Hoşgeldiniz; Bugün 20 Ekim 2018 Cumartesi
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|03 Şubat 2018 Cumartesi

Global Sistemde Aktüel Durum ve Türkiye

Bekir Kavruk tarafından yazıldı.

“Yeni dünya düzeni”başlığı altında topladıkları niyetlerini de çeşitli vesileler altında kamuoyunda açıklamaktan çekinmeyen ve ABD’yi esareti altına almayı başaran Wall-Street’in bir kısım şişman kedilerini de içinde barındıran oligarşik grup 21.yüzyıl sonunda dünyayı tek ordu, tek hükümet, tek din altında toplama hedefi doğrultusunda stratejiler üretmişlerdir.  Onlara görebugün dünyada 200 civarı olan devlet sayısı belli bir süre sonunda 1000’e çıkarılacak olup, ulus devletlerin modası geçmiştir. Günün birinde finans sektörü (tekelleri) idaresi altında dünya devleti kurulduğunda dünya daha mükemmel ve daha istikrarlı olacaktır. Beyanlarında öyle ileri gitmişlerdir ki BOP kapsamındaArap baharı ve demokrasi adı altında formatlanan ayaklanmalar öncesi Fas’tan Basra Körfezi’ne kadar 22 devletin (bölünerek) sınır ve rejimlerinin dönüştürüleceğini (!)  ima etmektenkaçınmamışlar, bu imaya Türkiye’yi de dahil etmişlerdir.

1.ve 2. dünya savaşları sonrası kaoslardan yeni düzen yaratma sloganı altında doların dünya hakimiyeti sağlanmış, ele geçirilen petrol kaynakları dolara endekslenerek petrodolar kavramıortaya çıkmıştır. Üretilen strateji ve politikalardaİMF, WTO, Dünya Bankası, FED ve borsalar önemli roller üstlenmiştirBu kurumların “neo liberalizasyon / borç ekonomisi, deregulasyon, gümrük birlikleri, para birlikleri ve serbest dolaşım politikalarıyla dünyanın fiziki - ekonomik bazda küreselleşme süreci hemen hemen tamamlanmış durumdadır. Dünyada dolar ve petrol hakimiyetinin sağlanması sonrası şimdi ise sağlıksız GDO’lu tohum ve ürünler de içeren gıda sektörünün dünyada tekelleştirilme süreci yaşanmaktadır.    

Soğuk Savaş döneminindeki Doğu-Batı arası inanılmaz çekişme sonrası komünizm çökmüş vedünya bir süre tek kutuplu seyir izlemiştir. ABD oligarşisine ilham veren tek kutuplu düzen muammalı 11 Eylül sonrası ABD politikalarının başarısızlığa uğraması sonrası tekrar çok kutuplu sürece girmiştir. Sonuçta dünya’da 21 yüzyıl şekillenme sürecinin ABD + İngiltere (Anglosakson’lar) ekseni ile Çin + Rusya ve buna daha sonra katılması muhtemel olan Hindistan eksenleri arasında oluşacak süper Pasifik güç dengeleri üzerinde kurulacağı anlaşılmaktadır. Milyonlarca insanın açlık ve suzuzluğa maruz kaldığı dünyamızda 2018 yılı itibariyle savunma harcamalarının %4 artarak  630 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Kimilerine göre bu süper güç mücadelesinin bir zaman sonra akıllı robotlarında işin içine karışacağı 3.Dünya Savaşı’na vesile olabileceği öngörülmektedir.  

2018 itibariyle global sistemdeki gelişmeler ana hatlarıyla ülkeler bazında şu şekilde özetlenebilir:

• ABD; Trump’ın sistemi deşifre etmesi itibariyle belki de dünya halklarının hayrına olan itici ve garip karşılanan politikalarıinsanlığın ortak paydası durumundaki Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmailanıyla zirve yapmış durumdadır. Şu sıralar ABD’nin bir zamanlar Türkiye’nin gündemine oturup, kendisini avuttuğu “değerli yalnızlık” moduna girdiği söylenebilir.

Trump arz yönlü iktisat politikaları gereği vergilerin düşürülmesi, ancak sistemin tersine kamu borcunun artmasını göze alarak kamu harcamaları, altyapı ve savunma yatırımlarının teşvik etme yoluna girmiştir. Bu yolla toplam talebi, üretimi, yatırımları artırmak böylece sağlayacağı ekonomik büyüme ile işsizliği düşürme hedeflenmektedir. Ancak kamu borç / GSYH oranının % 106’yı aşmış olduğu ülkede borç ve açıklarının bütçede ne şekilde karşılanacağı hususu Senatoda krize yol açmıştır. 2018 büyüme beklentisi %2,3’dür. Düşük dolar kuru, artan ABD üretim ihracatında rekabet avantajı sağlayacaktır. Buna karşınFED’in doların değer kazanmasına yol açacak faizi artırma eğiliminin yaratacağı çelişki ve çatışmanın nasıl sonlanacağı merak konusudur. FED faiz artırırsa dolar yavaş yavaş ABD’ye geri yönelecek ve bu durum Türkiye gibi sıcak paraya bağımlı gelişmekte olan ülkeler için olumsuz sonuçlara yol açacaktır.   

• Çin;Şi Cinping öncülüğünde 19. Ulusal Kongresini 2017 içinde gerçekleştiren Çin, 2035 yılından itibaren küresel lider olmayı hedefleyen strateji geliştirmiştir. Çin tipi küresel yayılım yöntemlerinin karşılıklı fayda, birlikte kazanma, barışçıl kalkınma, (borç verilse bile) ülke iç işlerine karışmama prensiplerine dayalı yaklaşımların Taoizmin felsefesinin kurucusu Loazi(Lao-Tse)’nin yumuşak güç kavramına dayalı geliştirildiği görülmektedir. Döviz rezervi 3,2 trilyon dolar olan Çin “tek kuşak tek yol (OBOR )” başlığı altında deniz ve kara ipek yolu projesiyle somutlaşan adımları ABD oligarşisinin “yeni dünya düzeni” dayatmasına karşı çaresiz kalan bir çok ülkeye alternatif umut kaynağı olmuş durumdadır. 2017 başında Şi Cinping’in bizzat katıldığı ve Davos’ta gerçekleşen zirveden anlaşılacağı üzere küreselleşmenin ve serbest ticaretin öncüsü durumunda olan ABD bu öncülüğü ne garip bir durumdur ki Çin’e kaptırmak üzeredir. Hindistan ve Pakistan’ın da katılımıyla iyice güçlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve OBOR projesi 21.yüzyılın artık “Pasifik ekseni üzerinde” amansız mücadele sonrası şekilleneciğinin habercisi olmuştur. Kuzey Kore gerilimi ya da Burma’da Arakan’lı Müslümanların dramı ABD-Çin etrafında şekillenen süper oyunun bugünkü parçalarıdır.   

• AB; Son yıllarda yükselişe geçen aşırı sağcı ve popülist partiler Polonya, Macaristan, Çekya ve Avusturya'da iktidar olmuş durumdadırlar. Hollanda, Almanya, Fransa ve İtalya'da ilerleme kaydetmeleri ırkçılık ve yabancı düşmanlığı adına olumsuz bir gelişmedir.  AB, 2017 içerisinde özellikle Brexit ve AB’nin kaymağını yedikten sonra palazlanan Macaristan ve Polonya’nın getirdiği sorunlar ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Aynı ülkelerin Soğuk Savaş döneminde Sovyet sistemine de sorunlar yaratması ilginçtir. 2018 yılında büyüme beklentisi %2,4’dür. Trump’ın “Amerika First” ile semboleşen itici ve anti çevreci politikaları, AB’yi Kırım’ın ilhakına rağmen Rusya ile olan ilişkilerini sıcak tutmaya ve OBOR ile Avrupa’ya imkanlar sunan Çin ile ilişkilerini geliştirmeye yönlendirmiştir. AB’nin lokomotifi konumunda olan Almanya, ekonomisindeki olumlu büyüme trendi, telafisi olmadığı ortaya çıkan AB’nin turizm potansiyeli ve FED’in aksine Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişlemeye devam etme sinyalleri ana pazarı Avrupa olan Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerini ivedilikle normalleştirmesizaruriyetini ortaya koymaktadır.

• Orta Doğu ;Her ne kadar Irak ve Suriye’nin IŞİD’ten temizlenmesi  bölge için büyük bir adım olarak nitelendirilse de birden bu militanların nasıl ortadan kaybolduğu onların ortaya çıkışları kadar muğlak bir konudur. ABD’nin Büyük Kürdistan Projesi dahil BOP kapsamında yapılan harekatlarının önce Irak, Kuzey Irak ve sonra Suriye’de şimdilik geri teptiği görülmektedir.  Avrupa dahil tüm dünyada dahi tepki toplayan ABD politikalarının artık deşifre olduğu söylenebilir. Zorlu savaş süreçleri sonrası Orta Doğu’nun ABD ekseni İsrail, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE çerçevesi ile şekillenirken Rusya ekseni ise İran, Suriye rejimi etrafında şekillenmiş olup, Türkiye ve ambargoya uğrayan Katar’ın pozisyonları ortalarda yer almaktadır. Trump’ın İran’a karşı kışkırttığı Suudi Arabistan’daki silah ticareti ve savaş dansı ile sembolleşen politikaları,dikkatle izlenmek durumundadır.

Türkiye’de iflas eden “Ilımlı İslam Modelinin”, Vahabi yeni Suudi Arabistan’da nasıl gelişme göstereceği gerçekten merak konusudur. Petrole alternatif teknolojilerin gelişmesi, ABD’de kaya petrolü ve gaz üretiminin artması petrole olan talebi sınırlı tutarken petrol fiayatlarının 50 dolar seviyelerinde devam edeceğine ilişkin öngörüler Rusya ve diğer petrol üretici ülkeler için iyi haber değildir.

• Türkiye; TCMB odaklı para politikasının hedefi enflasyonu düşürmek olup, enflasyon ile paralel seyir gösteren doları düşürmek için elindeki en etkili silah olan faizi artırmak zorundadır. Mali politikanın ana hedefi ise kamu yatırım ve harcamalarını artırarak büyümeyi sağlama yoluyla işsizliği düşürmektir. Bundan dolayıyatırımların teşviği ve büyüme için faizin düşürülmesinden yanadır. Bu çelişkideağır basan kamu politikası olup, piyasalarda siyasi baskı altında kaldığı algısı yaratan TCMB’nın bağımsızlığı tartışma konusu haline gelmiştir. Siyasetin hala ekonominin çok önünde yer alması kur ve borsadaki oynaklığın devam etmesine yol açacaktır.  FED’in faizleri artırması durumunda Dolar değerlenecek, TL değer kaybedecek, dolar bazındaki 200 milyar dolar bazındaki kısa vadeli borçlerın maliyeti artacak, sıcak para girişi azalacak, enflasyon ve cari açık büyüme trendine girecektir. Ancak Avrupa Merkez Bankası (AMB), İsviçre, İngiltere ve Japonya’nın parasal genişlemeyi (QE) devam ettirecek olması Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler adına nefes aldırıcı bir haberdir.  

Diğer taraftan ABD’de Tesla’nın; AB’de Renault ve Ferrari’nin; Japonya’da Toyota’nın başını çektiği ve Çin’in de büyük yatırım fonu ayırdığı elektrikli araba üretim teknolojisine ilişkin AR-GE araştırmaları hız kazanmış olup, petrol ithalatçısı Türkiye’de  kendi iç pazarında ciddi şansı olan bu yarıştan asla geri kalmamak zorundadır.         

 

Sonuç:

Bilimin tez, antitez, sentez kuralını doğrular nitelikte ABD merkezli oligarşik ancak çok güçlü etki alanı olan bu azınlığın “tek kutuplu yeni dünya düzeni” dayatmasına tepki olarak Çin - Rusya  eksenli karşı bir kutup oluşma süreci içerisine girmiştir. Bu süreç sentez olarak 21.yüzyılın artık Avrupa - Ortadoğu merkezli değil Pasifik üzerinden şekilleneceğinin işaretlerini vermektedir.  Diğer bir gelişim ise global sistemin küresel hakimiyet politikalarının yerini komşuluk ilişkilerini tekrar ön plana getiren bölgeselleşme politikalarının alma gidişatıdır.  

Bölgesel güç Türkiye, kendi bölgesinde 1 Mart Tezkeresi’nden başlayarak, Taksim Gezi Parkı olayları, içte ve dışta laiklikten uzaklaşıp suni pozisyonlu din devleti algısı yaratması, Suriye politikası ve Rus uçağının düşürülmesine kadar çok önem arz eden hataların sonuçlarıyla acı da olsa yüzleşmek durumunda kalmıştır. Mülteci sorunu, güven sorunu, turizm ve Güneydoğu’da ortaya çıkan sınır güvenlik sorunu bunların başında yer alan sorunlardır. Aslında ortaya çıkan bu ağır faturalar stratejik derinlik iddiasının gerçekte tam anlamıyla stratejik bataklığa dönüşümünün göstergesi olarak yorumlanabilir.

Türkiye, yaşanan gerçekler ışığında kendi iç dünyasına ve popülizme değil dış dünyanın gereklerine uygun taktik ve stratejilere odaklanma zorunluluğunu anlamış durumdadır. Dolayısıyla Türkiye bu seri hataları telafi etme sürecinde olup,  en önemli bölgesel komşusu AB ile hem ticari hem de siyasi ilişkilerini tekrar üst düzeye getirme uğraşı içindedir. Özellikle Türkiye’nin sınır güvenliği ve Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından artık Esad’sız kesinlikle çözüm olmayacağı anlaşılan bölgede Afrin, daha sonra Menbiç ve hattaFırat’ın doğu tarafı dahil Rusya ile olan işbirliğini artırmaya devam ettirmek zorundadır. Bu işbirliği ileride muazzam finansal kaynakların söz konusu olduğu Şangay ve OBOR düzleminde yeni imkanların ortaya çıkmasına da yol açacaktır.

Bu yazı 2302 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı