Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|29 Ocak 2014 Çarşamba

TCMB Kararlarının Ardından

Rezzan Neslihan Vural tarafından yazıldı.

Kurlar, 10 yıllık düşük seyrinin ardından Nisan 2013’te FED’in varlık alımlarını azaltacağını dile getirmesi neticesinde artmaya başlamıştır. Ancak TL’nin değer kaybını yalnızca USD karşısında değil EUR karşısında da yaşaması kur artışlarının yalnızca FED kararlarına bağlanmaması gerektiğinin göstergesidir.

Ülkemizde TL’nin değerli olmasının esas sebebi yapılan özelleştirmeler, liberal politikalar ve yabancı yatırıma ardına kadar açılan kapılardır. Yaklaşık 10-12 yıldır ülkemize giren yabancı sermayeye (sıcak para) baktığımız zaman aslında TL’nin neden değerli olduğunu anlamak çok da zor değildir. Ülkemize 2002-2012 yılları arası giren sıcak para 119,8 milyar USD’dır.  2013 yılı TCMB son verilerine baktığımız zaman Ocak-Kasım 2013 kümüle döneminde ülkeye giren sıcak para 21,2 milyar USD iken bu rakam geçen sene 32,9 milyar USD’dır. Yani bir yılda yaşanan düşüş 11 milyar USD seviyesindedir. 

Basit mantıkla sıcak paranın çıkmasının etkileri nelerdir? Tahribatı yüksek olan bu para türünün yarattığı zararları şöyle sıralayabiliriz, öncelikle kurlar üzerinde negatif yönlü baskı, borsa ve borç senetlerinde fiyatların düşmesi yönünde baskı ve en önemlisi para çıkışına bağlı olarak yaşanacak parasal sıkışıklık. Yani aslında Türkiye küresel gelişmelerle ülkemize giren yabancı sermayeyi kendi parası gibi yıllarca harcadı ve şimdi bunun maliyetlerine katlanmak durumunda kaldı.

Peki nasıl harcadı? Yabancı sermaye, bankacılık sistemi yoluyla ülkemize girdi. Bankalar maliyeti düşük bu fonları kredi vererek değerlendirdi ve kredi hızında artış yaşandı, sıcak paranın yaratacağı tahribat bilindiği için sıcak paranın daha fazla ülkemize gelmemesini sağlamak için faizler hızla düşürüldü ancak faiz oranlarındaki düşüş krediye olan talebi daha da çok artırdı. (bu artış tüketimi artırırken ithal odaklı Türkiye cari açıkta rekor üstüne rekor kırdı). TCMB gidişatı durdurmak için karşılık oranlarını artırdıysa da ucuz maliyetli fon sağlayan bankalar TL zorunlu karşılık yerine hakları olan %60’ına kadar yabancı para cinsinden karşılık bulundurma seçeneğini kullandılar dolayısıyla TCMB’nin kredileri yavaşlatma adımı da bu süreçte yetersiz kaldı.  Zorunlu karşılıkların yabancı para cinsinden TCMB’ye yatırılması ile birlikte Merkez Bankası’nın elinde döviz rezervleri arttı ve bu artış ile birlikte kurlar hızla düştü. Bu aşamada Türkiye büyüme rakamları( son dönemde küresel talep nedeniyle düşmüş olsa da) beklenenden yüksek, düşük faiz ve kurlar ile makro-ekonomik verilerde istikrarlı ve pozitif bir tablo çiziyordu.  

Ancak ekonomide yaşanan lale devri ise ne yazık ki uzun süreli olmadı çünkü zaten gerçekler halının altında duruyordu. FED kararları sonrası halının altındaki tozlar da dışarı çıkmaya başladı. Buna göre sıcak para ülkeden çıkmaya başlayınca bankalar için de parasal anlamda sıkışıklık çanları çalmaya başladı. Bankalar “likidite riski” olarak adlandırdığımız bu riski yönetmek için faiz oranlarını artırmaya başladırlar. Dolaysıyla piyasalardaki faizler TCMB’nin faizlerinin önüne geçmiş oldu. Nihayetinde politika yapıcının geriden gelmesi kuruma karşı olan güvenin zedelenmesine ve ekonomide oynaklığın artmasına sebep oldu.

Mevcut durumu ve TCMB’nin olağanüstü faiz kararını değerlendirmeden önce şunu söylemek gerekir ki yıllardır 1,5-1,9 TL arasında olan Dolar kuru aslında Dolar’ın gerçek değerini göstermiyordu ve Türkiye ekonomisi için de gerçekçi bir kur değildi. Kur baskı altında o bantta tutuluyordu. Türkiye için gerçekçi Dolar kuru 1$=2,40-2,50 TL arasındaki kurdur.

Bu ek bilginin ardından TCMB’nin almış olduğu kararlara bakacak olursak, dün sabah (28.01.2014) yapılan ilk basın toplantısında enflasyonu 6,6 olarak revize ederek, fiyat istikrarı konusunda faiz silahını kullanacağını söylemiştir. Sabahki basın toplantısı bu zamana kadar oldukça teorik bir yaklaşım göstererek piyasaların beklentilerini karşılayamamış olan TCMB’nin bu defa farklı bir politika izleyeceğinin işaretidir. Birden çok silah yerine belirlenmiş bir ya da iki silahla bu durumla savaşılsa daha başarılı olunacaktır görüşü bizler tarafından savunulurken Merkez Bankası’nın da şuan hem fikir olması güven açısından oldukça önemlidir. Nitekim piyasaların da beklentisi bu yöndeydi.

Peki, Türkiye’de şuanda bir kriz var mı? Bunun cevabı evet şuanda bir kriz var. Halkın kredi kartına taksit yaptırarak, bir karttan para çekip diğerine para yatırarak, kartların asgari ücretleri ödeyerek geçinmesi zaten sürdürülemez bir ekonominin en mikro bazdaki göstergesiydi.

BDDK kredi ve kredi kartları ile yaratılan bu kara deliği gidermek ve aslında halkın taşıma su ile gününü geçirmesini önlemek ve daha büyük sorunların ortaya çıkmasını önlemek amacıyla taksit sayılarında ve kredi kartı kullanımında bir dizi değişikliğe yöneldi. 1 Şubat 2014 itibariyle kredi kartı taksitlerinde yapılacak sınırlama ile birlikte hane halkı için de gerçekler artık su yüzüne çıkacak.

Gelelim bu gece TCMB tarafından geç de olsa atılan doğru adımlara yani açıklanan faiz oranlarına, TCMB’nin açıklaması aşağıdaki gibidir;

a) Gecelik faiz oranları: Marjinal fonlama oranı yüzde 7,75’ten yüzde 12’ye, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkânı faiz oranı yüzde 6,75’ten yüzde 11,5’e, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 3,5’ten, yüzde 8’e yükseltilmiştir.

b) Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 4,5’ten yüzde 10’a yükseltilmiştir.

c) Geç Likidite Penceresi faiz oranları: Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasası’nda saat 16.00–17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 0 düzeyinde sabit tutulurken, borç verme faiz oranı yüzde 10,25 düzeyinden yüzde 15 düzeyine yükseltilmiştir.

       

Beklenenden yüksek çıkan açıklamalar ile birlikte günün ilk saatlerinde Dolar 2,20’nin altına inerek, 2,18’i gördü Euro 2,97’ye geriledi. Yaşanan bu çok ciddi faiz artırımı sonrası Türkiye’yi neler bekliyor sorusunu cevaplayacak olursak.  Öncelikle maliyet artışları ile birlikte enflasyon önemli derecede etkilenecek nitekim TCMB yukarıda söylediğimiz gibi faiz oranını yukarı yönlü revize etti. Bunun dışında, fonlama maliyeti artacağı için ülkedeki yatırımlar yavaşlayacak ve büyüme beklenenden düşük gerçekleşecektir. Büyüme hızının düşmesi Türkiye’de işsizlik rakamlarını artıracaktır aynı zamanda yüksek faizler kredi hızını azaltıcı etki gerçekleştirecektir. Kredi hızının azalması ise harcamaların kısılmasına neden olur bu da faiz artışlarının sebep olduğu enflasyonist baskıya ters yönlü baskı gerçekleştirecektir. Yani zincirleme birçok olumsuzluk ve ekonomik kırılganlık.

Fonlama maliyetinin artışından bahsetmişken özel sektör borçluluğuna bir parantez açmak gerekir.

Özel sektörün (banka dışı sektörler) kısa vadeli dış borç istatistiklerine baktığımız zaman son verilerde 2013 Kasım’da sektörün 1 yıl ve daha kısa sürede ödemesi gereken tutarın 37,9 milyar $ olduğu görülmektedir. Ancak burada dikkat çeken husus Türkiye’de özel sektörün “iç” borçluluğunu gösteren herhangi bir istatistik olmadığıdır. Bu sebepleözel sektörün iç borçluluğuna ilişkin elimizde sağlıklı bir bilgi olmadığı ancak tahminim en az dış borç kadar iç borcun olduğudur. Bu nedenle faiz oranlarının artışı yüksek seviyede borçluluğa sahip özel sektörün borç ödeme kapasitesini düşürecektir. Bu da reel sektörde ciddi bir krizin habercisidir.

Bu olumsuz yanlarına rağmen TCMB neden faiz artırdı diye sorgulanabilir ancak ekonomi yönetiminde ne yazık ki her şeyi tek hamle ya da te seferde her şeyi düzeltmek mümkün değildir. Yapılması gereken, acil müdahale gerektiren noktalara müdahale etmektir. Bu aşamada ölümcül hastalık döviz kurları olduğu için ve kurlar birçok ekonomik verinin kötüleşmesine sebep olduğu için TCMB en önemli silahı olan faizi kullanarak tek atışta sonuç alma yoluna gitmiştir ki bu en doğru hamledir.

Bu aşamadan sonra Türkiye’de ekonomi normale döner mi? Bu sorunun cevabı yalnızca TCMB’nin omuzlarına bırakılamayacak bir yük olur. Her ne kadar ekonomik sorunlarının ortaya çıkışı 17 Aralık süreci ile alakalı olmasa da siyasi yapı ve güvensizlik ortamı makro dengeleri doğrudan etkilemektedir. Bu anlamda TCMB sıkı para politikasına geçerken, 2014 Mart ayında yerel seçimlere girmeye hazırlanan Türkiye’de maliye politikasının alacağı pozisyon da daha çok önem kazanmıştır.

Son iki cümle olarak faiz artışı TCMB’nin bağımsızlığını göstermesi açısından önemlidir ve faiz artışlarının tüketicilere yansımasına ilişkin tahminde bulunmak gerekirse %2,5-3 puan arası kredi ve mevduat faizlerinde bir artış yaşanacağını beklemek yerinde olacaktır. 

Bu yazı 3852 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı