Hoşgeldiniz; Bugün 28 Şubat 2017 Salı
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi|05 Mart 2015 Perşembe

Türkiye-Yunanistan İlişkilerinde SYRIZA-ANEL Dönemi

Gözde Kılıç Yaşın tarafından yazıldı.

Öncelikle “iki ülke arasında iyi ilişkiler” denildiğinde liderlerinin birbirini sık sık ziyaret etmesini, el sıkışmasını, bazı işbirliği anlaşmaları imzalamasını anlayacaksak Yunanistan’ın yeni iktidarı döneminde bunun olmaması için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Ancak gerçek anlamda “iyi ilişkiler”den Ege’deki egemenlik paylaşımı, Kıbrıs, Patrikhane, Batı Trakya Türklerinin hakları konularında karşılıklı özverilerle makul, işleyebilir ve kalıcı barış yaratabilir uzlaşı sağlanmasını anlayacaksak durum farklı olur. Son 10 yılda defalarca sanki böylesi bir uyum varmış havası Türkiye’de yaratılmışsa da gerçek hiçbir defasında bu olmamıştı.

Yeni dönem ilişkilerini değerlendirirken önce sempati yaratan kimi yorumların arka planına göz atmak gerekebilir. Edirne’de yayımlanan Hudut Gazetesi Çipras’ın Kırklareli’ye bağlı Babaeski'nin köyünden göç etmiş bir ailenin torunu olduğu haberini yaptı ve Trakya’dayken kendisini memleketinde gibi hissettiğini ifade ettiği söylendi. Doğrusu bu bir sempati yarattı. Ancak Çipras’ın bahsedilen Edirne ziyareti sırasında tercümanlığını yapan ve son seçimlerde SYRIZA’dan Gümülcine milletvekili seçilen Mustafa Mustafa ise "Çipras Yunanistan’ın Epir bölgesinde Adriyatik Denizi’ne sahili olan Arta şehrinden. Ailesi de Artalı’dır" dedi.[1] Aynı şekilde Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun Atina ziyareti sırasında Çipras’ın Davutoğlu’yla görüştüğü ve kendisine  "AK Parti ile bizim görüşlerimiz farklı ancak sizin ülkenizde 13 yıldır yaptıklarınızı taktirle karşılıyoruz. Aynısını biz de yapmak istiyoruz" dediği[2] iddia edilmişti. Bu da kimi kesimlerde yakınlık hissi doğurmuştu. Ancak bu iddia da SYRIZA'nın diğer Türk milletvekili Ayhan Karayusuf tarafından “Biz AKP’yle aynı siyasi çizgide değiliz, tam karşısındaki çizgideyiz. Örneğin AKP neoliberal politikaları net bir şekilde destekleyip ekonomi politikasını buna göre kurarken SYRIZA bunun tam tersini savunur. O yüzden AKP’yi desteklediğimizi, örnek aldığımızı söyleyenlerin açıklamaları yanlıştır.[3] sözleriyle yalanlandı.

İlişkilerin geleceğini analiz edeceğimiz bu bölümün temel bakışı, Yunanistan’daki tüm parti, oluşum ya da yaklaşımın yönünü belirleyen fertlerin Türkiye’yi esas tehdit gören bir eğitim sisteminde yoğrulduğu yönündedir. İktidara Yunan halkının daha fazla aşağılanmayacağı söylemiyle gelen bir liderin de “Türkiye’nin küstahlıkları”, “saldırıları”, “işgalleri ve kendilerini bizzat ilgilendiren yeni hedefleri” ile doldurulmuş bir halkı Türkiye’yle iyi ilişkiler için ikna edebilmesi çok düşük bir olasılıktır. Çünkü gerçek anlamıyla “daha iyi ilişkiler” bir geri adım ve küçülme olarak algılanacaktır. Bugüne dek Yunanistan’da iktidara gelen hiçbir görüş, parti, anlayış temel sorun noktalarında en ufak taviz vermemiştir ve vermeyecektir. Çipras’ın kişisel olarak daha ılımlı olacağı varsayılabilir ancak devletin başına geçmiş bir kimsenin devletin ana damarlarından bağımsız hareket etmesi düşünülemez. Koalisyon ortağı ANEL de devletin ana damarının temsilcisi olarak görülebilir. Bu hususta parlamentodaki çoğunluğu elde edebilmesi için gereken iki sandalye için koalisyon kurduğu ANEL’e 5 bakanlık verdiğini de not düşmek gerekir.

Öncelikle bir ülke iç-dış-ekonomi-sosyal sorunlarını bir bütün olarak yaşar bu nedenle herhangi birini öteleyemez ancak Çipras’ı ekonomi konusunda ter dökeceği günler, riskli adımlar, zor kararlar bekliyor. Çipras enerjisini bu konuya harcarken Türkiye’yi daha çok ilgilendiren meselelerde Yunan Savunma Bakanı Panayotis Kamenos’u göreceğiz. Nitekim kendisini Kardak Krizi’nin 19. yıldönümü nedeniyle Kardak’a çelenk atarken gördük. Türk Dışişleri Bakanlığı herhangi bir hava ihlali yapılmadığı duyurusunu[4] –kabul edilebilir bir tutum değil ancak muhtemelen kriz yaratılmaması amacıyla- yapmışsa da 7 Yunan ve 3 Türk sahil güvenlik botunun denizde birbirini taciz ettiği ve savaş uçaklarının havalanarak it dalaşı yaptığı[5] izlendi. (Türk sahillerine uzaklığı 3,8 mil olan Kardak’a 6 millik Türk karasularına ve pek tabi buranın üzerindeki 6 millik hava sahasına girilmeden helikopterle çelenk atılmasının imkansızlığını not düşelim.) Kardak Krizi’nde hayatını kaybeden 2'si pilot 3 kişinin anısına düzenlenen törende Kamenos’un Kardak Krizi’nde helikopterin teknik bir kaza sonucu düşmediğini söyleyerek Türkiye'nin vurduğunu ima etmesi ve aynı konuşmasında kriz sebebiyle ordu bütçesinde yapılan kesintilere de değinerek “… Müttefiklerimiz ve tüm bölgenin Silahlı Kuvvetlerin rolünü daha iyi anlamalarını sağlayacağız.” demesi, yeni dönemde Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin seyrinin analizini kolaylaştırıyor. Bu noktada Türkiye-Yunanistan savaşının tetikleneceği yönündeki iddiaları (bir senaryo daha) ciddiye alacak olanların Kamenos’u dikkatle izlemesi gerekir. Kamenos koalisyon ortağı ANEL’in Genel Başkanı ve 1998’de Yeni Demokrasi milletvekiliyken İtalya Parlamentosu’ndaki PKK yanlısı bir oturuma PKK’nın davetlisi olarak gitmiş, burada Türkiye aleyhine konuşma yapmıştı. Bundan önce de terörist başı Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmiş, PKK’nın siyasi kolu ERNK’nın Atina’daki basına açık tüm toplantılarında yer almış, PKK’nın yayın organı “Kürdistan Report”a demeçler vererek dayanışma sergilemişti.[6] Kamenos, Ahmet Davutoğlu’nun Aralık 2014’teki Atina ziyaretinde de protesto gösterisi düzenlemişti. Dolayısıyla Çipras –olmaz ya- Türkiye’ye karşı son derece ılımlı yaklaşmak istese bile bunu engelleyecek adımlar atılacaktır. Kaldı ki Kamenos’un Türkiye düşmanlığını herhalde Savunma Bakanlığı’nı ona vermeden önce biliyordu. Öte yandan hangi partiden olursa olsun kabinenin tümü Çipras’ın bakanlarından oluşur, açıklama ve hareketleri Çipras’ı bağlar.

Kaldı ki Türk düşmanı olmak için sağ tandanslı görüşte olmanın şart olmadığını Yunanistan’ın yeni Komünist Dışişleri Bakanı’ndan da anlayabiliriz.Bu kez isim SYRIZA’dan: Nikos Kocas (Kotzias). Kıbrıs adasını “Kıbrıs” değil, Elen ırkçılığının tanımlamasına uygun şekilde “Büyük Ada” diye anması[7] (yani Yunan adalarının en büyüğü) durumu yeterince açıklıyor. Çapraz ziyaretlere Kıbrıslı Türk ve Rumları eşit gösterdiğini öne sürerek ve 11 Şubat 2013’te imzalanan ortak deklarasyona da egemenliğin iki halktan kaynaklandığı vurgusu nedeniyle karşı çıkmıştı. Dolayısıyla Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde farklı bir dönemin başlamasını kolaylaştıracak yeni bakış açısı ne Savunma Bakanı’ndan ne Dışişleri Bakanı’ndan beklenemez.

Çipras’ın Kıbrıs’ı ziyaretinde Türk sivil toplum örgütlerinin bazı temsilcileriyle görüşmesi önemli bir işaret olarak görüldü. Gerçekten de ilk defa bir Yunan Başbakanı Kıbrıslı Türklerle görüştü. Ancak bu görüşmenin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bölgesinde gerçekleştiğini görmek gerekir. Dolayısıyla bu görüşme Kıbrıs konusunda herhangi bir tutum değişikliğinin ifadesi değildir. Açıklamalarında önceki dönem Başbakanlarının açıklamalarından farklı bir husus da bulunmuyordu. Hatta Türkiye ile daha iyi ilişkiler isteyen bir lider olarak tanımlanmasına rağmen Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması için -esasen uluslararası sularda bulunan-Barbaros sismik araştırma gemisinin çekilmesi gerektiği vurgusunu yapmakla Yunan ve Kıbrıs Rum klasik bakışını paylaşmış oldu. Ege’deki kıta sahanlığı sorunlarına “uluslararası hukuk” temelinde çözüm bulunacağını söylemesi de Yunan yaratıcılığıyla 6 millik karasularına 4 millik –nereden kaynaklandığı belirsiz- bir alanın eklenmesiyle 10 millik havasahasına ulaşılması fikrini paylaştığının göstergesi. Türkleri katleden EOKA militanlarının mezarlarını ziyaret etmesi ve çelenk koyması da aynı şekilde Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde iyi yönde bir değişimi beklemenin anlamsızlığını vurgulayan bir hareketti. Rum Meclisi’nde yaptığı konuşmada ise “Kıbrıs’a gelene kadar Kıbrıs sorununu bu kadar derinlemesine bilmiyordum. Türkiye’nin teklif ettiği garantör ülkelerin de katıldığı 4’lü görüşme teklifine hayır diyoruz. Kıbrıs davasında Rumların tamamen arkasındayız. Kıbrıs sorunu BM kararları ve AB kurallarına göre çözülmelidir.” açıklaması ise özel bir öneme sahip… Buradaki bilhassa “Kıbrıs’a gelene kadar Kıbrıs sorununu bu kadar derinlemesine bilmiyordum” sözü önemlidir. Derinlemesine (!) anlatımın kimler tarafından gerçekleştirildiği tahmin edilebilir ve bu sözün daha önceki “iyi ilişkiler” açıklamalarından caydığı anlamına geldiği de görülmelidir.

SYRIZA’dan üç Türk milletvekilinin parlamentoya girmesi konusunda ise önceki dönemlerde de Batı Trakya Türklerinin üç milletvekiliyle parlamentoda bulunduğunu ifade etmek ve buna çok özel bir anlam yüklememek gerektiğini ifade etmek gerekir. Ancak üçünün de aynı partiden olması kuşkusuz ki yeni bir umut vesilesidir. Solun halkların özgürlüğü esaslarından hareket etmesi çerçevesinde SYRIZA’nın Batı Trakya Türkleri’nin hakları konusunda iyileştirici bir takım adımlar atıp atmayacağı ise tartışılabilir. Çipras ya da herhangi bir Yunan partilisinin “Türk” ifadesini kullanmamış olmasını bu konuda bir veri olarak görebiliriz. Zira Batı Trakya Türklerinin en temel sıkıntısı “Türk” kimliğinin reddedilmemesidir. Bu çerçevede eski yönetimler döneminde olduğu gibi azınlıktan Müslüman azınlık olarak bahsedildiğini görüyoruz. Bunun ötesinde Müftülük sorununda Çipras’ın bir takım adımlar atması bekleniyor. Ancak bunun önceki dönemlerde başlayan bir çalışma olduğunu hatırlatarak Müftü’lerin seçimine şer-i yetkilerini kaldırmak koşuluyla izin verilmesinin hakkı belirleyen esas hukukun değiştirilmesi anlamına geleceğini belirtmemiz gerekir. Dolayısıyla Batı Trakya Türkü bir hakkının iadesini sağlamış gibi olacaktır ancak hakkın özünü kaybetmiş olacaktır.

Çipras’ın Batı Trakya ile ilgili diğer bir iyileştirici adım olarak çift dilli anaokullarına izin vererek bu konudaki hak ihlalini gidermesi de beklenmektedir. Türk azınlık bu konuda uzun bir dönemdir mücadele veriyor ve doğrusu gerçekleşmesi önemli bir adım olarak görülecektir. Diğer taraftan Eğitim Bakanlığı Bakan Vekili Tasos Kurakis’in açıkladığı ülke genelinde eğitimin yükseltilmesi yönündeki 41 maddelik önlemlerde yer alan “artık kriz nedeniyle okulların kapatılmayacağı” kararı, son dönemde azınlık okullarının ihtiyacın altında olmasına rağmen kapatılması[8] nedeniyle önemlidir. Kurakis’in ayrıca “Müslüman” azınlık eğitiminin yükseltilmesi ve devlet eğitimiyle eşit seviyeye getirilmesi, azınlık okullarındaki öğretmen kadrolarının iyileştirilmesi açıklaması da kulağa hoş geliyor ancak son derece ihtiyatla yaklaşılmalı. Öncelikle azınlık okullarının devlet eğitimiyle eşit seviyeye Lozan kaynaklı haklarına zarar vermeden getirilip getirilmeyeceği meselesinin açıklığa kavuşmasını beklemek gerekir. İkinci olarak bu Kurakis’in açıkladığı önlemleri belirleyenlerin kafasında Türk okullarının yanında Pomak ve Roman (Çingene) okullarının kurulmasının olup olmadığını da takip etmek gerekir. Zira Yunanistan’ın önceki yönetimleri döneminde Batı Trakya Türk Azınlığı önce Türkler, Pomaklar ve Çingeneler şeklinde üçe ayrılmış ardından sayı arttırılarak Türkler, Pomaklar, Çingeneler, Çerkezler, Türkçe konuşan Sudanlılar, Türkçe konuşan Romanlar, Çıtaklar ve Kırcalılar şeklinde sekize ayrılmıştı. Yeni yönetimin Batı Trakya Müslüman Azınlığı kavramından ne anladığı netleşene dek yorum yapmak yanıltıcı olacaktır. Öte yandan 1951 tarihli Türk-Yunan Kültür Anlaşması uyarınca, her yıl karşılıklı olarak azınlık ortaokul ve liselerine gönderilmesi kararlaştırılan 35 kontenjan öğretmen meselesi konuyu takibi kolaylaştıracaktır. Yani azınlık okullarındaki öğretmen kadrolarından bahseden öneri paketinin uygulaması aşamasında Türkiye’den gidecek öğretmenlere izin verilip verilmemesi niyetin anlaşılmasını sağlayacaktır. Çipras’ın da “eğitim müfredatı ve kitaplar tamamen yeniden yazılacak” açıklaması umut verici; bunun iki ülke ilişkileri ve Batı Trakya Türkleri için olumlu bir gelişme olup olmayacağı ancak müfredatın gözden geçirilmesi esnasında Türk’ü aşağılayan, ötekileştiren ve düşman gösteren ifadelerin çıkarılıp çıkarılmayacağına bağlı olarak değerlendirilebilir. Ancak -biraz aşırı olarak algılanacaksa bile- peşinen Batı Trakya Türkleri konusunda çok iyi niyetli olacak olsaydı üç Türk milletvekilinden birine bir Bakan Yardımcılığı vererek iyi niyetini ve solun “halkların kardeşliği” duruşunu sergilerdi diyebiliriz. (Elbette ANEL’in iki sandalyesine 5 bakanlık vermesine atıfla…) Radikal duruş böyle olmaz mıydı?

Kısacası iki ülke arasındaki temel sorunlarda “daha iyi” bir dönemden bahsetmek imkansız. Aslında pekala ciddi bir krize dönüşebilecek gelişmeler de yaşanıyor. Bu esnada alarm çanlarının çalmamasının tek nedeni Türk Hükümeti’nin sorun yaratabilecek tavır ve açıklamalara “itidalli” yaklaşmayı seçmesi. En ciddi sorun alanı ise Ege ve Akdeniz’deki deniz egemenlik paylaşımı olacaktır. Her ne kadar ikisini birbirinden ayırmak doğru olmayacaksa da Türkiye, Akdeniz’de İsrail- Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın aynı seyirde devam eden Türkiye aleyhine egemenlik tesisine maruz kalmaktadır. Yunanistan-Mısır arasında MEB anlaşması yapılması durumunda kriz –normal şartlarda bu kriz doğurur- had safhasına ulaşacaktır. Ege’de ise Yunanistan’ın bilhassa Türk adalarına dönük işgal ve ilhakının sürmesi –yine normal şartlarda- savaş sebebi sayılabilecek bir kriz doğurabilir. Yunanistan tarafından işgal edilen 16 ada ve bir kayalık konusunda görülebildiği kadarıyla Türkiye karar alıcı ve idare edicilerinin caydırıcı, önleyici ya da en azından kınayan bir tavır sergilememesi ise “ilişkilerin iyi olduğu izleniminin” sürdürülebilirliğini göstermektedir. Keza adaların sahiplenilmesi de kesinlikle egemenlik tesisi mevzu ile doğrudan ilgilidir.



[2] Tsipras AK Parti'yi örnek almış, 27 Ocak 2015, http://www.sabah.com.tr/dunya/2015/01/27/tsipras-ak-partiyi-ornek-almis

[3] SYRIZA’nın Türk vekilinden AK Parti açıklaması, 29 Ocak 2015, http://www.sozcu.com.tr/2015/dunya/syrizanin-turk-vekilinden-ak-parti-aciklamasi-727071/

[4] “Kardak’ta çelenk krizi” haberi içinde “Dışişleri: Havadan ihlal edilmedi” başlığı, 31 Ocak 2015, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/28088747.asp

[5] Kardak Kayalıkları'na giden  6 Yunan sahil güvenlik botu Türk karasularına girip Türk balıkçıları taciz etti. Bölgeye gelen 3 Türk sahil güvenlik botu ise Yunan botlarını Türk karasularından çıkardı. Çavuş adası açıklarında bulunan bir Türk denizaltısıysa olayı 4 mil uzaktan izledi. Kardak kayalıklarında it dalaşı, 30 Ocak 2015, http://www.timeturk.com/tr/2015/01/30/kardak-kayaliklarinda-it-dalasi.html#.VNunj_msUuA; http://www.bugun.com.tr/son-dakika/yunan-savunma-bakani-kamenos--haberi/1466406

[6] Sözde Parlamentoya Yunan İlgisi, 1 Ekim 1998, Zaman

[7] Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocas:Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında ‘Osmosis’ telkin etti, 1 Şubat 2015, http://www.abhaber.com/yunanistan-disisleri-bakani-nikos-kocaskibrisli-turkler-ile-rumlar-arasinda-osmosis-telkin-etti/

[8] Yunan Hükümeti’nin idari reform çalışmaları kapsamında 2011’de Batı Trakya’daki Türk Azınlığa ait 25 okul birleştirilmeye tabi tutuldu ve bunlardan 14’ü kapatıldı. Şubat 2013’de 12 Azınlık Okulu, öğrenci azlığından dolayı kapatıldı ve bu okulların öğrencileri başka okullara nakledildi. Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanı Konstandinos Arvanitopulos’un imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre 2014’te Gümülcine’de 14, İskeçe’de 3 ve Evros’ta 1 okulun daha faaliyetlerine ara verildi. 

Bu yazı 3182 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı