Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Ekonomik Araştırmaları Merkezi|27 Mayıs 2013 Pazartesi

Borçlar Bitmedi Biliyoruz Cari Açık Azaldı mı?

Rezzan Neslihan Vural tarafından yazıldı.

13.05.2013 tarihinde TC Merkez Bankası‘nin açıklamış olduğu Mart 2013 Ödemeler Dengesi raporuna göre Mart 2013’de cari açık 5.396 milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir. Ocak-Mart 2013 cari açık toplamı ise 15.917 milyon Dolar seviyesindedir.  Geçen yılın aynı döneminde cari açık 16.300 milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir.

TUİK tarafından son açıklanan GSYİH verilerine göre ise Türkiye ekonomisi 2012 yılında %2,2 büyüme gerçekleştirmiştir. Bu rakam geçen yıl aynı dönemde(2011 yılı verileri) %8,8 olarak gerçekleşmiştir. Basit bir matematik ile %75 değer kaybeden büyüme rakamlarına oranla, cari açığımız yalnızca  %2,5 oranında azalmıştır.

Bu anlamda “Türkiye’nin cari açığı kapanıyor” demek oldukça yersiz bir açıklama olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira büyüme rakamları ile doğru orantılı olduğu lanse edilen cari açığımızın, büyüme rakamları %75 oranında düşerken yalnızca %2,5 oranında azalması, cari açığı azaltmak için büyümeyi azaltma politikasının aslında cari açık üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu göstermektedir. Peki, nedir cari açık ve büyüme arasındaki ilişki? Bu sorunun cevabı aslında ülkemiz ekonomisinin de temel sorununu gündeme getirmektedir. Çünkü Türkiye’nin büyümesi ithal girdiye eksenlidir. Hem hammadde hem ara maddede Türkiye ne yazık ki dışa bağımlıdır. Yani işin aslı biz ülkemiz içerisinde ürettiğimiz mal ve hizmet miktarını artırıp büyümeye çalışırken aynı zamanda ithalatımızı artırmaktayız. Çünkü üretimin her aşamasında ithal hammaddeye ihtiyaç duyuyoruz. Öte yandan cari açık ve büyüme arasındaki bir diğer negatif etki de ülkemizde sermaye birikimi olmadığı için bir çok sektörde ve toplam 32.145 adet (www.ekonomi.gov.tr 31.12.2012 verileri) yabancı sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Yabancı sermayeli firmalar yıl boyunca ülkemizden kazandıkları karları yıl sonunda kendi ülkelerine transfer ederek hem kurlarda artışa hem de yüklü miktarda döviz çıkışına neden olmaktadır. Bu durum cari açığımıza olumsuz anlamda büyük bir etki yapmaktadır. Bir diğer cari açık sebebimiz ise yine sermaye yetersizliğine sahip olmamamızdan kaynaklanmaktadır. Fon ihtiyacını karşılamak isteyen bankalar, yeterli miktarda mevduat toplayamadıkları için yurt dışı kaynaklara yönelmektedirler. Bankaların almış olduğu bu krediler karşılığında ödemiş oldukları faizler de yine cari açığımız üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. 

 Dolayısıyla cari açığın düşürülmesi için farklı ekonomi politikalarının denenmesi elzemdir zira ekonomide cari açığı azaltmak için gerekli olan yavaş iniş söylemi gerçekte sert bir inişe, cari açığımızda da oldukça düşük bir gerilemeye neden olmuştur. Dolayısıyla başlıkta sorduğumuz sorunun cevabına, verilere dayanarak net olarak “hayır” diyebiliriz.

Farklı politikaların neler olacağı konusu ise cari açığın alt kalemlerine bakılarak karar verilmelidir. Cari açık rakamlarımıza baktığımız zaman enerji ithalatı, dış ticaret açığı, yabancı sermayenin kar transferleri ile ilgili uygulanan ekonomi politikalarında hata olduğu muhakkaktır.

Avro Alanı’nın dış ticaret rakamlarına baktığımız zaman 2012 yılında bir önceki yıla göre ihracat rakamları %7 artmış buna karşın ithalat ise yalnızca %2 oranında artmıştır. Avrupa Birliğine baktığımız zaman ise ihracatta %8’lik bir artışa karşın ithalatta ise %4 oranında bir artış yaşanmıştır[1].

Özellikle Avro Bölgesinin krizde olduğu dönemde Türkiye’nin daha rekabetçi politikalar ile AB’nin ihracatından pay alabilmesi mümkünken, AB’den gerçekleşen ithalatın %3,9 artması, ihracatın ise % 2,4 artması manidardır.

Cari açık ile ilgili bir diğer sorun ise cari açığın finansmanıdır.  Cari açık riskinin yönetilmesinde en önemli iki girdi doğrudan ve dolaylı sermaye yatırımlarıdır. 2012 Ocak-Mart verilerine göre yabancıların Türkiye’de yaptıkları net yatırımlar, 2012 yılının ilk çeyreğine göre 2.519 milyon$  azalarak 2013 ilk çeyrekte 2.043 milyon Dolar’a gerilemiştir. Yabancılar hisse senetleri piyasasında ilk çeyrekte 393 milyon Dolar tutarında net alım yapmıştır. Bu rakam 2012 aynı döneminde 920 milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra bankaların tahvil ihracı ile yurtdışından gerçekleştirdikleri borçlanmalar 2.642 Dolar seviyesindedir. Bu rakam geçen sene 500 milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir.

Ödemeler dengesinde bankaların tahvil ihracındaki bu artış %500’ün üzerinde bir artış demektir. Bir yandan Türk bankalarının borç bulabiliyor olmasının kredibilite açısından pozitif yanları vurgulansa dahi borçluluk oranındaki bu artış göz ardı edilemeyecek kadar çoktur.

Bu borçlanmaya karşılık bankaların yabancı para ve TL cinsinden efektif ve mevduat varlıkları, TL’deki 297 milyon Dolar tutarında artışa rağmen yabancı paradaki 2.073 milyon Dolar azalışın etkisiyle, 2013 1.çeyrekte 1.776 milyon Dolar  düşüş kaydetmiştir[2].  Mevduatın azalmasının iki anlamı vardır. Birincisi bankaların artan kredi hızını mevduat ile fonlayamayacağını ve daha çok borçlanma yoluna gideceğini gösterir ki %500 oranında artış sağlayan tahvil ihracı bunun açık kanıtıdır. İkinci etki ise tasarrufların azalması demektir. Bu da ilk olarak geçim sıkıntısını işaret eder, insanlar ve şirketler çarklarını döndürmek için tasarruflarını eritmeye ve kredilerde artışa sebep olmaya başlarlar. Aslında bu tam olarak ekonomide yaşanan durgunluğun bir sonucudur. Nitekim yazının başında belirttiğimiz gibi Türkiye’nin büyüme hızı %75 oranında azalmıştır. Bu nedenle hane halkı ve firmalar durgunluğun etkisi ile gelir yaratamamakta ve giderlerinin finansmanında borçlanmaya ve eldeki mevcut varlıkları azaltma yoluna gitmektedir.

 Sonuç olarak açıklanan rakamlara ve bu rakamların neticelerine baktığımız zaman tüm verilerde geçen yılın aynı dönemine göre negatif bir tablo göze çarpmaktadır. Ülkemize gelen yabancı sermayede yaşanan düşüş; dış politika sorunlarının ve iç politikada yaşanan gerilimli dönemin bir yansımasıdır.  Cari açığı kapatamayan Türkiye’nin cari açık riskini iyi yönetmesi gerekirken giriş ve çıkışlar konusunda yaşanan istikrarsız tablo cari açık sorununun kritik bir noktaya geldiğini bize göstermektedir. Bunun yanı sıra düşük oranlı büyüme rakamları ve kredilerdeki artış hızı da yine göze çarpan önemli makro veriler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu yazı 4643 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı