Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|08 Nisan 2014 Salı

Faizler Oranları İndirilmeli Mi?

Rezzan Neslihan Vural tarafından yazıldı.

 

Faizler neden yükselmişti?        

Amerika’nın parasal sıkılaşmaya başlaması ile birlikte Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerden çıkan ve yurduna dönen sıcak para, TL’de değer kaybına neden olmuştu. Para çıkışı iki temel sorunu doğurdu. Bunlardan ilki ülkede kaynak sıkıntısının baş göstermesi ile sermayeye erişimde maliyetlerin artması ve ikincisi ise yurtdışına çıkan paranın döviz cinsinden olması nedeni ile kurlarda yaşanan artış oldu. Bu iki sorun neticesinde TCMB, fiilen ekonominin gerisinde kalmamak, piyasalarda merkez bankası politikalarına olan güvenin korunması, ülkeden çıkan para akışını yavaşlatmak ve kurlarda yaşanan fahiş artışa müdahale ederek istikrarı sağlamak amacı ile en büyük silahı olan faiz artırımı kullanmıştır. Nitekim TCMB’nin faiz artımı kararından önce faiz oranları fiilen artmış ve piyasa fiyatlarında yaşanan bu artış merkez bankasının faizleri yükseltmesi konusunda ayrıca baskı yapmıştır. Nihayetinde faizlerde rekor artış meydana gelmiştir. Türkiye’deki ekonomik koşul değerlendirildiğinde faiz artırımı kararının son derece olumlu olduğu da bir gerçektir. 

Amerika’nın parasal sıkılaşmaya başlamasının bir diğer sonucu da Türkiye’ye gerçekleşen sermaye akışında yaşanan yavaşlama neticesinde kredi hacmindeki büyüme hızının yavaşlamasıdır. (Bunun sebebi Türkiye’de insanların tasarruf oranlarının geçim derdi nedeni ile oldukça düşük olması ve Türkiye’de kredi olarak dağıtılan fonların yurtdışından alınan borçlar ve Türkiye’ye gelen sıcak para olmasıdır.)

Tüketici kredilerinin artış hızının yavaşlaması iç talebi(Türk halkının tüketimini) azaltacak neticesinde de düşen fiyatlar ile enflasyon oranlarında yıl içerisinde düşüş yaşanacaktır. Tüketimin azalması büyümeyi sekteye uğratacağı için cari açıkta da iyileşme gözlenebilecektir.  Nitekim Dünya Bankası 2014 yılı için Türkiye’nin büyüme tahminini %3,5’dan %2,4’e düşürmesi tesadüf değildir[1].

Türkiye Ekonomik Görünümde Dışa Bağımlı mı?

Bu sorunun cevabı evet. Ancak son yıllarda bu bağlılık giderek hassaslaştı ve ABD ekonomisindeki en ufak bir titreşim Türkiye’de daha yüksek şiddetle hissedilir hale geldi. Geçmiş dönemler ile günümüz arasındaki bir diğer fark ise eskiden ABD ekonomisine dair verilerin olumlu olması dünya ekonomisinde olumlu bir hava yaratırken şimdi ABD ekonomisinin toparlanması gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere küresel ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Bu etkileşimin terse dönmesinin sebebi ABD ekonomisinde istihdam verisi başta olmak üzere diğer makro veriler beklentilerin altında kaldığı sürece FED faizleri yükseltmeyecek ve fonlar faiz oranlarının daha yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde kalmaya devam edecektir. Böylece finansman ihtiyacı duyan gelişmekte olan ülkeler bu ihtiyaçlarını daha düşük maliyetler ile karşılayabileceklerdir.

Dolayısıyla Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu açıktır. Ancak Türkiye’nin ABD’nin ekonomik verilerine olan bağımlılığı bir KADER değildir. Türkiye ekonomisi kendi içinde istikrarı sağlarsa bağımlılığı o kadar az olur ve dış ekonomik dalgalanmalardan da o kadar az etkilenir.

Kamu harcamaları ile beslenen Türkiye ekonomisinin güçlenmesi için ise ülke ekonomisinin inşaat gibi kısa vadeli istihdam sağlayan ve katma değer yaratmayan sektörler yerine katma değeri yüksek, sanayi sektörünün hammadde ve yarı-mamul ihtiyacı duyduğu alanlarda üretim sağlayacak alanlara ve iş kollarına yatırım yapılması şarttır. 

Faiz Oranları İndirilmeli mi?

Türkiye’de sermayeye ihtiyaç duyan, tüketici, yatırımcı ve sanayicilerin faizlerin düşmesini beklemesi olağan bir durumdur. Çünkü sermaye bir maliyet kalemidir ve bu maliyet ne kadar düşük faiz ile karşılanırsa sanayicinin beli de o kadar az bükülür.

Ancak siyasilerin kullandığı “Türkiye’nin büyümesi için faizlerin düşmesi şart.” söylemi para politikasının bütününden uzak tek yanlı ve hatalı bir yaklaşımdır. Bağımsız Para Politikası otoritesi olan TCMB’ye faizleri düşürün yönünde baskı yapmak şu aşamada yalnızca popülist duracaktır.

Mevcut koşullarda, sıcak para Türkiye’den çıkarken, Türk bankaları ucuz finansman bulmak konusunda sorun yaşayacaklardır. Bu nedenle düşük faizden kredi dağıtmak imkânsızdır. Ayrıca finansal kuruluşlar 2014 yılını durağan, bekle ve gör politikası ile temkinli geçirmeyi planlamaktadırlar. Bu nedenle finansal kuruluşlar kredi vermekten ziyade verilmiş kredilerin ödenmesini izleyeceklerdir. Bir yandan bu tutum bir yandan da faizlerin artması hem üretici hem de tüketici açısından tehlike sinyali vermektedir. Tüketici geçimini sağlamak ve tüketim ihtiyaçlarını karşılamak için kredi alırken üretici de işletmenin devamı ve mevcut borçlarını ödeyebilmek için yeni borç talebinde bulunmaktadır. Bu nedenle yüksek faiz oranları ekonominin iki tarafını da ciddi anlamda olumsuz etkileyecektir. Ekonominin çarklarının sağlıklı bir şekilde dönmeyecek olması büyümeyi durduracak, işsizliği artıracak ve toplumda birçok zincirleme sorun ortaya çıkacaktır.

Şubat 2014 – Ocak 2015 arasında Türkiye’de özel sektörün ödeyeceği borç toplamı 70.577.343.371 $’dır. Yani Türk özel sektörü 1 yıl içinde 70,5 milyar $ dış borç ödeyecektir (bu rakamın 39 milyar $’ını oluşturan kısa vadeli kredilere ticari krediler dahil değildir, yalnızca bankalar ve banka dışı finansal kuruluşların borçları yer almaktadır)[2]. Bu borcun ödenmesi eldeki kaynaklarla olamayacağından yeni borçlanma şarttır. Bu borçlanma ise yüksek faiz oranlarından gerçekleşecektir. Türkiye’nin üretim yöntemi ile hesaplanan 2013 yılı gayri safi yurtiçi hasılası 122.388.000.000 TL yani aşağı yukarı 62.4 milyar $ civarındadır[3].  Sonuç olarak Türkiye’nin toplam değil yalnızca bir yıl içinde ödemesi gereken borcu 2013 yılında gerçekleştirdiği toplam üretiminden daha yüksektir.

İşte Türkiye bu sorunu çözmeden yoluna sağlıklı bir şekilde devam edemez. Eğer güçlü bir ekonomiye sahip olmak istiyorsak borçla beslenen ekonomik yapıdan kurtulmak şarttır. Bu sebeple faiz oranları azaltılarak borç odaklı yapı devam ettirilmemelidir.

Neden ben faiz oranları azaltılmamalı diyorum? Bunun sebebi TCMB faiz oranlarında düşüşe gitse bile bunun fiilen gerçekleşmesi yukarıda açıkladığım mevcut durum, sermayenin belirsizliği ve yüksek dış borçluluk sebebiyle imkânsızdır. İkinci olarak faizleri azaltıp borçluluğu daha fazla artırmanın tehlikeyi büyütmekten ve ötelemekten fazla bir etkisi olmayacaktır.

Bu nedenle faizler; daha fazla sıcak paranın çıkmasının engellenmesi, TL’nin değer kaybının belirli bir bantta tutulması ve borç odaklı yaşamdan vazgeçilmesi için yüksek seyrini korumaya devam etmelidir.

   

Bu yazı 3289 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı