Hoşgeldiniz; Bugün 21 Temmuz 2017 Cuma
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|21 Mart 2014 Cuma

Türkiye’de Ekonomik Balonun Patlamasına Sebep Olacak Kötü Koşullar Devam Ediyor

Rezzan Neslihan Vural tarafından yazıldı.

Forbes, Türkiye’deki mevcut ekonomik durumu dışarıdan bir gözle objektif olarak açıklamıştır. Aşağıda yer alan makale Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun vahametini tarafsız olarak ortaya koyması açısından önemlidir. Türkiye’ye gelen yabancı yatırımcıların, yabancı markaların, AVM’lerin ülkemizdeki borç paraya dayanan tüketim çılgınlığına geldikleri ve borçla finanse edilen harcamaların sürdürülemez olduğu yazıda açık olarak anlatılmış olup bugüne ışık tutan nitelikte bir makaledir.

R.Neslihan Vural

 

Türkiye’de Ekonomik Balonun Patlamasına Sebep Olacak

Kötü Koşullar Devam Ediyor.

 

Geçtiğimiz 10 yılda Türkiye birçok ülkeyi kıskandıracak derecede hızlı büyüme gerçekleştirmiştir. 2002 yılından bu yana Türkiye’de AVM, gökdelen ve altyapı projelerinin sayısı 4 katına ulaşmış ve Batı ülkelerinde duraklama dönemi yaşanırken Türkiye hız kesmeden büyümeye devam etmiştir.

Ancak ne yazık ki Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülke ekonomileri de Avrupa’da ekonomik çöküşe yol açan tehlikeli finansal balonun içine sürüklenmektedir. Türkiye yatırım açısından ilgi gören bir ülke olmasına rağmen para birimi ve finansal piyasaları hızla değer kaybetmeye başlamıştır. Bu noktada önemli olan husus Türkiye’de ekonomi balonu ile ilgili bilincin hala çok düşük seviyelerde olmasıdır.

Esasen gelişmekte olan ülkelerde balon 2009 yılında Çin’in ekonomiyi canlandırmak için agrasif kredi odaklı stratejisi ile şişmeye başlamıştır. Çin’de uygulanan politikalar ile inşaat sektörü öncülüğünde yaşanan büyüme hammadde ihracatı yapan ülkeler için de bulunmaz bir nimet olmuştur. Çin sebebiyle yaşanan gelişmenin dışında gelişmekte olan ülkelerin piyasaları, servetlerini finansal krizin merkez üssünden çekmeye çalışan yatırımcılar için cazip hale gelmeye başlamıştır. Önemli ihracatçılardan olmayan ülkeler (Türkiye gibi) bu yeni yatırım alışkanlığından faydalanmaya başladılar.

FED’in multi-trilyon Dolar’lık parasal genişleme adımı ile Amerika’nın, Avrupa’nın ve Japonya’nın dibe vuran faiz oranları gelişmekte olan ülke piyasalarına 4 Trilyon Dolar spekülatif para akışına sebep olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin varlıklarına artan talep bu ülkelerde kamu harcamalarının artmasına ve kredi taleplerinde korkunç artışa sebep olmuştur. Bunun yanı sıra düşük maliyetle borçlanma şansının bulunması da borçluluğu artırarak aslında yeni bir balon daha yaratmıştır.

Türkiye'nin gösterge faiz oranı ve üç aylık bankalararası faiz oranı çizelgesi en düşük seviyeye gerilediği dönemi ve 2014’de yaşanan yükselişi göstermektedir.  

Türkiye’de son 10 yılın yarısında olağan dışı düşük faiz uygulamaları ülkenin kendine özgü para politikası nedeniyle olmuştur.  Recep Tayyip Erdoğan’ın sıfır reel faiz politikası modern İslam toplumlarında en iyi pratik şeriat uygulaması olarak göze çarpmaktadır.

Başbakan uzun vadede reel faiz oranını düşürmeyi planladıklarını çünkü insanların faiz üzerinden değil, çalışarak kendi gelirlerini artırmaları gerektiğini belirtmiştir.

Türkiye'nin ekonomik "Mucize" olması kredi balonu yüzünden mi?

Çok düşük faiz oranının, kredi ve varlık balonunu şişirdiği yönünde kötü bir ünü bulunmaktadır. Ancak bu Erdoğan tarafından görülmemektedir. O 2023 yılında Türkiye'yi dünyanın en büyük on ekonomisinden biri yapmak için söz vermiştir. Nihayetinden düşük faiz ile Türkiye’de özel sektörde krediler 2008’den günümüze 4 kat büyümüştür. Bu rakam ülke GSYH’nın üçte birini oluşturmaktadır ve Türkiye’nin büyümesindeki artışın önemli itici gücü borçlarla sağlanmıştır.

Türkiye'nin M3 para arzı grafiği de benzer bir kaygı verici artış gösterir:

Gelişmekte olan ülkelerin kurumsal borçlanma çılgınlığı sonucu oluşan tahvil balonu Türkiye’de muazzam bir borçlanmaya sebep olmuştur. Ülke, GSYH’nın %47’si oranında 372,6 milyar $ dış borca sahiptir.

Burada en tehlikeli nokta borçluluğun yüksek olduğu kadar, Türk şirketlerinin borçlarının %90’ının yabancı para cinsinden olmasıdır. TL’nin Amerikan Doları karşısında geçen yıl %18 düşmüş olması kurumsal borçluları daha da çok zayıflatmaktadır.

Bir diğer dramatik nokta ise 2008’de 52,52 milyar $ olan kısa vadeli dış borcun 2012 yılsonunda 100,6 milyar $’a yükselmiş ve 2013 yılında üçte bir oranında artarak 129,1 milyar $’a ulaşmış olmasıdır.

Türkiye'nin kısa vadeli ve uzun vadeli dış borcu son dönemde ekonomik büyümeden daha hızlı artmıştır. Ek olarak FED’in parasal daralma planlarını açıklaması, kısa vadeli dış borç yükü yüksek olan ülkeleri yükselen faiz oranları karşısında savunmasız hale getirmiştir. Türkiye artan borçluluğu sebebiyle kritik konumda bulunan ülkelerin başında bulunmaktadır. Kısa vadeli borç ölçümlerinde borçlar döviz stokunun %100’ünü aşmaktadır.  

Son on yılda dış borç Türkiye'nin hızlı büyümesi, büyümenin devamlılığı ve cari açığın finansmanı için muhtaç ve bağımlı olduğu bir finansman kaynağı konumundadır. 

  

Türkiye’nin cari açığının GSYH’ya oranı %6’nın üzerine çıkmıştır ki bu oran geçmişte para krizlerine sebep olmuştur.

Türkiye’de Tüketim Balonu

GSYH’nın %70’ini oluşturan tüketim harcamaları son on yılda büyümenin lokomotifidir. Ancak ne yazık ki bu tüketim harcamaları borç ile finanse edilmiştir. 2005-2008 arasında bireysel krediler ortalama %61 oranında büyümüştür ve ancak krizle birlikte bu büyüme yavaşlamıştır. 2013 yılında hane halkının kredileri %28 oranında artmıştır. Nitekim Türkiye’de bireyler sms ve ATM’lerden kolaylıkla kredi alabilmektedir. 2010-2013 yılları arasında kredi kartı borçları %77 oranında artmıştır bu patlamada ülkenin önde gelen bankaları önemli bir rol üstlenmiştir. 74 milyon nüfusa sahip Türkiye’de 54 milyon kredi kartı ve 45 milyar $ ödenmemiş kredi kartı borcu bulunmaktadır. Hane halkının borcunun harcanabilir gelire oranı 2002’de 4,7 iken 2012’de 50,4’e yükselmiştir.

Türkiye’de düşük faiz oranı ile oluşan kredi ve tüketimin balonuna ek olarak son 30 yılın en düşük tasarruf oranına düşülmesi Türkiye’yi diğer 14 gelişmekte olan ülke sıralamasında ekonomik durum anlamında sonuncu yapmaktadır. IMF raporuna göre gelişmekte olan ülkelerde tasarruf oranı %33,5 iken Türkiye’de bu oran %12,6 ile diğer ülkelerin üçte biri seviyesindedir.

Türkiye’nin düşük tasarruf ve yüksek kredi oranı kombinasyonu ülkenin son 10 yılda tüketim harcamalarını artırmak için çok yardımcı oldu.

Türk tüketicilerin bu otomobil, tüketici elektroniği ve ev aletleri gibi malların kendi ihtiyari harcamaların çok odaklanmıştır. Çok sayıda yabancı çokuluslu şirketlerin ülkenin harcama patlaması kar Türkiye'ye akın var.

Diğer birçok yükselen piyasalar gibi, son on yılın yarısında Türkiye'nin düşük faiz ortamı büyük kent merkezlerinde emlak fiyatlarında enflasyona yol açmıştır. Türk konut fiyatlarının 2009 yılından bu yana yaklaşık yüzde %53 oranında arttığı görülmektedir.

Emlak fiyatlarının artması ile 2005 yılında günümüze ödenmemiş mortgage kredilerinde de 6 kat artış yaşanmıştır.

Türkiye’nin emlak kredisi balonu sadece geçen sene %28 oranında artmıştır. Krediler ev satışlarının %78,7’sini finanse etmiştir.

İnşaat sektörü Türkiye için önemli bir role sahiptir. Bu sektör 170 milyar $ büyüklük ile 789,3 milyar $’lık ekonominin %20sini oluşturmaktadır. Türkiye’de her türlü inşaat, konut, avm, havaalanı projelerinde patlama yaşanmıştır. 2013 yılında %42,9 oranında büyüyen inşaat ile ilgili krediler Türkiye’nin kredi balonunun önemli bir bileşenidir. 2008 yılından bugüne Türkiye’de 39 yeni gökdelen inşa edilmiş ve 42 gökdelenin de inşaatı devam etmektedir. Örneğin Sapphire’in yapımı 2011 yılında tamamlanmıştır. Sapphire, 856 metre yüksekliği ile Rusya haricinde Türkiye ve Avrupa’nın en yüksek binası konumuna gelmiştir. Gökdelen endeksine göre Türkiye’deki durum alarm vermektedir.

Türkiye’de Gökdelen ve ekonomi balonu birlikte yükselmektedir. İyimserlik ve düşük maliyetli kredilerin yarattığı ortam kaçınılmaz bir çöküşe zemin hazırlamaktadır. Türkiye’nin gökdelen merakı ve bunun yarattığı endişe daha önce de ele alınmıştır çünkü bu inşaatlar oldukça ciddi miktarlarda kısa vadeli ABD doları ile finanse edilmektedir. Örneğin Sapphire 164 milyon TL borç ile yapılmış ve bu borcun 154 milyon TL’si karşılığı Dolar borç alınmıştır.

Gayrimenkul geliştirme firmalarının Dolar cinsinden kredilerin büyük miktarda olması ABD Dolar’ının TL karşısındaki durumuna olumsuz katkı yapmaktadır.

Alışveriş merkezi kurmaTürkiye'nin inşaat balonunun bir başka önemli yönüdür: Türkiye’de 2000 yılında sadece 46 alışveriş merkezleri varken şimdi 300'den fazla AVM bulunmaktadır. Önümüzdeki on yıl içinde en az 300 daha inşa planı vardır. Türkiye’de alışveriş alanının 2014 yılında  %18 artarak 1,5 milyon metrekareye ulaşması bekleniyor. Bu noktada belirtmek gerekir ki Türkiye'nin AVM inşaat balonunun sürdürülemez olduğu daha önce tartışıldı ancak ülkenin kredi odaklı tüketim harcamaları ekonomi politikaları ile teşvik edilmektedir.

Alışveriş merkezleri gibi, son on yılda Türkiye'de inşa edilen yeni otellerde de bir patlama olmuştur. Önümüzdeki üç yıl içinde, 38.853 yatak sayısına sahip 65 yeni dört ve beş yıldızlı otelin tamamlanması beklenmektedir. Hilton Worldwide’ın, 2013 yılında yapım aşamasında 20 oteli vardır. Planlanan otel örnekleri çoğaltılabilir. BDO Turizm Danışmanlığı Mehmet Önkal göre, Türkiye'nin otel projelerinin yüzde 95'i yerli yatırımcılar tarafından finanse edilmektedir.

Hırslı hükümetin önderliğinde altyapı projeleri Türkiye'nin inşaat faaliyetlerinin artmasında ve ekonomik büyümenin hızlanmasında önemli bir rol oynamıştır. 3.havaalimanının tahmini maliyeti 29 milyar $’dır ve şuanda Türkiye'nin en pahalı mega projesi konumundadır. Bunun dışında bazı projeler aşağıdaki gibidir:

·         15 milyar $ maliyet ile Marmara Karadeniz kanal bağlantı yolu

·         8,4 milyar $ maliyet ile kamu-özel girişim ortaklığı ile yapılacak 5.000 lüks daire

·         5 Milyar maliyetli boğaz demiryolu

·         4,4 milyar maliyetli 3.köprü

·         2,6 milyar $ maliyetle TCMB, Düzenleyici otoriteler ve özel finans şirketleri için kompleks.

·         2,5 milyar $ lüks avm ve sanat merkezi

·         1,4 milyar $ boğaza yeni tünel

·         1,35 milyar $ iki yeni marina

 

Kamu inşaat projeleri, Türkiye'nin kamu harcamalarının son on yılda neredeyse üçte iki oranında artmıştır.

Türkiye'de inşaatların patlaması, yolsuzluk ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın müttefikleri ile ilgili skandallar salgın hale gelmiştir. 17 Aralık 2013 tarihinde, 15 aylık bir gizli soruşturma neticesinde sayıları 100ü geçen şahısların tutuklanmasına ya da sorgulanmasına yol açmıştır. Bu insanlar arasında Erdoğan'ın kabine bakanları, inşaat patronu ve bir devlet bankasının CEO'su bulunmaktadır. Bu kişiler Türkiye'nin en zengin adamlarından biri haline gelmiştir. İddialar arasında kamuda rüşvette yer almaktaydı.  Nakit milyonlarca dolar bazı sanıkların evlerinde bulunmuştur. Erdoğan Türkiye'nin ekonomik yükselişini düşürmek için yabancılar tarafından bir komplo olduğunu savunmuş ve onun müttefiklerinin cezai soruşturmaları reddetmiştir.

Türkiye’de enflasyon balonu son on yılda GSHY ‘nın 4 kat artmasına sebep olmuştur.

Türkiye’de borsa 2003 yılına göre 9 kat yükselmiştir. Son dönem düşüşler ile birlikte artış 6 kata gerilemiştir. 

Hisse senetleri ve emlak fiyatlarındaki artışlar ile 2002 yılından bu yana zengin Türklerin sayısında artış yaşanmıştır. 30 milyon Dolarlık varlıkları ile sayılarında %10,5 artış yaşanmıştır.

2013 Mayıs sonlarında yaşanan gelişmeler ile Türkiye piyasaları bir anda yön değiştirmiştir.  3. parasal genişleme programı ile 2012 sonlarından Mayıs 2013 sonlarına kadar aylık 85 milyar $ likidite enjeksiyonu ve Japonya’nın Abenomics teşvik uygulaması ile yeni bir yükseliş dalgası yakalanmıştır. Ancak 2013 Mayısından sonra FED’in pasaral sıkılaşmaya geçeceği yönündeki söylentiler gelişmekte olan ülkelerde şok etkisi yaratmıştır.

Bu söylentiler huzursuzluğu artırırken aynı zamanda Türkiye’de 28 mayıs 2013’te başlayan protestolar ve ayaklanmalar dalgası başlamıştır. Bu ayaklanmalar, ülkedeki inşaat patlaması, özgürlükler, laiklik, polisin aşırı güç kullanımı gibi konularda Türklerin başbakana karşı duyduğu memnuniyetsizliği dile getirmesine neden olmuştur. Bu protestolara sokağa 3,5 milyon insan çıkarken, 11 kişi hayatını kaybetmiş, 8000 kişi yaralanmış ve 3000’in üzerinde insan tutuklanmıştır.

Türkiye’de, sürekli cari işlemler açığı, sivil huzursuzluk parasal genişlemenin daralacağına dair olan spekülasyonlar, güven kaybının borsada yarattığı düşüş sadece 1 ayda %25lik bir gerileme yaşanmasına neden olmuştur. Nihayetinde 10 yıllık devlet tahvilleri faizleri 6’dan 10’a yükselmiştir.

Başta Türkiye olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde yaşanan kargaşadan birkaç ay önce Business Insider Dergisi gelişmekte olan ülkelere akan paranın devasa bir balon yarattığını yazmıştı.

Türkiye’de bu yaşananlara ek olarak ortaya çıkan yolsuzluk skandalı ve FED’in parasal daralması ile birlikte TL Dolar karşısında %12 düşüş daha yaşadı ve en düşük seviyesine geriledi. Yıl içindeki değer kaybı %22ye ulaştı.

  

 

 Türkiye'nin son dönemde yaşadığı kargaşa Güney Afrika, Brezilya, Endonezya ve Hindistan'ı içeren "Kırılgan Beş" gelişmekte olan ekonomiler sınıflandırmasına dahil olmasına yol açtı. Bu grupta büyük cari işlem ve ticaret açıkları, yüksek enflasyon, yabancı sermaye girişlerine olan bağımlılık ve yavaşlayan ekonomik büyümenin sorunları vardır. Bahar 2013 yılından bu yana gelişmekte olan piyasalar arasında en çok bu grup sıkıntılı günler geçirmektedir.

Başbakan Erdoğan dövizde keskin düşüşün ardından Türkiye'nin para birimini desteklemek için, son olarak yüksek faize karşı o uzun zamandır mücadele ettiğini "faiz lobisi" olarak adlandırdığı Türk liderlerinin bir grup taleplerine kulak vermek zorunda kaldı. 28 Ocak 2014 tarihinde, Türk Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı - sözde "faiz lobisinin" üyesi, gecelik borç verme oranını 7,75’ten 12,5’a, gecelik borç alma faizini 3,5’tan 8’e ve haftalık repo oranını  4,5’tan 10’a yükseltmiştir.

Türk ve uluslararası piyasalar Ocak 2014’te yapılan faiz artırımını alkışlamıştır. Bu noktada dünyanın hala Türkiye’de düşük faiz ve kredi odaklı balonun kimse tarafından farkedilmediği de görüldü. Bu zamana kadar düşen faiz oranları Türkiye ekonomisini şişirmişti ve yükselen faiz oranları ile bu balon son noktaya gelmiştir.

Türkiye’nin ekonomik balonu kısa ve uzun vadeli faiz oranlarının yükselmesi ile patlayacak gibi gözükmektedir ve bu yapı mantar gibi diğer gelişmekte olan ülkelere de yayılacaktır.

Amerika’nın parasal genişlemeyi azaltacak olması ki 2014 yılında bunun tamamlanması beklenmektedir, gelişmekte olan piyasalara olan para akışının tersine dönmesi, bu ülkelerin para birimlerinde düşüşün tırmanmasına neden olacaktır. Nitekim gelecek yıl Türkiye’nin 129,1 milyar $’lık kısa vadeli borcunun vadesi gelecek ve bu durum ülkedeki balonu daha da hassas hale getirecektir.

İşte Türkiye’nin balonunu patlatması beklenen nedenler:

1.       Ülkenin kaçak kredi patlaması gerçek bir patlama yaşatacak

2.       Sayısız inşaat ve gayrimenkul projesi tersine dönecek

3.       Bir çok banka ve gayrimenkul proje üreticileri sıkıntı yaşayacak

4.       Bir çok firmanın yabancı para cinsinden yüksek borçluluğunun bulunması

5.       Tüketicilerin kaldıracı yüksek kredileri ödeyememesi

6.       Ekonomik büyümenin yavaşlaması

7.       İşsizlikte dalgalanma yaşanması

8.       Derecelendirme kuruluşlarının hükümetin ve kurumsal borçların notunu düşürmesi

9.       Yüksek faiz nedeniyle TL’nin, Hisse senetlerinin, tahvil fiyatlarının dramatik düşüş yaşaması

10.   Mevcut lidere daha fazla siyasal tepki verilmesi ve protesto yapılması

 

Türkiye’de kredi kaynaklı inşaat ve tüketim son on yılda ekonomik büyümenin iki ana motorunu olmuştur. Borçlanarak harcamak ve inşaat yapmak sürdürülemez olup bir patlama olması da kaçınılmazdır.

Eğer gelişmekte olan piyasalar balonu patlarsa muhtemelen 1997 Asya finansal krizinden daha kötü bir kriz yaşanacaktır.

 

 

 

 

Bu yazı 6081 defa okundu.
  • Yorumlar2
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı