Hoşgeldiniz; Bugün 23 Ocak 2018 Salı
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi|15 Ekim 2014 Çarşamba

Bir Futbol Maçı ve Artan Bölge Nabzı

Gözde Kılıç Yaşın tarafından yazıldı.

Arnavutluk ve Sırbistan arasında gerçekleştirilecek bir futbol maçından ne beklersiniz? Dostluk maçı olabilirdi ya da aynı bölgede yaşamaktan ötürü iki takımın taraftarlarının maçı birbirine sempati gösterme fırsatı olarak değerlendirmesi de mümkün olabilirdi. Belki UEFA böyle beklemiştir. Zira Eurovision Şarkı Yarışmaları’nda genelde böyle oluyor. En azından ekrana öyle yansıyor ve en yüksek puan, kanlı-bıçaklı olunsa da komşuya gidiyor. Ancak bu futbol maçı ve genelde futbol taraftarları maça tüm rekabet duygularını yansıtır ve milli seferberlik havasında tribünlerdeki yerlerini alırlar. Taraflar da Sırbistan ve Arnavutluk gibi birbirinden tehdit algılayan ve geçmişten kalma pek çok hesabı olan iki ülkenin takımları olunca işler çığırından çıkabilir. Dün gece oynanan ve UEFA'nın “en kritik maç” ilan ettiği Sırbistan-Arnavutluk maçı gerçekten de pek çok kritik an atlattı. Gerçi UEFA’nın kritik durumu öngörmesine rağmen iki takımı aynı gruba koyması da başlı başına hatalı bir karar olarak değerlendirilmelidir.  Belgrad’da oynanan maç, saha içinde çıkan olaylar nedeni ile tatil edildi. Zaten daha maçtan önce Kosova’nın bölünmüş kenti Mitroviça’da, kenti ikiye bölen İbre Köprüsü üzerinde toplanan Sırp ve Arnavut taraftarlar arasındaki gerginlik de, maçın selametle sürdürülemeyeceğinin ve Euro 2016 elemelerinin Belgrad’da tökezleyeceğinin işareti gibiydi. İki takımın 1967’deki Yugoslavya’nın 4-0 galip geldiği Yugoslavya - Arnavutluk maçından sonraki ilk karşılaşması oldukça gergin geçti.

Henüz milli marşların okunması aşamasında olayın gidişatı az-çok belli olmuştu. Arnavutluk Milli Marşı’nın yuh sesleri nedeniyle neredeyse hiç duyulmadığını ancak Sırbistan Milli Marşı’nın coşkuyla okunduğunu söyleyebiliriz. Nitekim ilan edilen risk nedeniyle Arnavut taraftarlar maça alınmamıştı. Ancak yine de yüzlerce Kosova Kurtuluş Ordusu mensubunun maç için Belgrad’a ulaştığı ifade ediliyordu. Arnavutluk, Makedonya ve Kosova’dan taraftarlar Sırbistan’a geldi ancak bir kısmı da havaalanında durduruldu. Öte yandan Sırbistan İçişleri Bakanlığı ve Sırbistan Futbol Federasyonu’nun stada girecek Arnavutların hiçbir şekilde ulusal benlik ve karakteri simge eden veya edecek olan pankart, kaşkol ve benzeri eşya taşımaması yönünde karar aldığı duyuruldu. Kosova’da ya da Preşova’da yaşanan sorunların kökeninde zaten kimliğin bastırılmak istenmesi bulunuyor. Burada kuşkusuz ki olay çıkmasını engelleme niyeti var ancak güvenliğin sadece tek tarafın bastırılmasıyla sağlanmaya çalışılması da pek adaletli görünmüyor. Sabah saatlerinde ise son karar olarak Arnavutluk seyircisinin alınmayacağı açıklandı. Sonuçta tek taraflı önlem alınınca Arnavutluk bayrakları Sırbistan taraftarlarınca tribünlerde yakıldı ve Arnavut oyunculara sahada bulundukları sürece yabancı maddeler atıldı, sahaya meşaleler yağdı. Sadece Arnavutluk bayrakları değil, ABD, NATO ve Türkiye bayrakları da yakıldı. Ancak Arnavutlar da “inatçılıkları” ile bilinir. Bir anlamda, sahaya indirdikleri bayrakla son sözü yine Arnavutlar söylemiş oldu.

Büyük Arnavutluk Bayrağı

En kritik anlardan biri maçın 42. dakikasında stadyum dışından saha içine yollanan gökyüzü kamerasına asılı Arnavutluk bayrağının stadyum üzerinde dalgalandığı andı. Ancak bayrak da normal bir bayrak değildi. Büyük Arnavutluk haritasının yer aldığı bayrağın bir tarafında Arnavutluk’un kurucularından İsmail Kemali, diğer tarafında İsa Boletini bulunuyordu. Büyük Arnavutluk denildiğinde ise Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Yunanistan’da Arnavutların yaşadığı bölgeleri ve Kosova’yı kapsayan harita anlaşılmalıdır. Stat üzerinde maket bir helikopterle dakikalarca uçurulan ve sahanın içine kadar giren bayrak Sırp futbolcu Stefan Mitrovic tarafından yakalanıp indirildi ve buna da Arnavut Milli Takımı futbolcuları müdahale etti.  Sonuçta Sırp futbolcular ve Arnavut futbolcular arasında saha içinde kavga çıktı ve yedek oyuncularla taraftarlar da bir anda kavgaya dahil oldu. Maç durduruldu ve yaklaşık bir saat tatile rağmen gerginliğin dindirilemeyeceği anlaşıldığından tatil edildi.  İddialara göre de Arnavut takımı sahaya çıkmayı reddettiği için tatil kararı çıktı.

Maç öncesinde Arnavutluk Milli Takımı Teknik Direktörü Giovanni De Biasi’nin düzenlediği basın toplantısında "Biz savaşa mı yoksa maç oynamaya mı geldik? Anlayamadım" diyerek 3 bin 500 polisin maç sırasında hazır durumda bulunmasına anlam veremediğini ifade etmesi, bir anlamda cevabını maç sürecinde buldu. Nitekim maç henüz başlarken "Ubi Ubi Siptare" (Şiptarları –Arnavutları- öldür) sloganlarıyla inleyen Partizan Stadyumu, taraflardan en azından birinin –keza diğeri yoktu- bu maçı bir müsabaka olarak değil, bitmemiş bir savaşın uzantısı olarak gördüğünü gösteriyordu. Yine Sırp taraftarın "Kosova, Sırbistan’ın kalbidir" sloganları da Kosova yarasının çok uzun zaman daha kapanmayacağının göstergesidir. Maçtan saatler önce Belgrad'ın Nazi işgalinden kurtuluşundan dolayı yapılacak askeri geçit töreni provasının da zaten meyilli olan Sırbistan taraftarını daha da doldurduğu söylenebilir. Zira Nazi işgali denildiğinde Sırp tarafı, Hırvat ve Arnavutları Nazi işbirlikçisi olarak hatırlamakta. Etnik husumetlerde İkinci Dünya Savaşı’nın bıraktığı bu izin de çok önemli bir payı var.

Siyasal Adalet, Futbol Diplomasisi ve Sahalara Yansıyan Irkçılık

Öte yandan hatırlamak gerekir ki çok yakın bir zaman önce, 20 Eylül 2014’te Sırbistan'ın Kızılyıldız takımının taraftar gruplarından Delije (Cesur Çocuklar), 2-0 galip geldikleri Novi Pazar (Yeni Pazar- Boşnakların ağırlıklı olarak yaşadığı Sancak’ın merkez şehri ve onun futbol takımı) maçında Türk bayrağı yakmış, Novi Pazar'a ve kardeş kulübü Fenerbahçe'ye küfür etmişlerdi. Dolayısıyla futbol maçını geçmişin muhasebesine çevirebilen bir yaklaşımdan bahsediyoruz. Türk bayrağının yakılması ve küfürler bir yaptırımla karşılaşmadı ancak iki sezon önce Novi Pazar taraftarlarının tribünde Türk bayrağı açması UEFA’dan üç maçlık saha kapatılması cezası getirmişti. Bunu da futbol adaleti diye isimlendirelim.

     

Esasen öldürme içerikli sloganlar, yasaklar, taşlamalar, yuhalamalar ve tahrik edici bayrak çok daha kötü sonuçlar doğurabilirdi. Bu anlamda ucuz atlatıldı. Taraftarların çok daha büyük kısmının sahaya inmesi zaten bir faciaya sebep olabilirdi ancak daha fazlası da ihtimaller dahilindeydi. Sonuçta Yugoslavya’nın dağılma süreci de bir futbol maçının kendi sınırlarını aşmasıyla başlamış kabul edilir. Kuşkusuz ki ardında pek çok sebep vardı ve dağılmayla sonuçlanan ayrılık fikirleri çoktan dile gelmişti ancak 13 Mayıs 1990’daki Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçı, fitili ateşlemişti. Yine saha içindeki gerginliğin bir anda kavgaya dönmesi ve ardından olayların caddelere sıçraması, önce Hırvat ve Sırp taraftarların sonra tüm Yugoslavya’nın kanına, canına, yerine, yurduna mal olmuştu. Bugün Bosna-Hersek’teki futbol karşılaşmaları da zaman zaman şiddet olaylarıyla tamamlanabiliyor. Bosna-Hersek dediğimizde tek bir devletten bahsettiğimizi, ülkeler arası karşılaşmanın söz konusu olmadığını vurgulayalım. Ülkenin alt kimlikleri vurgulanmış ve vurgunun altı defalarca çizilmiş etnik grupları, milli maçlarda bile birbirinden farklı milli marşlar söyleyen taraftarlara sahip; tek bir ülke var ancak gayri resmi olarak ülkenin üç milli marşı var yani anayasal olarak tanınmış etnik grubu kadar. Farklı marşların varlığı da bilhassa futbol müsabakalarında ortaya çıkıyor. 

   

Sırbistan-Arnavutluk maçı da bölgenin henüz böylesi bir futbol karşılaşmasına dahi hazır olmadığını gösteriyor. Futbol diplomasisinin hiç zamanı değildi. UEFA bile bile lades dedi. Önce Katolik-Ortodoks ayrışmasının getirdiği gerilimi yaşayan Sırplar ve Arnavutlar, sonra buna Arnavutların önemli bir kısmının Müslümanlığı tercih etmesinin eklenmesiyle tarihi düşmanlık tohumlarını atmışlardı. 1389 tarihli 1. Kosova Savaşı’nın mitleştirilmesi ve tüm kritik anlarda Sırpların milliyetçilik duygularının canlandırılmasında kullanılması zaten Arnavutlara dönük nefreti hep canlı tuttu. Osmanlı Devleti’nin Balkanlardan çekilirken Arnavutların topraklarından sürülmesi ve bundan sonra dahi Arnavutların tüm Arnavutları bir çatı altında toplayan bir devlet kurmasının mümkün olmaması, bu toprakların önemli bir kısmının Sırp yönetiminde kalması da Arnavutlardaki kızgınlığı canlı tuttu. 2. Dünya Savaşı’nın tortuları, 1999 Kosova Savaşı ve ardından gelen Kosova’nın bağımsızlık ilanı da sadece Arnavutluk ve Sırbistan arasındaki değil, daha fenası etnik Sırplar ve etnik Arnavutlar arasındaki gerginliğin şimdi görülen ana sebepleri. Gerçekten de Kosova ve Sırbistan arasında siyasi gerilim var ancak Arnavutluk ve Sırbistan arasında böylesine net isimlendirilebilecek görünürlükte gerilim yok. Ama olay futbol olunca geçmiş tüm kızgınlıklarla yüklenen taraftarlar etnik ve dolayısıyla ırkçı tutumlarını ülke ayrımı yapmadan kusabiliyorlar. Futbol belki gerçekten de sadece bir spor, eğlence, keyif değildir. Bilhassa Balkanlarda tribünlerden bölge geneline sıçrayacak savaşları başlatabilen ya da bölge savaşlarının izlerini sahalarda sürdürülmesine vasıta olan bir müsabaka haline dönüşüyor. Yine de ucuz atlatıldı. Ancak gözümüz bir süre daha Sırbistan’daki Preşova Vadisi’nde yaşayan Arnavutlarda ve Kosova’nın kuzeyinde yaşayan Sırplarda olmalı. 

Bu yazı 4360 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı