Hoşgeldiniz; Bugün 23 Nisan 2018 Pazartesi
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi|06 Mart 2013 Çarşamba

Preşova Vadisi’nde Anıt Krizi

Gözde Kılıç Yaşın tarafından yazıldı.

Bir silahlı kuvvetin/çetenin ne zaman “terörist” ne zaman “kurtuluş ordusu” sayılacağı konusu belirsizdir.

Preşova Vadisi, 2013'in ilk günlerinden itibaren yine dünya gündeminin dikkatini üzerine çekti. Bu kez sorun, bir heykelle başladı. UÇPMB ordusu ile Sırp Güvenlik Güçleri arasında 2001'de çıkan silahlı çatışmada hayatını kaybedenlerin anısına Preşova'da belediye binası önüne 11 Ekim 2012'de Arnavut yetkililerce bir anıt dikildi; Sırbistan ise anıtın kaldırılmasını istedi ve bunun için süre tanıdı. Verilen süre geçince 20 Ocak 2013'de Sırp jandarmasına bağlı modern silahlarla donatılmış 200 kişilik özel birim, çok sayıda zırhlı araçla Preşova şehir merkezine geldi, güvenlik koridoru oluşturarak buldozerle anıtı kaldırdı. Ertesi gün aynı meydanı dolduran Arnavutlar kararı ve uygulamayı "Ayrımcılığa son", "Mücadelecilerimizin kanına dokunmayın", "Anıta dokunmayın" yazılı pankartlarla protesto ettiler. Kosova ve Arnavutluk hükümetleri ise Sırp hükümetinin meşru olmayan yollarla Arnavutların geleneklerini ayaklar altına almakla suçladı. 25 Ocak'ta Kosova'da Vetevendosia'nın düzenlediği Sırp yönetimini protesto yürüyüşüne de binlerce Arnavut katıldı.

Bu son anıt olayı da bölgenin karışık siyasi iklimini, Sırp-Arnavut çatışmasını yansıtmaktadır. Bir yanıyla Sırbistan haklıdır çünkü "terörist" olarak nitelediği bir grubun mensupları için "Şehitlik Anıtı" inşası bir devlet için kabul edilebilir değildir. Nitekim aynı durum Makedonya'da yine UÇK mensuplarına "devlet madalyası ve özlük hakları istenmesi" (ücretsiz sağlık hizmeti, istihdam imkanları, ücretsiz eğitim, barınma ödemeleri ve tazminatlar) noktasına gelmiştir. Ancak öte yandan söz konusu dönemde Sırbistan'da Miloşeviç yönetimi bulunmaktaydı ve Miloşeviç Eski Yugoslavya için oluşturulan Savaş Suçları Mahkemesi'nde soykırım suçu dahil olmak üzere 66 ayrı savaş suçu işlemek ithamıyla yargılanmış "Balkan Kasabı" lakaplı bir liderdi. Dolayısıyla tüm dünyanın (neredeyse tüm dünya) nefretle kınadığı bir yönetime karşı başkaldırmak/direnmek, devlet terörüne karşı müdafaa ve bir anlamda nefsi müdafaa anlamına da gelebilmektedir. Sırbistan'ın anıta karşı tepkisi, Arnavutlar açısından Miloşeviç rejiminin farklı isimlerle sürmekte olduğunun delaletidir. Demek ki Sırbistan o kötü dönemi kapatmamıştır; o dönem uygulamalarının arkasındadır, Miloşeviç'in Arnavut karşıtlığı mirası canlıdır. Bu da tehlike çanları anlamına gelmektedir. Ancak Sırbistan'a karşı geçmiş dönemde ayaklanmış insanlar adına dikilen bir anıtın varlığı, kuşkusuz ki bir silahlı kuvvetin/çetenin ne zaman "terörist" ne zaman "kurtuluş ordusu" sayılacağı konusundaki belirsizliği arttırmak, Balkanlarla birlikte dönüşüm geçiren uluslararası hukukun kurullarını da bir kez daha zorlamak anlamına gelecektir.

Şu an kesin olan, Preşova Vadisi'nin yeniden gündeme geldiğidir. Bir yerde canlı bir sorun varsa çözüm için harekete geçecekler de olacaktır. Ancak sorunun bölgesel istikrarı tehdit edici boyutunun olması gerekir. Preşova Vadisi'nin bölgesel istikrarı tehdit edici bir sorun haline gelmesi ise mevcut konjonktürde çok mümkün görünmemektedir. Yine de Kosova-Sırbistan müzakerelerine bir yansımasının olması ve "anıtın yerine konulması" kararının çıkması ihtimali vardır, karşılığı ise Kosova'nın kuzeyinde Sırplara genişletilmiş bir özerklik tanınması olacaktır. Müzakerelerin zaten bu noktaya gittiği dikkate alınırsa Sırbistan üzerinde "anıt" konusunda baskı oluşturulması, Kosova kamuoyunun tepkisinin dindirilmesine hizmet etmekten öteye gitmeyecektir.

Bu yazı 5346 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı