Hoşgeldiniz; Bugün 22 Temmuz 2017 Cumartesi
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi|10 Mart 2017 Cuma

Bulgaristan Türkleri için Kritik Seçim

Gözde Kılıç Yaşın tarafından yazıldı.

Irkçı ATAKA (Atak) Partisi eski milletvekilleri Slavi Binev ile Kamen Petkov'un Hak ve Özgürlükler Hareketi’nden (HÖH) aday gösterilmesi,[1 seçmenlerinin büyük çoğunluğu Türk olduğu için Türk Partisi olarak anılan HÖH’ün siyasi hayatının sonunu getirecek gibi görünüyor. HÖH’ün Türk düşmanı imajını azınlıklara dönük nefret söylemleriyle oluşturan bu iki ismi aday göstermesini makul kılacak hiçbir mantıklı açıklaması yok gibi. Kurulduğu günden bu yana hakkındaki “Bulgaristan Türklerini kontrol altında tutmak için Bulgaristan tarafından kurulduğu” yönündeki iddialara maruz kalan HÖH için yolun sonu mu geldi? Bulgaristan 26 Mart 2017’de erken genel seçim için sandık başına giderken Bulgaristan Türklerinin yeni oluşumlara yöneleceği çok açık. 12 Mayıs 2013 seçimlerinden itibaren HÖH zaten artık Türkler için alternatifsiz değildi. Bulgaristan siyasetine yine Türklerin oyuna talip olan Hürriyet ve Şeref Halk Partisi (HŞHP) de girdi. Bu süreçte pozisyonunu iyi değerlendiremediği için 26 Mart erken seçimlerine de epey güç yitirmiş olarak girecek. Üstelik bu yeni seçim döneminde yine Türklerin oylarına talip olan DOST partisi de var; dahası HŞHP ve DOST seçim ittifakı yapınca HÖH’ün karşısında çok daha ciddi bir rakip ortaya çıkmış oldu. Son aday fiyaskosuna kadar farklı alternatifler konuşabilirdi belki ama bunda sonra seçim sonuçları bakımından sadece iki senaryo mümkün: 1- Kuruluş amacı asimilasyon politikalarına karşı çıkmak ve Türklerin haklarını korumak olan HÖH’ün tarih sayfalarına gömülmek ya da kuruluş amacına dönerek gerçek bir yeniden yapılanmaya yönelmek –gölge başkansız- ve politikalarını gözden geçirmek seçeneklerine zorlanması; 2-“Kafa Tutuş”ta “Jivkov’u bile aday göstersem kazanırım” noktasına ulaşması…

 Bugüne dek Türklerin oyunun bölünmemesi ve etkili bir temsiliyetin sağlanabilmesi için sadece kapalı kapılar ardında konuşulan tüm hususların artık gün yüzüne çıkacağı bir dönem başlıyor. Kurucusu Ahmet Doğan’ın “Bulgar Ajanı” olduğu savları, “zaten Türkçe bile konuşamadığı” söylemleri, partinin Türklerin asimilasyonu politikasında rol aldığı iddiaları ve iktidar ortağı olduğu yıllar boyunca Türklerin temel sorunlarının hiç birine çözüm getirmediği, bunun için çaba da sarf etmediği şikayetlerine rağmen HÖH, kurulduğu günden bu yana Türklerin neredeyse tamamının oyunu alarak seçim yarışlarını üçüncü parti olarak bitiriyordu. HÖH, koalisyon ortağı olarak ya da yıkma gücüyle Bulgaristan siyasetinin kilit oyuncusu olmayı başarmıştı. Bu başarının arkasında Türklerin parti yönetiminden ve politikalarından şikayetlerine rağmen sandıkta HÖH etrafında birleşmesinden başka hiçbir şey olmadı. Daha da açarsak Bulgarlar sandığa gitmeme eğilimi gösterirken Türklerin mutlaka sandığa gitmesi ve tek bir partiye oy vermeleri HÖH’ün başarısının sırrıdır. Bu arada Bulgaristan, azınlık hakları konusunda “devlet olarak üzerine düşeni yaptığını” HÖH vesilesiyle AB’ye ispatlamış oldu, böylece AB üyesi de oldu ama Türkler bazı haklarının kullanımında önceki dönemden dahi geri düştüklerine inandılar. Öte yandan ayrıntılarının başka bir değerlendirmenin konusu olduğunu belirterek ifade etmek gerekir ki Bulgaristan Türkü belirli açılardan asimile edildiler. Bunda elbette HÖH’ün de rolü var. Doğrudan rol aldığı hususlar da var; tepkisiz kalmak suretiyle sebep olduğu hususlar da var. Dolayısıyla bugüne dek sessizce ifade edilen endişelerin tamamı haklılık taşıyordu. HÖH’ün son hamlesi ise artık gerçekten üzerinin örtülmesi mümkün olmayan büyük bir siyasi hata ve aynı zamanda yıllarca kendisini parlamentoya taşıyan Türklere yapılan büyük bir ayıp. Umalım ki süreç bir misyon devrini gölgeleme çalışmasından ibaret olmasın… Sonuçta iki yeni parti de HÖH’ün içinden çıkmış sayılır.

HÖH Krizi

HÖH, krizin sinyallerini biraz daha erken dönemde vermeye başlamıştı. 24 Kasım 2015'te hava sahası ihlali yapan Rus savaş uçağının düşürülmesi ilginçtir ki parti içinde ayrışmalara sebep olmuştu. İlginç çünkü oylarının büyük kısmını Türklerden alan bir partinin parlamentosunda yer aldığı ve vatandaşı olduğu Bulgaristan’ın çıkarlarını korumak dışında iki temel misyonu vardır: 1-Bulgaristan Türklerinin haklarını korumak; 2- Türkiye ve Bulgaristan arasında dostluk köprüsü oluşturmak. Düşen Rus uçağı konusunda Türkiye’nin tutumunu destekleyenler ve desteklemeyenler ayrışmasının HÖH içinde ortaya çıkması bu çerçevede değerlendirildiğinde krizin ciddiyeti anlaşılmaktadır. Öyle bir kriz ki Türkiye'nin tutumunu destekleyen Genel Başkan Lütfi Mestan, Onursal Başkan Ahmet Doğan'ın baskılarıyla partiden ihraç edildi. Galiba Rusya’nın Balkanlardaki, Bulgaristan’daki nüfuzu düşündüğümüzün çok daha üzerinde… “Türkiye Bulgaristan'ın iç işlerine karışmasın” yönündeki bir önergenin altında HÖH vekillerinin isimlerinin olması da krizin bir başka boyutuydu. Bu konuyu sadece Bulgaristan’daki bir siyasi partinin Türkiye’yi ötekileştirmesi meselesi olarak değerlendirmek mümkün değil. Burada, -Bulgaristan’daki diğer siyasi partiler zaten Türkiye’yi ve Türkleri ötekileştirirken- oy verdikleri partiden haklarını ve Türkiye’yle bağlarını korumasını istedikleri partinin bir Bulgar partisi gibi davranmasından duyulan rahatsızlık söz konusudur. HÖH yönetiminin aşama aşama Türkiye’yle bağlarını koparması, Cami ve ecdat yadigarı eserler yakılıp yıkılırken sessiz kalmasından ya da Türk Vakıf Mallarının korunması konusunda esaslı tedbirler almamasından veya Başmüftü seçimi konusuna yapılan müdahalelerle[2] mücadele etmemesinden daha önemli hale gelmiş görünüyor. Şimdiki son gelişme ile HÖH bir anlamda Türklere “Artık bana oy vermeyin” diyor. Hak ve Özgürlükler Hareketi, Komünist dönemin sona ererek demokratikleşme sürecinin başlaması ile birlikte Türklerin siyasi alanda kendilerine yer bulması ve parlamentoda haklarını -yetersiz de olsa- savunacak bir güce kavuşmaları anlamına geliyordu. Şimdi bu noktadan çok uzak yerlere savrulmuş durumda…

Yeni İhtimaller Yeni Umutlar

Bulgaristan’da 26 Mart’ta gerçekleştirilecek seçimlerde gerek Türkiye’deki oy kullanma hakkı bulunan Bulgaristan vatandaşı Türklerin gerekse Bulgaristan’daki Türklerin sandıkta, DOST Partisi ve Hürriyet ve Şeref Halk Partisi (HŞHP) ittifakıyla ortaya çıkan yeni oluşuma kayacakları öngörülmektedir. DOST, son krizde HÖH’ten ayrılan Lütfi Mestan tarafından 10 Nisan 2016'da kurulan yeni bir parti. Hürriyet ve Şeref Halk Partisi (HŞHP) ise 5 Ekim 2014 seçimlerinde de yer almış, yeni bir parti olmasına rağmen de 3 milletvekili çıkarabilmişti. Türkiye iç siyasetindeki tartışmaların Bulgaristan seçimlerine katılacak ve Türklerin oylarına aday partilere sirayet ettirilmesi, Bulgaristan Türklerinin seçim yapmayı reddedip bazı bölgelerde sandığa gitmeme eğilimi göstermesine sebep olmuştu. Kuşkusuz ki bu konuda ayrı bir makalede değerlendirilmelidir.

Burada söylenmesi gereken ise yaşanan bu olumsuzlukta sorumluluğun sadece HÖH’e ait olmadığıdır. Öncelikle Türkiye’nin yüzünü Türkiye’ye dönmüş tüm Türklere daha iyi kılavuzluk yapması gerektiğini hiç değilse kendi aramızda konuşabiliriz. Bulgaristan Türkleri özelinde toplumun tercih ve beklentilerinin öncelikli olarak dikkate alınacağı, Türkiye’deki hükümet değişimlerinin ve kişisel ilişkilerin etki edemeyeceği politikaların oluşturulması gerekmektedir. Bu politikaların Türkiye’de iktidarda olan partinin politikası olarak algılanmasına sebep olabilecek tutumlardan kaçınılması elzemdir. Çünkü halihazırda Türkiye’ye zarar veren bölünmenin Dış Türklere de yansıması, Türkiye’nin dış politikasına zarar verirken yerlerinde -ama güven içinde ve haklarını koruyarak kalması- beklenen Türklere daha fazla zarar vermektedir. Türkiye’deki bir partinin Bulgaristan’daki bir oluşumu, diğer bir partinin başka bir oluşumu desteklemesi söz konusu olmamalıdır.

Öte yandan bilhassa Türkiye’de faaliyet gösteren ve Bulgaristan Türklerini temsil eden dernek, vakıf ve benzeri sivil toplum organizasyonlarının da oy kullanma hakkı olanları sandığa taşımada gösterdiği üstün başarıyı, partilerin politikalarına etki etmede de göstermesi gerekir. Türkiye’den otobüslerle Bulgaristan’a gidip oy kullanan ya da Türkiye’de açılan sandıklarında tercih haklarını kullanan Türkler ve bu kişileri temsil eden örgütler, HÖH’ün ana amaçlarından, gerçek beklentilerinden sapmasını önleyemediler. Hem HÖH’ün gerçek anlamda özüne dönmesi hem de yeni kurulan partilerin HÖH’leşmemesi konusunda asıl görev bu örgütlere düşmektedir. Kimin ajan olduğu tartışmaları değil kimin bugün ne yaptığı çok daha önemli görünmektedir. Bulgaristan Türklerinin olabilecek en etkili şekilde Bulgaristan siyasetinde temsil edilmesi çok önemli bir başarıdır. Ancak etkin siyaset yürütülmedikçe, Türklerin hakları korunmadıkça ve beklentileri karşılanmadıkça, Türklerin yaşadığı bölgeler hala daha ülkenin en fakir yerleri olarak kalmayı sürdürdükçe parlamentoda kaç vekille yer alındığı ve hatta koalisyon ortağı olunup olunmadığının bir anlamı kalmamaktadır. AB üyesi bir Bulgaristan’da AP’de temsiliyet de mümkünken azınlık haklarının Avrupa anlayışı düzeyinde iyileştirilememesi başlı başına bir başarısızlık örneğidir. Bulgaristan Türklüğü açık asimilasyona karşı gösterdiği direnişi, üstü kapalı asimilasyona karşı da göstermelidir.

 

[1] HÖH, ATAKA’nın eski milletvekillerinden Slavi Binev’i Sofya 23. Bölge; Kamen Petrov’u da Sofya 25. Bölge’den 1. sıra milletvekili adayı gösterdi. ATAKA, 2005 seçimleriyle Bulgaristan parlamentosuna giren ve siyasetini ülkenin azınlıklarından kurtulma üzerine oluşturan ırkçı partidir.

[2] 19 Nisan 1909 tarihli İstanbul Protokolü ve eki olan sözleşme Bulgaristan’daki Müslümanların dini hak ve özgürlüklerini düzenlerken 29 Eylül 1913'te imzalanan İstanbul Antlaşması’nın eki olarak da Bulgaristan’daki müftülerin görev ve sorumluluklarını saptayan ek bir sözleşme imzalanmıştır. Başmüftü’nün görev ve sorumluluklarının yanı sıra seçiminin ülkedeki Müslümanlarca yapılacağı da bu ek sözleşmede belirlenmiştir.

Bu yazı 1551 defa okundu.
  • Yorumlar4
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı