Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|20 Temmuz 2013 Cumartesi

Türkiye Ekonomisi Görünümü

Rezzan Neslihan Vural tarafından yazıldı.

Ekonomi bilimi her ne kadar sosyal bilimler şemsiyesi altında kendine yer bulmuşsa da aslında gerçeklerin rakamlarla doğrulanabildiği bir bilimdir. Bu durumda da mademki doğrulabiliyor, neden her ağızdan başka bir laf çıkıyor sorusu akıllara gelebilir. Kimisi ekonomi çok iyi derken kimisi nasıl çok kötü diyebiliyor? Matematik sayılara dayalıdır ancak matematiğe bile dar açıyla bakıldığı takdirde bizi yanlışa götürecektir. Söz gelimi 100 büyük bir sayıdır denebilir ama 1.000’den küçük bir sayıdır. Dolayısıyla ülke ekonomimizde gerçekleri ortaya koymak istiyor ve çözümleri gerçeklere göre sunmak istiyorsak muhakkak geniş perspektifle rakamlara bakmalıyız.

Bu ön bilgilendirmenin ardından resmi rakamlara bakacak olursak;  2013 ilk 3 ay için Türkiye Brüt Dış Borcu 350 milyar$[1],  bu rakamın 103 Milyar $’ı Kamu borcu iken 239 milyar $’ı özel sektör borcudur. Türkiye’nin dış borç dağılımında 2006’dan bu yana özel sektör borçluluğu kamu borcunu geçmiş durumdadır. Bunun anlamı şu, devlet özelleştirme ve vergi gelirleri ile kendini kurtarırken, özel sektör tekerini döndürmek için sürekli ve giderek daha çok borçlanmak zorunda kalmıştır. Nitekim 100 TL borcu olan bir işletme, bu borcu kapatmak için 120 TL borç alarak hem cari ödemelerini hem de borç geri ödemesini karşılamaya çalışmaktadır. Bu durumda da borcu kapanmak yerine daha çok artmıştır.   Kamu borçlarına baktığımızda bir defaya mahsus kazanılan özelleştirme gelirleri, halkın üzerine yüklenen ağır vergi kalemleri ile azaltılan dış borç, Dünya Bankası’nın borç rakamlarını yayımlamış olduğu 210 ülke ile kıyasladığımız zaman en borçlu 6. Ülke konumundadır[2].

Bir sonraki rakam bu ay fazla verdi diye lanse edilen Devlet Bütçemiz. Maliye Bakanlığı Haziran 2013 verilerine göre[3] bütçemiz haziran ayında 1.1milyar TL açık verdi. Fazla verdiği söylenen rakam ise 334 milyon TL ile faiz dışı denge. Yani eğer biz faiz borcu altında bir ülke olmasaydık elimizde şu kadar para kalacaktı demenin bir diğer yolu. Yani aslında bireysel olarak düşündüğümüzde tamamen bir makyaj hilesi diyebiliriz. Şöyle ki ben ev kirası ödemeseydim elimde 700 TL kalırdı demek kadar gerçeklerden uzak bir çıkarım aslında.   Dolayısıyla bazı ekonomistlerin dediği gibi devlet bütçemizin üstün bir performans söylediğini yazmak bu verilerle ne yazık ki gerçekçi bir yaklaşım değildir. Rakamların geçen yıl aynı dönem ile kıyaslandığında bütçe açığının azalmasının altında yatan oldukça ciddi bir çarpıklık ise gözlerden kaçmamalıdır. Buna göre vergi gelirlerinin bir yılda 6 milyar TL artması, devletin bütçe ağını azaltmak için harcamaları kısmak yerine, artan harcamalarını vatandaşa ödettiğinin bir kanıtıdır[4].

Ülke ekonomisini ilgilendiren bir başka önemli veri ise TCMB tarafından yayımlanan ödemeler dengesi verileridir. Türkiye’nin dış ekonomik ilişkilerinin bir özeti konumunda olan bu rakamlara göre, cebimizdeki açık bir önceki yılın aynı dönemine göre 5.8 milyar $ artarak 31.9 milyar$ olarak gerçekleşmiştir[5].  Dış ticaret açığımız ise ilk 5 ayda 4.9 milyar $ artarak 33.8 milyar $ gerçekleşmiştir. Ancak bu açığı artırmaktaki başarımızı(!) maalesef finansmanını sağlamakta gösteremeyince (Türkiye’ye gerçekleşen net yatırımlar 2.2 milyar $ azaldı, bankalar 2012 ilk 5 ayında 1.5 milyar $ dış borçlanma gerçekleştirirken bu yıl aynı rakam 4.1 milyar $’a yükseldi, banka dışı sektörler geçen yıl dış borçlanma gerçekleştirmezken bu yıl ilk beş ayda 2.4 milyar $ dış borçlanma gerçekleştirmişlerdir) önümüze her zamankinden daha ciddi bir cari açık sorunu çıkmıştır.

Bir başka önemli kırılım ise, Türkiye’de birçok ekonomistin yıllardır büyüme ile cari açık artışının birbirine paralel olduğunu savunurken 2013 yılı Türkiye’si düşük büyüme ve yüksek cari açık rakamları ile bu tezi kendiliğinden çürütmüş olmasıdır. Büyüme rakamlarına baktığımız zaman Türkiye 2012 yılında %2,2 büyürken bu yıl birinci çeyrekte  %3 ile geçen yıl olduğu gibi sınırlı bir büyüme gerçekleştirmiştir. Cari açık ve büyüme tezinin çürümesindeki en büyük etken yazının başında değindiğim özel sektör borçlanmasında yaşanan artışa ek olarak üretimin zayıflaması ve zayıf dış taleptir. (TCMB verilerine göre 2012 yılında Reel sektörün finansal borçlarının GSYH’ya oranı %46 iken Şubat 2013’te %56’ya yükselmiştir.)

Özel sektör borçlarının %56’sının yabancı para cinsinden olması ise son dönemde yaşanan kur artışları ile borçluluğu ve kredi riskini artırıcı etki yapmaktadır. Dolayısıyla yakın zamanda ülkemizde borç çevirme sorunu ve azalan üretim de tehlike potasına girecektir.    

İç talebe baktığımız zaman ise Türkiye’de büyümenin kamu öncülüğünde ve zayıf bir şekilde devam ettiğini görüyoruz. İstanbul’a 3.havaalanı, 3.köprü, TOKİ projeleri gibi harcamalar ile devlet eliyle büyüme sağlanmaya çalışılsa da bu katkı toplumun genelinde refah artışı sağlayabilecek nitelikte değildir.

Sonuç olarak 2013 için öngörü toparlanma yılı olacağı iken mevcut sorunlara ek olarak,  kur riski, kredi riski, likidite riski göstergelerinde de tehlike çanlarının çalmaya başladığı yıl olarak karşımıza çıkmıştır. Bu noktaya gelinmesinde dış konjonktürün etkisi kadar “ekonomik büyüme” kavramının içinin yanlış doldurulması da etkili olmuştur. Bu saatten sonra yapılması gereken “seçim ekonomisine” geçilmeden, kamuda gelirleri değil giderleri azaltıcı politikalar uygulamak ve özel sektörün üretimini artırıcı teşvik ve önlemlere öncelik vermektir.   

Bu yazı 8805 defa okundu.
  • Yorumlar6
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı