Hoşgeldiniz; Bugün 17 Ocak 2017 Salı
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|17 Şubat 2015 Salı

Global Sistemde Buzdağının Görünmeyen Yüzü ve Türkiye

Bekir Kavruk tarafından yazıldı.

Modern psikolojinin babası olarak kabul edilen Sigmund Freud (1856 –1939) insan davranışlarını “Topografik Zihin Modelinde" açıklamaya çalışmıştır. Bilinçaltını içgüdüsel olarak şekillendiren İD adını verdiği kötülük ve saldırgan eğilimli (Şeytan) asosyal davranışların ahlak , vicdan ve eğitim yoluyla bilinç olarak şekillenen Süper Ego (Melek) tarafından engellendiğini ortaya koymuştur. İyilik – kötülük , vicdan – vicdansızlık ya da rüşvet yolsuzluk - ahlaksızlık olguları insanların din, ırk ve milliyetlerine bağlı değildir.  İyilikle kötülük arası Hollywood filmlerine bol konu olan bu amansız savaş tüm dünyada insanlık tarihini derinden etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir.

Geçen yüzyılın ünlü psikolog ve düşünürü Erich From (1900 –1980) insanın ilkel İD içgüdüsünün yönlendirdiği sınırsız sahip olma ve iktidar olma (gücü elinde tutma) egosunun kontrolden çıkması durumunda kaçınılmaz olarak yıkıma yol açacağı sonucuna varmıştır. Bu egonun bir uç noktası olan tek adama dayalı dikta rejimlerinde görüldüğü üzere kontrolden çıkması durumunda toplumda nasıl yıkıma yol açtığına geçmişten günümüze dünya tarihi sıkça şahit olmuş vaziyettedir.. S.Freud ve E.From çalışmalarından sonuç çıkaracak olursak insanoğlunun temel zihniyetinin Ortaçağ’dan bu yana önemli bir değişikliğe uğramayıp günümüzde “ Ortaçağ’ın modern versiyonunu “ yaşadığımızı söylemek mümkün görünmektedir.

ABD başkanları döneminde doktrinleri şekillendiren stratejilerin belirlenmesinde ise  özerk, bağımsız, kendi alanlarında uzman,  rasyonel ve yapmış olduğu eleştiriler saygı ve ciddiyet ile karşılanıp değerlendirilen kendi aralarında da rekabetin söz konusu olduğu Think Tank ismi altında oluşturulmuş kuruluşlar  en önemli rolü oynamaktadırlar. Bu kuruluşlar ABD'nin kendi içinde sağlıklı işleyen özgürlükçü demokrasisinin gereği ne iktidar karşıtları gibi kayıtsız şartsız muhalif ne de yapmacık iktidar dalkavukları gibi liderlerin duymak istediklerini değil ulusal çıkarlar uğruna doğruya doğru hakem gibi gerçekleri konuşan, saygın ve objektif olmaları için özerk – bağımsız yapıları bilakis korunan kuruluş ve enstitülerdir. ABD'nin aksine bu önemli husus Osmanlı'nın son dönemlerinden günümüze kadar Türk devlet yapısının zayıf noktalarından birisini teşkil etmekte olup , 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü gibi ülkesine üst düzeyde hizmet veren düşünce kuruluşu sayısı maalesef cılız kalmış vaziyettedir.

Milton Friedman ve F.Hayek ‘in geliştirdikleri ekonomik büyüme endeksli Neo Liberal / Borç – Tüketim ekonomisi 1971’de Başkan Nixon , 1982’de Başkan Reagan ve 1999’da Başkan Clinton döneminde alınan kararlar ve Başkan Bush dönemindeki politikalar sonrası kontrolsüz kapitalizme dönüşmüştür. Bu kontrolsüz kapitalizm “serseri mayın misali” piyasalarda yüzmeye başladıktan bir süre sonra 2008 yılında subprime mortgage krizi ile patlak vermiş olup, şu ana kadar nihai çözümler hala üretilememiş ve dünya adım adım yıkıma doğru yol alırken 21.yüzyılın düzen bazında yeniden şekillenmesine adeta zemin hazırlamaktadır.

Mega Kriz süresince yaşanmakta olan en büyük sorun " hastalığın tam teşhis " edilmesi hususunda olup , piyasalar umutsuzca standart – akademik makro ekonomik kalıplar içersinde anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmakta ve Mega Krizin çözümleri tam anlamıyla Keynes ve Hayek teorileri arasında sıkışıp kalmış bulunmaktadır.

Buzdağının altı göz önüne alınarak bütününe bakılacak olursa Dünyada iki Ekonomi Tipi ortaya çıkmış bulunmaktadır :

1 )   Ayakları yere basan , alın teri ve sistemi "bal arısı misali"  temsil eden 70 Trilyon dolarlık üniversitelerde makro + mikro isimleri altında akademik olarak formatlanmış ve devletler tarafından da yasalar çerçevesinde düzenlenmiş "Reel Ekonomi".

2 ) Bilgisayar üzerinde kaldıraçlı türev ürünler dahil tüm finans ürünlerinin Online işlemleri neticesi ortaya çıkan ve  para piyasası fonları, aracı kurumlar, bankalar, Rating şirketleri, CDS 'ler, piyasa yatırımcıları, diğer şirketler, bireysel yatırımcılar, Borsalar vs…kısacası zincirleme tüm piyasaları "çekim gücü" kapsamına alan yıllık 900 Trilyon dolarlık finans kapitalin hakimiyetine geçmiş bulunan, henüz akademik formatlanamamış ve karşı koymaya hiçbir gücün yetmeyeceği "Sanal Ekonomi".

Teorik olarak dünya da 900 Trilyon dolarlık Sanal Ekonominin 70 trilyon dolarlık Reel karşılığı vardır ve bilanço 830 Trilyon dolarlık dolarlık "Sanal Açık" vermektedir. Yine teorik olarak 900 Trilyon dolarlık Online işlem hacmini kapsayan "Sanal Paranın" %1'i dahi nakte çevrilmek istense ortaya 9 Trilyon dolarlık devasa likit para ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bir türlü doymak bilmeyen piyasalara "parasal genişleme paketleri adı altında" sürülen (QE 'ler)  sorunu kısa vadeli ertelelemekten öteye gidememekte ve piyasalar ve sonuçta dünya adeta adım adım "Titanik" misali yeni bir sürece doğru yol almaktadır.

2014 itibariyle hane halkı , Şirketler , Kamu kuruluşları ve finansal kuruluşlar kısacası ABD 'den Japonya'ya Fransa'dan İrlanda , Güney Kore ve Yunanistan’a kadar tüm ülkelerin 200 Trilyon doları bulan borçlarının GSMH'ya oranları %100 ya da çok üzerinde batağa saplanmışken  " Bilanço Gereği " alacaklıların kim olduğu hususunda kamuoyunda hiçbir makul açıklama ortaya çıkmaması gerçekten çok ilginç bir durum arz etmekle beraber aslında belki de bu sorunun cevabı dünyanın 21.yüzyıl sonunda nasıl şekilleneceğine dair ipuçları vermektedir.

Dünya’da bu yüzyıl içerisinde şekillenme sürecinin ABD + İngiltere (Anglosakson’lar) ekseni ile Rusya (Putin) + Çin ve buna daha sonra katılması söz konusu olabilecek Hindistan eksenleri arasında oluşacak süper Pasifik güç dengeleri üzerinde kurulacağı düşünülmektedir.  Avrupa Birliği Almanya öncülüğünde Fransa ile ittifak halinde “süper güç olma özlemleri içerisinde” çıkış yolları aramakla beraber “ içerisine  bir ağ misali düşmüş oldukları” borç krizi neticesi kısır döngüden  bir türlü çıkamayıp sonunda  mecburen Anglosakson’ların peşine takılır görünmektedirler.  

Dünya’da 21. yüzyılın yeniden şekillenmesi sürecinde Türkiye’nin de aktif içinde bulunduğu ; ileri düzey rasyonel - analitik mantık , tecrübe , teknoloji , zeka , istihbarat ve özelikle "doğru bilgi ve strateji" gerektiren  uluslararası yarış aynen  "Off Road Rally" yarışlarına benzemekte ve 21.yüzyılda yarışılacak bu yol güzergahı içerisinde birçok zor engel, bataklık ve özellikle kurnazca düzenlenmiş "tuzaklar" bulunmaktadır.  

Dünyanın şekillenmesinde Başkan Wilson döneminden itibaren önemli rol oynayan başkanlık doktrinleri , ekononomi politikalar , insanlığa ağır bedeller ödeten dünya savaşları ve Jacques Bordiot’un 70’li yıllarda yazmış olduğu yeni dünya düzenine ilişkin görüşleri dahil hepsinin bütünlüğü göz önüne alınıp, analiz edildiğinde 20.yüzyıl başlarında Başkan Wilson’dan  itibaren günümüze kadar global sistemin aşağıda kısaca özetlenen aşamalardan ve özellikle kurumların kontrolünden geçtiği gözlemlenmektedir:

a)  Dünyanın bu güne geldiği noktaların temelleri 19. yüzyılın başlarına kadar gitmekte ve ard arda yaşanan 2 dünya paylaşım savaşı sonrası Anglo-Saksonların “yeni dünya düzeni” olarak ortaya koyduğu Neo-Liberal / Borç – Tüketim ekonomik modelinin ortaya çıkması ile herşey başlamış bulunmaktadır. 1982 yılında Reagan başkanlığında 1929 Büyük Buhran dönemine tedbir olarak piyasalara getirilen devletin sıkı denetim , kontrol ve kısıtlamalarını içeren Garn St. Germain yasası kaldırılarak Deregülasyon dönemi başlatılmış bulunmaktadır. Böylece neo – liberal / borç – tüketim serbest ekonomisi Türkiye dahil tüm dünyada uygulamaya geçirilmiş kitleler " üretim faktörü ve değirmenin suyu gözetilmeden ” tüketim furyasına teşvik edilmiştir. Sonuçta yaşanan her büyük kriz sonrası dünyanın yeni dönemlere geçtiği ve 2008 Mega krizi sonrası dünyada “buzdağının altındaki” akademik olarak henüz formatlanamamış devasa gücün büyük ölçüde finans tekellerinin eline geçtiği izlenmektedir.

b) Uzun süreç boyunca küresel sistemde önemli roller üstlenen IMF , WTO , Dünya Bankası , FED ve başta Wall-Street ve onun şişman kedileri olmak üzere borsalar aracılığı ile “neo liberalizasyon / borç ekonomisi , deregulasyon , gümrük birlikleri , para birlikleri ve serbest dolaşım politikalarıyla dünyanın fiziki – ekonomik bazda küreselleşme süreci tamamlanmaya çalışılırken küresel medya yolu ile “ulusal kültürel yapılar uluslar üstü” yeniden şekillendirilme sürecine girmiştir.

c)   NATO örneğinde görüleceği üzere dünyanın bu yüzyıl içerisinde askeri temelde tek dünya ordusu yönünde şekillenebilmesi için ülkeler bazındaki ulusal silahlı kuvvetlerin aşamalı olarak tasfiye edilerek özel kolluk kuvvetlerine ( polis ) kaydırılmasına gereksinim vardır.

d)    Bu yüzyılın sonunda eğer örneğin BM nezdinde uluslararası bir parlamento ve hatta bu parlamentonun atayacağı bir dünya hükümeti oluşabilmesi için bu tip örgütlenmelere NetWork gereği en müsait yapılanmaların ülkeler bazında “federal olarak bölünmüş yapılanmalardan” geçeceği hususunu göz önünde bulundurmanın yararı vardır.

Türkiye’nin 2010 sonrası değişen iç ve dış politikasında stratejik olarak telafisi zor iki büyük hatası söz konusu olmuştur : 

-   Taksim / Gezi olaylarında ortaya çıkan tablo neticesi batılılar gözüyle o zamana kadar yüzü batıya dönük olan ve batıda örnek ülke kabul edilen Türkiye’de laiklik esasındaki İslam – Demokrasi formülü ağır hasara uğramış , Türkiye’nin batı ile köprü ayağını teşkil eden  “Avrupa yaşam tarzlı nüfusu” otoriter baskı altına alınmıştır.

-    Türkiye bir süredir izlediği dış politika ile uluslararası arenada ilk defa artık laik değil “sünni pozisyonlu”  üstelik Ortadoğu’ lu bir din devleti olarak algılanmaya başlanmış ve kendisini birden mezhep kavgaları ve Ortadoğu batağı içerisinde bulmuş ve sonuçta Pakistan’a dönme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.. Komşularıyla ( Suriye , Irak , Libya ,Mısır ..) yaşadığı sorunlar , kibiri gereği boyundan büyük işlere kalkışmasından ve özelikle İsrail karşıtlığının tabanda Yahudi düşmanı antisemitizme kayma eğiliminden dolayı ABD ve AB ile çok ciddi ihtilaflar yaşanmaya başlamıştır.

SONUÇ :

Global sistem ile ulusal sistemler arasızaman zaman baş gösterecek savaş ve çatışmaların 21.Yüzyıla damgasını vurması beklenirken bu yüzyılda ABD’nin başı çektiği 4.boyut dijital teknolojilerin uzayda sağlayacağı üstünlük belirleyici olacaktır. 4.boyut dijital teknolojilerin bütün dünyayı aynı anda tek bir köy haline getirmesi itibariyle sermaye, mal, hizmet ve özelikle kültürel bazda küreselleşme sürecine devrim niteliğinde daha da hız vermesi kaçınılmaz olup, dünyanın yaşayacağı birçok sancılar sonrası eninde sonunda dünyada şekillenecek olan  NetWork yapısına uygun federal yapılanmalar üzerinde inşaatı ihtimal dahilinde olan önce parasal - mali sonra siyasi ve belki de bu yüzyılın sonuna doğru tek ordulu askeri birliğe doğru yol alınması muhtemel görünmektedir.

Bu süreç sırasında belki de Birleşmiş Milletler zorunlu olarak yeniden yapılandırılarak yüzyıl sonuna doğru 'galaktik' dünya parlamentosu işlevini alacak hatta belki de bu bu parlamento nezdinde bir temsili bir dünya hükümetinin dünyayı yönetmek üzere atanması dahi mümkün olacaktır.      

Çinglobal sistemin 21.yüzyıl sürecinde üzerinde Rusya’dan daha fazla kafa yorduğu ülke konumundadır. Hong Kong’daki yaşanmakta olan olayların işaret ettiği üzere Çin’deki komünist iktidar ile kapitalist ekonomi arasında gittikçe keskinleşecek olan çelişki “ henüz kaşınmamış ” olmakla birlikte tahmini 2020 – 2030 arası Arap baharı tipi bir patlamanın yaşanması ihtimal dahilinde değerlendirilmektedir.

Federal parçalı yapılanmayı ifade eden ve demokratik ülkeler için gerçekte daha pratik olan “başkanlık sistemi” her ne kadar global sistemin NetWork arzularıyla tam örtüşse de demokrasi evrimini maalesef henüz tamamlayamamış Türkiye ve benzeri yarı demokratik - yarı feodal , etnik yapılı ve üstelik trafikten , futbol ve politikaya kadar çatışma kültürünün özellikle hakim olduğu ülkelerde dünya örneklerinde kolaylıkla görüleceği üzere dikta rejimlerine dönüşüp sonunda bölünme ve yıkım riskleri taşımaktadır.

Eğer her şeye rağmen Türkiye günün birinde zaten küresel sisteminin arzuları ile örtüşen  başkanlık sistemi ve sonrasında başta Güneydoğu bölgesi olmak üzere “bölgesel bölünme esaslı federal yapılanmaya” gitmek zorunda kalması durumunda iç savaşa sürüklenmeden , tuzaklara düşmeden  bunu tamamen kendi inisiyatifi içerisinde biran evvel tam anlamıyla demokratikleşerek,  ulusal güç, pozisyon ve bütünlüğünü muhafaza ederek yapmaya çalışması , bunu her türlü güçlük ve engellere  rağmen kesinlikle başarması  yaşamsal önem arz etmektedir.

Bu yazı 4545 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı