Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|16 Ekim 2013 Çarşamba

Yabancı Sermaye Kurtarıcı mı Yoksa Başka Bir Sorunun Başlangıcı mı?

Rezzan Neslihan Vural tarafından yazıldı.

Türkiye’deki yabancı sermayeye baktığımız zaman, yabancı sermayeye verilen ilk imtiyazların Fatih Sultan Mehmet döneminde Venediklilere verildiği görülmektedir[1]. Ancak özellikle II. Mahmut döneminde 1838 yılında imzalanan Balta Limanı Ticaret Anlaşması ve takip eden dönemde yabancılara verilen imtiyazlar Osmanlı Devletini açık bir pazar haline getirmiştir.  Sanayileşme süreci yaşamadan liberalleşme dönemine giren Osmanlı Devleti ekonomik sömürünün merkezi haline gelmiştir. Osmanlı, sanayisi gelişmeden, kendisi üretmeye başlamadan tüketim kültürüne kapılarını açmıştır. Ne yazık ki bu vahim ekonomik kararın arkasında zayıflayan Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü için İngilizlerin desteğinin alınmak istenmesi yatmaktadır. Osmanlı Devleti’nin ekonomik ve mali disiplin alanında özellikle duraklama dönemi ile beraber başarısız bir yönetim sergilemesi ülkenin sahip olduğu toprakların yer altı ve yer üstü kaynaklarının kullanılamaması, üretim için hammadde ihtiyacında olan batının bu kaynaklara sahip olma ve işleme konusundaki iştahı ve baskısı Osmanlı’nın ekonomik direncini daha da kırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ardından, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında gerçekleştirmiş olduğu İzmir İktisat Kongresi’nde Kurtuluş Savaşı’nı kazanan ülkenin siyasi ve ekonomik bağımsızlığının da muhakkak kazanılması gereği üzerinde durulmuştur.  “Türk tarihi incelenirse gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadi sorunlara bağlı olduğu görülür. Kazanılmış zaferlerin ve uğranılmış başarısızlıkların tümü iktisadi durumla ilgilidir”  diyerek Osmanlı Devleti’nden miras kalan iktisadi sorunların çözümünün gerekliliğini vurgulamıştır[2].

Gazi Mustafa Kemal Atatürk aynı kongrede yabancı sermaye hakkında “Efendiler, İktisat sahasında düşünürken ve konuşurken zannolunmasın ki biz yabancı sermayesine hasım bulunuyoruz. Hayır, bizim memleketimiz geniştir. Çok emek ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Binaenaleyh kanunlarımıza uymak, saygı göstermek şartıyla yabancı sermayelerine lâzım gelen teminatı vermeye her zaman hazırız ve şayanı arzudur ki, yabancı sermayesi bizim emeğimize ve serveti sabitimize katılsın. Bizim için ve onlar için faydalı neticeler versin; fakat eskisi gibi değil” demiştir[3].

Genç cumhuriyette sermayenin yetersiz olması Atatürk’ün yabancı sermaye hakkındaki görüşlerinin de dayanak noktasını oluşturmaktadır. Ancak burada Osmanlı’dan ayrılan en önemli husus Türk milletinin menfaatlerinin ön planda tutulmasıdır.

Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar olan süreçte yabancı sermaye ile ilgili her hükümetin kendi ideolojisi ve görüşleri doğrultusunda bir politika izlenmiştir. Ancak yabancı sermaye yatırımlarına karşı izlenen en açık ve korunmasız politikalar son dönemde uygulanmaktadır. Yabancı sermayenin gelişmişlik ile doğru orantılı olduğu varsayımı ne yazık ki doğru değildir. Yerleştirilmeye çalışılan bu algı ise bizi kendi ülkesinde yerli üretim yapamayacak duruma getirmektedir. Bu duruma en güzel örnek aşağıda rakamları ile verdiğim Güney Kore - Türkiye kıyaslamasıdır. Kişi başına düşen milli gelirlerinin Türkiye’nin iki katından fazla olduğu Güney Kore’de hem yıl bazında hem de toplamda doğrudan yabancı sermaye yatırımları ülkemizin oldukça altındadır. Dolayısıyla doğrudan yabancı sermayenin ekonomik kalkınmanın lokomotifi olduğunu söylemek doğru değildir. Eğer öyle olsaydı kişi başına düşen milli geliri bu denli yüksek olan Güney Kore’nin yabancı sermaye yatırımları da oldukça yüksek olurdu.

(Bu noktada doğrudan yabancı sermaye yatırımına bir parantez açmak gerekirse, doğrudan yabancı sermaye yatırımı; ülkemizde bulunan bir şirket ile birleşme ya da onu satın alma yoluyla ya da ülkemizde sıfırdan bir işletme ya da iştirak kurarak yatırımda bulunmak demektir. Yani aşağıda verilen rakamların içinde hisse senetleri ve devlet borçlanma senetlerine yapılan yatırımlar dahil değildir. Eğer onlar da dahil olursa tablo daha da kötümser olmaktadır.)

Peki o zaman nedir ülkelerin yabancı sermayeyi ülkelerinde isteme nedenleri? Yabancı sermaye yatırımları özellikle istihdam, bilgi teknolojileri, yönetim ve üretim alanında bilgi birikimi anlamında önemli katkı sağlarken, öte yandan cari açık sorununa kısa vadede nefes aldıran bir özelliğe sahiptir. Ancak bazı sektörlerde yabancı sermayenin bulunması tehlikeli kabul edilmektedir. Özellikle ülke güvenliğine, yer altı kaynaklarına, enerji ve iletişime yönelik yatırımlar yabancılara emanet etme riski alınamayacak kadar ülkenin geleceği açısından önemli sektörler ve yatırım alanladır. Bu son cümle okurların yüzünde acı bir tebessüm yaratmış olabilir. Çünkü ülkemizde bu sektörlerin hemen hemen tamamında yabancı sermaye mevcuttur.  Yine Güney Kore örneğinden gidersek yabancı sermayeye tamamen kapalı olan sektörler radyo ve tv yayıncılığı, nükleer enerji üretimi olurken, haber ajansları için ise en fazla %25 yabancı sermaye bulundurabilmeleri yönünde hukuki düzenleme yapılmıştır.

Türkiye’ye gerçekleşen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının seçilmiş bazı kalemler itibarı ile dağılımı ise şöyledir;

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Türkiye’de hemen her sektörde yabancı sermaye yatırımı mevcuttur. Bunda ekonomi politikamızın yaslandığı zemin gereği yabancı sermayeye muhtaçlık da önemli rol oynamaktadır.

Ülkemiz bu yazıda da anlatmaya çalıştığımız gibi sanayileşemeden tüketim kültürüne alıştırılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yerleştirilmeye çalışılan sanayileşme bilinci ilerleyen dönemlerde yerini yabancı borçlanması ve yabancı sermayesi gibi kolay para kaynaklarına bırakmıştır. Ancak bu yapı kısa vadede başarı olarak lanse edilse de aslında cebimizdeki deliğin hızla açılması ve derinleşmesi anlamını taşımaktadır.

Bilinmelidir ki ekonomik başarısı ve istikrarı yabancı sermayenin geleceğine bağlı bir ülke ne kendi vatandaşına ne de yabancılara gelecek vaat edemeyecektir. Dolayısıyla yabancı sermaye yatırımlarının ilelebet süreceğini düşünmek bir rüyadır. Bu duruma spordan bir örnek vermek gerekirse örneğin Türk milli takımının başlardaki başarısızlığı nedeniyle tur atlaması için yalnızca kendi maçını kazanması yeterli değildir. Bizim kazanmamızın yanı sıra A takımının B’yi yenmesi C’nin D ile berabere kalması gibi zorunluluklar bulunmaktadır ki bu her zaman gerçekleşmeyecek bir ihtimaldir. Bu nedenle ekonomide de istikrarın sağlanması için kaynakların ve çözümlerin ağırlıklı olarak öz kaynaklarımıza ve yerli üretime bağlı olması hayati önem taşımaktadır.

Bu nedenlerle Türkiye ne zaman ki kolaya kaçmayan ve popülist yaklaşımlarda bulunmayan bir ekonomi politikası uygular, yani biz ne zaman kendi elektriğini kendi sermayesi ile üreten, küresel markalara sahip olan bir ülke olursak o zaman refah sahibi ve güçlü bir ülke oluruz.

 


[1] Emre Kongar, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı,5.b.,Istanbul:RemziKitabevi,1985,s.255.aktaran İ.Ü.sos bil dergisino:37 sayfa 113 Abdunnur Yıldız, Osmanlı İmparatorluğunun Borçlanmasında Yabancı Sermaye Etkisi

[2] Atatürk’ün Ekonomik Görüşleri  Prof.Dr.Mustafa AYSAN  OCAK 2000 s-46

[3] Sefer Şener, Cüneyt Kılıç, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Yabancı Sermaye,makale  http://www.bilgidergi.com/uploads/2008SenerKilic.pdf e.t. 14.10.2013

[5] UNCTADSTAT, Inward foreign direct investment http://unctadstat.unctad.org/TableViewer/tableView.aspx e.t. 07.10.201

[6] TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi, http://evds.tcmb.gov.tr/cbt.html e.t. 14.10.2013

Bu yazı 4390 defa okundu.
  • Yorumlar2
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı