanırım yeterli olacaktır.  Bir ülkenin iç dengelerini bozmak, o ülkenin bütün insanlarının can güvenliğini tehdide atmak demektir. Bu durumun bu yazı boyunca akılda tutulması gereken bir husus olduğunu düşünmekteyim.

Türkiye’nin başından beri Genel Enerji şirketi yönlendirmesi ve danışmanlığında oluşturduğu Kuzey Irak enerji politikası her geçen gün daha da vahimleşmektedir. En basit özetiyle durum şundan ibarettir: Barzani ile enerji anlaşmaları imzalayan şirketler ürettikleri malın karşılığını içinde bulundukları ülkelerin kurallarına tam olarak riayet etmediklerinden alamamaktadırlar ya da kesintili olarak almaktadırlar. Bu nedenle bu şirketler için en ideal çıkış yolu Erbil’den başka bir boru hattı ile gazlarını direkt olarak Türkiye’ye taşımaktadır. Böylelikle hem kontrol edebilecekleri küçük bir Kürt devleti yaratabilecekler hem de Türkiye’den çıkış sağlayabileceklerdir. Bu durum, bu kadar açık bir politika iken, Türkiye başından beri he Bağdat hem de Erbil ile ayrı ayrı dengeli enerji ilişkisi kurabileceği yönünde bir politika izlemiştir. Fakat bunun mümkün olamayacağını ve Bağdat’ın son sözü söyleyeceği görülmektedir.

Bir devlet içindeki idari bir yönetim birimi ile merkezi yönetimin yetkileri yok sayılarak bir politika geliştirilemez. En azından bu durum Irak örneğinde geçerlidir.  Başbakan Maliki yönetimindeki Irak merkezi hükümeti bugün yalnız değildir. Üstelik Bağdat şu anda Türkiye’nin en büyük petrol tedarikçilerinden birisi durumundadır. Dolayısıyla coğrafi, siyasi ve ekonomik avantajı bulunan Bağdat Yönetimi, Türkiye tarafından ancak bu kadar çileden çıkartılabilirdi. Son olarak görülmüştür ki, Irak Başbakan Yardımcısı Hüseyin Şehristani, Türkiye’nin Bağdat Maslahatgüzarı Efe Ceylan’ı çağırarak, Irak petrolünün (Kuzey Irak ya da Kürt petrolü değil, bizzat Irak petrolü) ülkenin kuzeyinden Ceyhan Limanı’na sevkiyatı ile ilgili uyarıda bulunmuştur. Şehristani’nin cümleleriyle Türkiye, Irak anayasasını ihlal etmiştir. Daha da vahimi ise Şehristani, “Türk yetkililerinin, ihraç edilen petrol miktarını denetleyen Iraklı yetkililerin görevine engel olduklarını” beyan etmiştir. Umarız ki bu iddia gerçek değildir aksi taktirde bunun anlamı Türkiye’nin başka bir ülkenin kendi topraklarından çıkan petrolü kendi taşıma hakkı olan boru hattına müdahale ettiği anlamına gelmektedir. Bir başka değişle Türkiye, Barzani petrolünün bekçiliğini mi yapmaktadır? Bu nokta da tekrar hatırlatmak isterim ki, Türkiye’nin esas yapması gereken Bağdat üzerinden aldığı petrolün güvenliğini sağlamaktır.

Bu meselenin daha da vahim yönü Kerkük ile ilgilidir. Türkiye’nin ilişkilerinde altın çağı yaşadığı Barzani ise kendini Kerkük’ün sahibi, Kerkük’ü de Kürdistan’ın müstakbel başkenti olarak görmektedir. Bir politikanın telaffuzu için illa sözcüklere gerek yoktur, bazen fiiliyat da o politikanın onayı demektir. Şunu artık açık seçik görmekteyiz ki Türkiye, KÖB’nin Kerkük üzerindeki iddia ettikleri haklarını tanımaktadır çünkü sükut ikrardan gelmektedir. Fakat, Bağdat için durum böyle değildir. Bağdat yönetiminin Kerkük’ü ve etrafındaki bölgeyi Barzani yönetimine devretmek gibi bir niyeti yoktur çünkü bu durum Bağdat’ın Kerkük-Ceyhan petrol boru hattı ve Kerkük rezervlerini kaybetmesi anlamını taşır. Bir başka deyişle Kürdistan’ın bağımsızlığı meydana çıkar. Barzani ve Maliki defalarca Kerkük nedeniyle çeşitli çatışmalar yaşamış olup, birbirlerini sürekli tehdit etmektedirler. Buna ilave olarak Bağdat’ın da son birkaç yıldır hızla silahlandığı bilinmektedir. Irak içerisinde bu kadar hassas bir durum varken, Türkiye neden ısrarla KÖB’ni destekleyen bir politika izlemektedir?

Sonuç olarak eğer Barzani ve Maliki bir yerde çarpışacak olursa burası Kerkük olacaktır. Suriye’nin girdiği girdap ortadayken, Irak’ın da durumlara itilmesi kabul edilemez. Diğer yandan “Erbil’den istediğim kadar petrol, istediğim kadar doğalgaz alırım, Bağdat’ı da bir şekilde ikna ederim” diye yürütülen politikanın bir oluru bulunmaktadır.  Şunu da eklemek isterim ki Türkiye’nin bir devlet olarak Kuzey Irak’taki petrol ve doğalgazı her zaman Bağdat üzerinden anlaşma ihtimali bulunmakta idi. Ama bu durum maalesef Kuzey Irak’ta çalışan şirketlerin planlarına uymamaktadır.

 

Bu yazı 6976 defa okundu.
  • Yorumlar2
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı