Hoşgeldiniz; Bugün 20 Kasım 2017 Pazartesi
Asya Pasifik Araştırmaları Merkezi|02 Temmuz 2014 Çarşamba

Hindistan Ve Soğuk Barış

Sait Yılmaz tarafından yazıldı.

Giriş

            Güney Asya’nın baharat ve düşler diyarı Hindistan, Türkler tarafından çok az bilinen ve keşfedilmeyi bekleyen bir ülke olmaya devam etmektedir.Hindistan ile ilişkilerimizden bahsedildiğinde genellikle Kurtuluş Savaşı döneminde ilk dış yardımı yapan ülke olduğundan, İş Bankası’nın kurulmasına olan büyük desteğinden bahsedilir. Hâlbuki Hindistan, binlerce yıllık Türk mirasının gömülü olduğu, tarihimizde en çok savaş yaptığımız ülkelerden biridir. Hindistan’a giden Türk boylarının büyük çoğunluğu Çin’e, Orta Avrupa ve Balkanlar’a gidenler gibi siyasi güçlerini kaybettikten sonra uzun vadede kimliklerini de kaybederek bu halklar içinde erimişlerdir. Hindistan’a akın düzenleyen ve devlet kuranlar arasında Türk Memlukları (1176-1206), Delhi Türk Sultanlığı (1206-1451), Çağataylar (1277-1328), Timur (1370-1507), Babür Hint-Türk İmparatorluğu (1504-1857) sayılabilir[1]. Yaklaşık 2.000 yıllık bir mazisi olan Türk-Hint savaşları Hindistan’da İslam’ın yayılmasını, Pakistan ve Bangladeş’in kurulmasını sağlamış, fakat bölgeye giren Türkler, Hint kültürü içinde erimiştir. Babür İmparatorluğu zamanında Hindistan’da yüzlerce büyük bilim adamı yetişip insanlara doğru yolu gösterdiler, ilim öğrettiler[2]. Soğuk Savaş döneminde Hindistan’ın Bağlantısızlar hareketi, bizim Batı ittifakı içinde olmamız yanında Pakistan olan ilişkilerimizin öne çıkması Hindistan’a hep mesafeli olmamız sonucunu doğurmuştur. Bu makalede, nüfusu itibarı ile dünyanın ikinci, GSMH bakımından dördüncü büyük ülkesi olan, 21. yüzyılın yükselen küresel güçlerinden Hindistan’ın güvenlik sorunlarını ve güç ilişkilerini analiz edeceğiz.

            Hindistan; dinler, diller ve kültürler ülkesi...

            Hindistan ismi eski Farsçada İndus isminden türetilmiştir. Bu isim eskiden İndus nehrive çevresi için kullanılan bir isimdi. İndus Vadisi Uygarlığı, tarihi ticaret yolları ve büyük imparatorlukların yer aldığı bölge olan Hint Yarımadası, uzun tarihi çoğu boyunca ticari ve kültürel zenginliği ile tanındı. Hindistan’ın tarihi hakkında ilk kesin bilgiler Aryalılar ile başlar. M.Ö. 2000 yıllarında Himalayaları aşarak gelen Aryalıları; Yunan istilaları, İskender’in saldırıları, Asoka dönemi, Mouryo İmparatorluğu, Gupta Devri, Hunlar, Harşalar, Kuzey ve Güney Sülaleleri Dönemi, Türk-Moğol hâkimiyeti, Arapların, Gaznelilerin, Babür Devletinin fetihleri, Avrupalıların yerleşmeleri ve bugünkü Hindistan’ın kurulması safhaları takip eder. Müslümanlar, Hindistan’a ilk olarak sekizinci yüzyılda geldiler. 712 yılında Muhammed bin Kasım’ın ordusu Hindistan’a girdi. 16. yüzyılda Avrupalıların Ümit Burnunu dolaşarak Hindistan’a ulaşmaları ile İngiliz işgali başladı. 1906 yılında Svaraç (kendi kendini yönetme) sloganı ile bağımsızlık savaşı başlatıldı. 1919 yılında Gandi ile birlikte Hindistan’da pasif direnme ve protesto hareketlerine başlandı. 1935’te ilk anayasa kabul edilerek parlamenter düzen kuruldu. 18 Temmuz 1947’de tam bağımsızlığını kazandı. 26 Ocak 1950’de Hindistan Birliği olan devletin ismi Hindistan Cumhuriyeti olarak değiştirildi.

            Hindistan coğrafyası nedeni ile nispeten dış dünyadan izole olmuştur. Geniş ve parçalı coğrafya, 11. yüzyıldan 1947’e kadar dış güçlerin Hindistan’ı bölme ve işgal niyetlerine hizmet etmiştir. Tarihsel olarak emperyalist güçler Afgan-Pakistan sınırından ya da denizden gelmiş, Hindistan bu güçlere karşı doğrudan direnmemiş, Nahatma Gandi örneğinde olduğu gibi kültürel bütünlüğünü muhafaza ederek karşılık vermiştir. 11-18. yüzyıl arasında ülkeyi yöneten Müslümanların halkı din değiştirmeye zorlamaması, yerel halkın kimliğini korumasına ve daha sonra birlik oluşturmasına yardım etmiştir. Batılılar ise denizden gelmişler ve tıpkı Müslümanlar gibi önceliği ekonomik çıkarlarına vermişlerdi. İngiliz İmparatorluğu’nun hedefi Cebelitarık Boğazı’ndan Süveyş Kanalı’na, oradan da Singapur’a uzanan bir ticaret yolu oluşturmaktı. Bu yolun üzerindeki Hindistan mutlaka elde bulundurulmalı idi. Öyleki İngiliz İmparatorluğu, Hindistan’ın etrafında kuruldu ve ülke kaybedilince imparatorlukta çöktü. 19. yüzyılda İngiliz kolonileri Hindistan’a gidip gelen gemilerin uğradığı kömür istasyonları idi. İngilizler iç karışıklıklardan yararlandılar ve güçleri yetmediğinden daha fazla yeri işgal etmediler. İngilizler ülkeyi terk ederken pek çok bölünmenin tohumunu ektiler. Ülkenin Müslüman bölgeleri İslamcı yapılara dönüştürüldü ve böylece Pakistan ve sonra onun bölünmesi ile Bangladeş doğdu. Geriye kalan Hindistan’ı yöneten iktidarlar İngiliz politikalarını izlemeye devam ederek, ülkeyi bir bütün halinde tutmaya çalışmaktadırlar.

            1.27 milyar nüfusu olan Hindistan, Çin’den daha yüksek olan (%2) nüfus artış hızı sebebiyle 2045’de dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktır. Hindistan coğrafyası kültürler, diller ve dinlerin buluştuğu bir ülkedir. Dört tane önemli dünya dini olan HinduizmBudizmJainizmve Sihizmindoğum yeri olmasıyla birlikte ZerdüştçülükYahudilikHıristiyanlıkve İslamhepsi M.S. birinci yüzyıldan itibaren ülkeye gelerek bölgenin karmaşık kültürünü şekillendirdi. 18 ayrı ana dilin konuşulduğu Hindistan’da etnik olarak %72 Hint-Ari, %25Dravidyanve %3 Orta Asyalı vardır. Nüfusun dini olarak %80.5 i Hindu, %13.4’ü Müslüman, %2.3’ü Hristiyan, %1.9’u Sih’tir[3].Hindistan, 177 milyon Müslüman ile Endonezya ve Pakistan’dan sonra dünyanın üçüncü büyük Müslüman ülkesidir. Tüm İslam dünyasındakinden fazla camiye (300 bin) sahiptir. Hindu dinine inanlar için yaratılmış kast sistemi, insanları doğdukları kast’ta yaşamaya ve aynı kast içinden biri ile evlenmeye zorlamaktadır. Kimin hangi mesleği yapacağına da kast sistemi karar verir. Fakir ve çok küçük bir orta sınıfa sahip olan Hindistan halkının büyük bölümü okumamıştır. Hindistan bir tezatlıklar ülkesidir. Nüfusunun % 46'sı okuma-yazma bilmediği halde,Hindistan'ın toplam 13 Nobel ödülü var. ABD'de 5.500 üniversite varken, Hindistan’da 8.400 üniversite bulunmaktadır. Karayolu ağı ve ülkenin % 44'ünde elektrik olmadığı halde, aya uydu indirmiş dört ülkeden biri olan Hindistan’ın uzayda 412 uydusu bulunmaktadır. 1991'den beri uygulanan ekonomik reformlar ile dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisiolmuştur. Önümüzdeki 20-30 yıllık dönem içerisinde dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olması beklenmektedir. Ancak, halkın üçte biri günde 1.25 doların altında bir gelire sahiptir.

  Hindistan’ın Ulusal Güvenlik Parametreleri

            Hindistan, batısında Pakistan, kuzeydoğusunda Çin Halk CumhuriyetiNepal ve Butan, doğusunda Bangladeş ve Myanmar(Burma) ülkeleri ile sınırdaştır. Sri LankaMaldivler ve Endonezya'ya çok yakındır. Güneyinde Hint Okyanusu, batısında Umman Denizi ve doğusunda Bengal Körfezi bulunan Hindistan'ın deniz kıyısı 7.517 kilometre uzunluktadır. Hindistan, geniş ve müstakil coğrafyası ile bir alt-kıta, güneyden okyanus ile çevrili olması nedeni ile yüzey şekli olarak büyük bir ada gibi değerlendirilebilir. Bu alt-kıta fiziksel olarak dört bölüme ayrılmaktadır[4];

            - Arap Denizi’nden Bengal Körfezine uzanan dağlık çember,

            - Delhi’den Ganj nehrine ve Kuzeydeki Himalayalardan güneydeki tepelere uzanan Kuzey                         Hindistan düzlüğü,

            - Güneydeki Hint Okyanusu’na uzanan genellikle tepelik Hint yarımadası,

            - Kuzey Hindistan Ovası ile Pakistan’ın İndus nehri vadisi arasındaki batı çölleri.

            Pakistan ile güney sınırı genellikle geçilmez ve bataklık olduğundan sadece Punjab ile bağlantı vardır. Kuzeyde Himalayaların eteğinde bulunan Nepal ve Butan krallıkları ile ilişkileri Çin ile rekabet alanıdır. Doğu sınırında bulunan Myanmar’a Nepal ve Bangladeş üzerinden uzanan koridor Hindistan için de önemlidir. Çin, Hindistan’ın en doğusundaki ArunachalPradeş eyaleti topraklarında hak iddia etmektedir. Kuzeydeki düzlük Hindistan’ın kalbi ve en çok nüfusun yaşadığı yerdir. Bu düzlük kuzeybatıda Pakistan, aralıklı olarak Afganistan-Kabil, doğuda Bangladeş ve Myanmar’a uzanmaktadır. Ülke içi coğrafi bölünmeler Ganj, Brahmaputra, Narmada gibi nehirler sistemi ile belirlenmiştir. Bütün büyük şehirler bu nehirlerin yanında kurulmuştur.

Harita: Hindistan ve Komşuları

            Hindistan’a yönelik en büyük tehdit sanıldığı gibi Pakistan’dan değil Çin’den gelmektedir. Nehru’nun yönetiminde önce Pakistan’la, 1963’te Tibet yüzünden Çin’le çatıştı. Nehru’nun ölümünden sonra başkanlığa getirilen (1964) Lal BahadurŞaatri döneminde Keşmir yüzünden Pakistan’la çıkan savaş (1965) günümüze kadar süren bir ateşkesle sonuçlanmış ve Keşmir iki ülke arasında bölüşülmüştür. Kuzeyde Himalaya eteklerinde bulunan ve diğer yüzleri Çin’e bakan Nepal ve Butan, Hindistan için tehdit değildir. Çin güvenliğini kuzey ve batıda dört tampon bölge ile sağlamaktadır; Mançurya, İç Moğolistan, Sincan ve Tibet. Bunlardan hepsi Çin’in kontrolünde olmakla birlikte Tibet, rejimini değiştirir ya da Hindistan ile ittifak yaparsa, Çin için buradan karasal tehdit başlar. Hindistan, uzun zamandır Dalai Lama ve Tibet’teki bağımsızlık hareketlerini desteklemekte, Çin ise bunu tehdit olarak görmektedir. Buna karşılık Çin ise Hindistan içinde Maocuları (Naxalit) ve Nepal Maocularını desteklemekteydi.  1971’de Hindistan ile Pakistan arasında çıkan savaş neticesinde Doğu Pakistan yani Bangladeş bağımsızlığını ilan etti. 1980’de Sihler özerklik için mücadeleye başladılar[5]. Ekim 1984’de iki Sih muhafızı İndraGandhi’yi bir suikast neticesinde öldürdü. Bunun üzerine başbakanlığa Raciv Gandi getirildi. Ülkede, Hindularla-Müslümanlar arasında çatışmalar büyük hız kazandı. Başbakan RacivGandhi 22 Mayıs 1991’de uğradığı bombalı suikast sonucunda öldü.

            Hindistan, 21. yüzyılda küresel bir güç adayı olarak varlığını hissettirmektedir. Hindistan’ın ulusal gücünü artıran unsurlar arasında dinamik bir büyüme yakalayan ekonomisi, sahip olduğu doğal kaynaklar, nükleer yeteneğiyle desteklenen askerî gücü, uzay ve bilgi teknolojisindeki birikimleri, genç, dinamik ve yetişmiş insan kaynağının fazla olması öne çıkmaktadır. Bu unsurlar, jeostratejik konumunun da desteğiyle Hindistan’a, gerek bölgesindeki gerek küresel çaptaki gelişmelerde etkileyici bir nüfuz ve etki kazandırmaktadır. Emperyalizmin böl ve yönet ilkesini İngilizler çok başarılı biçimde Hindistan üzerinde uygulamışlar ve bu ülkeyi terk ederken hem bölmüşler hem de parçalı bir yapıya mahkûm ederek Hindistan’ı gelecekte yeni siyasal sorunlar yaşamaya mahkûm etmişlerdir[6]. Hindistan idari açıdan 32 ayrı bölgeden oluşmaktadır. Bunlardan 25’i eyalet, 7 tanesi de birlik bölgesidir. Dünyanın en gelişmiş uygarlıklarından birinin beşiği ve dünyanın en büyük demokrasisine sahip olanHindistan, ABD’ne benzer bir eyaletler federasyonu statüsüne sahiptir.Ülke yönetiminde etkin olan Hint milliyetçiliği bölücü eğilimlere karşıdır ve güçlü merkezi hükümet ile bölgesel yönetimler arasında bir denge kurulmuştur. Afganistan’daki çokuluslu güçlerin çekilmesinden sonraKeşmir’de başlayacak bir çatışmanınHindistan ile Pakistan’ı bir savaşın eşiğine getirme ihtimali bulunmaktadır. Keşmir’deki terörist gruplardan Jaish-e Muhammed’in lideri MesudAzhar, Hindistan’a karşı cihat için bombalı suikast eylemlerine başlama çağrısı yaptı. Ağustos 2013’de Keşmir’i bölen hatta beş Hint askeri ve bir Pakistanlı sivilin ölmesi üzerine kısa süreli olarak gerginlik arttı. Bu gerginlik Pakistan’da Nawaz Şerif’in yeni hükümeti ile bir an önce barış görüşmelerine başlama dileği ile geçiştirildi. İki ülke de nükleer silaha sahip olduklarından askeri tırmanma kontrolden çıkarsa, tüm bölge için çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir.

1.5 milyon aktif ve rezerv personeli olan dünyanın ikinci büyük ordusu Hint Silahlı Kuvvetleri’nde; Hava kuvvetleri 170.000, Deniz Kuvvetleri 55.000, sahil Güvenlik 5.440 personele sahiptir. Hava Kuvvetleri 45 filodan oluşmaktadır, Deniz Kuvvetleri küçük olmakla birlikte, genişlemektedir[7]. Savunma giderleri GSYİH’nın %3’üne yakındır. Füze teknolojilerine önem veren Hindistan, 1983 yılındabaşlayan nükleer yetenekli karadan karaya füze geliştirme çalışmalarında ilk nesil AGNI 700 km., ikinci nesil AGNI ise 1.550 km. menzile ulaşmıştır. Hindistan’ın silahlanmasının önemli nedenlerinden birisi Çin’in teknoloji ve savunmau alanında yaptığı sıçramadır. Çin’in uzay çalışmaları doğal olarak Hindistan’ın bu alandaki çabalarını da hızlandırmaktadır. Bu konuda son yıllarda ABD-Hindistan ilişkilerinde de önemli ilerlemeler kaydedilmiş, ikili ilişkilerin konuları arasına ABD yasalarının işbirliğini yasakladığı uzay endüstrisi ile Hindistan Uzay Ofisi’nin bilgi ve uygulama alışverişi girmiştir. Hindistan uzayda işler durumda ticari uyduya sahip ender ülkelerden birisidir ve lisans anlaşmalarıyla, orta teknoloji düzeyinde de çok çeşitli askeri malzeme imal etmeyi başarmıştır. Hint savunma sanayi politikası mümkün olduğu kadar kendi dizayn, geliştirme ve üretim olanağı olan teçhizat, silah sistemleri ve platformları peşindedir. Bunun için özel sektör ile birlikte güçlü bir yerli savunma sanayi üssü oluşturulmaya çalışılıyor. İletişim sistemlerinin önemli olduğu muharebe araçları gibi belirli kritik ve karmaşık sistemler için “Make in India” kategorisi uygulanmaktadır. Yabancı şirketler ile ortak iş yapıldığında en az %50 yerli katılım şartı aranmaktadır. Hindistan’ın savunma bütçesi 2011-2012 için 36.5 milyar dolar olup, önümüzdeki yıllarda 100 milyar dolar civarında silah ve teçhizat tedarik etmeyi planlamaktadır[8].

            Hindistan ve Büyük Güç Dengeleri

            1947’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandıktan sonra Hintliler, Amerikalıların İngilizlerin yerini almaya çalıştığını düşünüyordu. Bu yüzden Marksist olmaktan ziyade emperyalizmden kurtulmak için Sovyetlere yanaştılar. Büyük bir güç ile ittifak yapmayı değil, sınırlarının olmadığı Sovyetlerden ekonomik yardım almayı tercih ettiler. ABD ile Hindistan üzerinde rekabete giren Sovyetler, bu ülkeye karadan bir bağlantıları olmadığı gibi denizden ulaşabilecek bir deniz gücüne de sahip değillerdi. Hint-Sovyet yakınlaşmasını tehdit olarak gören ABD, İran Körfezi’nden Hint Okyanusuna vardıldığında Sovyet donanması ile karşılaşmak istemiyordu. 1950 ve 60’larda Endonezya ve Mısır gibi İngilizlerin boşalttığı yerlerde Sovyetler kontrolü sağlayınca Hindistan’ı kaybetmemek için acele bir çözüm bulmak istediler. Bu çözüm Pakistan ile ittifak yapmaktı. Böylece hem Ortadoğu’daki Nasır ve sol eğilimlere denge getirilecek hem de Hindistan karadan tehdit edilecekti. Böylece Güney Asya’da bugüne kadar süren bölgesel güç dengesi ortaya çıktı. 1962 yılında Çin, Hindistan topraklarını işgal ederken, iki tarafında müttefiki olan Sovyetlerin sessiz kalması Hindistan ile ilişkilerini kötüleştirdi. Öte yandan Hint-Sovyet yakınlaşmasından rahatsız olan Çin, Pakistan’a yakınlaştı. Böylece Mao’nun Çin’i ve ABD, askeri dikta ile yönetilen Pakistan’ı desteklerken, demokratik Hindistan’ı desteklemek ise Sovyetlere kalmıştı. Pakistan ve Çin arasında kalan Keşmir’in elde tutulması da Hindistan için hep en önemli stratejik güvenlik meselesi oldu.

            Hintliler, Afganistan’da Sovyetlerin yerini Pakistan yanlısı Taliban’ın almasını ve gelişen ABD-Pakistan ilişkilerini endişe ile izledi ama yapacak bir şey bulamadı. Sovyetlerin dağılması, Hindistan ile ilişkilerini bozmamıştı ama Hintlilere göre değerini oldukça yitirmişti. Hindistan’a ulusal güvenliğini garanti edenSovyetler artık yoktular ve Hintliler yalnız kalmıştı. 11 Eylül 2001 ile birlikte, Hindistan için de yeni bir dönem başladı. Çünkü İslamcılar üç düşman olarak kendilerine; Musevilik, Hıristiyanlık ve Hinduizm’i seçmiş ve Hindistan’ın işgal ettiği toprakları İsrail’in işgal ettikleri gibi kutsal sayıyorlardı. 2001 yılında ABD’nin Taliban ile savaşa girmesi ve Pakistan ile ilişkilerinde yaşanan kırılma güç dengelerinde de etkili oldu. ABD’nin Taliban, Hindistan’ın Pakistan’dan gelen İslamcı silahlı gruplarla başının belada olması iki ülkeyi aniden yakınlaştırdı. İki ülkede Pakistan’ın nükleer silah geliştirmesine ve artan saldırgan isteklerine karşı idi. Ancak bu yakınlaşma temel bir güç kayması değildi. Hindistan için jeostratejik koşullar değişmemişti, ülkenin bütünlüğü en öncelikli güvenlik sorunu olmaya devam ediyordu. Hindistan için Pakistan işgalci bir tehdit değildi, istediği bu ülkeyi parçalanmış ve kontrol edilebilir bir şekilde tutmaktı. Bunun için ABD ile işbirliği yapabilirdi ama ittifak gerekli değildi. Artık Çin’den gelecek bir tehdit beklemediğinden Tibet’i de gözardı edebilirdi. Bu yüzden kara kuvveti değil, deniz gücü projeksiyonunu geliştirmeye yöneldi. 2001 yılı ABD-Hindistan ilişkileri için bir fırsat yaratmanın ötesinde emperyal anlayışın ayak oyunları için de örnek gelişmeler ortaya koydu.ABD, 2001 yılında Afganistan’da savaşa başladığında Usame Bin Ladin ve kadrosunun Pakistan-Afganistan sınırında kontrolsüz ve sert dağlık bir bölge olan Tora Bora’da olduğunu düşünüyordu. Ülkede satın alınan yerel bazı güçler ile birlikte CIA ve özel kuvvetler öncülüğünde Tora Bora’ya yapılan saldırılar başarısız olunca Afganistan için savaş stratejisini değiştirmek zorunda kaldı.

            El Kaide ve Taliban ile mücadele için Pakistan’ı sıkı işbirliğine zorlamalıydı. Pakistan istihbaratı ISI’nın 1980’lerden beri Taliban ve El Kaide ile derin bağları vardı ve bunu bozmak işlerine gelmiyordu. Pakistan lideri Müşerref de bunu yapmaya kalkarsa halk desteğini dolayısı ile iktidarını kaybedebilirdi. Müşerref’e şantaj yapmak, ABD ile işbirliğine zorlamak için CIA devreye girdi. 13 Aralık 2001 günü Pakistan’ın kontrolündeki bölgeden gelen iki İslamcı gerilla grubu (Caş-i Muhammed ve Leker-i Tayyiba), Hindistan’ın Keşmir’i işgaline karşı koymak bahanesi ile Hindistan Parlamentosu’na saldırdılar[9]. Hindistan, Pakistan sınırına asker yığdı ve nükleer silah kullanmakla tehdit etti. Hindistan’ın niyeti elbette nükleer silah kullanmak değildi ama bir fırsat yakalamışlardı ve kendilerine düşen rolü oynamaya başladılar.Müşerref; ABD, Hindistan ve Pakistan’daki İslamcılar arasında sıkışıp kaldı. 19 Mart 2002 günü CIA Başkanı George Tenet, Hindistan bölgesinde nükleer savaş tehdidinin her zamankinden fazla olduğunu söyledi. Sonunda Müşerref, şantaja boyun eğdi ve kendi istihbaratı ISI ile karşı karşıya gelmeyi göze aldı. ColinPowel, Hindistan ve Pakistan arasında arabuluculuk yapmak için bölgeye gitti; Hindistan sakinleşti, Pakistan ise ABD ile işbirliğini kabul etti. ABD için El Kaide ile mücadelenin odak noktası Pakistan’ın desteği idi ama gönülsüz destek bir işe yaramadı. ABD, nükleer savaş kozunu elinde tutmaya devam ederken, Pakistan öbür yandan İslamcılara göz kırpmaya devam etti.

            Hindistan-ABD İlişkileri; küresel sermaye pusuda bekliyor!

Hindistan-ABD ilişkilerine dönecek olursak; ABD için Hindistan, Afganistan’ın istikrarı, terörizmle mücadele ve Asya’daki güç dengesi için önemli bir ülkedir.Temmuz 2005’te Putin tarafından yapılan Hindistan, Pakistan ve İran’ı bünyesine alarak Avrasya İttifakı önerisi ve Astana’da yapılan Şanghay İşbirliği ÖrgütüZirversi’ne Hindistan’ın davet edilmesi ABD’yi zor duruma soktu. 1998 yılından beri yaptığı nükleer denemeler nedeniyle Hindistan’a yaptırım uygulayan ABD, Şangay İşbirliği Örgütü ile irtibatını zayıflatmak maksadıyla, nükleer işbirliğini yeniden başlatma ve artırma kararı aldı. Hindistan-Rusya-Çin işbirliğinin önüne set çekmek isteyen ABD, Hindistan’ı nükleer silah kozuyla kendi safına yaklaştırmak istemekteydi. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, bünyesine Hindistan’ı, Pakistan’ı ve İran’ı alarak büyümesi ve bölgesel bir örgüt niteliğinden sıyrılarak kıtasal bir güce dönüşmesi ABD için Avrasya hâkimiyeti stratejisine vurulacak önemli bir darbe olacaktı. Hindistan’ı elinden kaçırmak istemeyen ABD, Hindistan ile 2005 yılında uzun süredir geciktirdiği ‘Nükleer İşbirliği Anlaşması’nı yaptı. ABD ardından Büyük Orta Asya Projesini ortaya attı. Yeni plan, ilk defa ABD Dışişleri Bakanlığı Orta Asya ve Güney Asya Bürosu sorumlusu Richard Boucher tarafından 26 Nisan 2006 tarihinde açıklandı[10]. Proje, genel anlamda Afganistan'ın konumunu kuvvetlendirmeyi, Orta ve Güney Asya arasında yeni bağlantılar kurmayı ve bölge insanları arasındaki ilişkileri geliştirmeyi hedeflliyordu.

Bu dönemden sonra ekonomik, siyasi ve askeri bakımdan Hindistan’ın vazgeçilmez bir ülke olduğunun farkında olan Avrasya’nın etki ülkeleri (Çin, Rusya Federasyonu ve Pakistan), ABD’nin karşısında Hindistan ile kendilerine güçlü bir pozisyon yaratmak maksadıyla; aralarındaki geçmişten gelen problem sahalarını bir kenara koyarak işbirliği arayışları içine girmişlerdir. Hindistan ise, ortaya çıkan ittifak önerilerine kayıtsız kaldı, ekonomik ve siyasi konumunu güçlendirmek için önüne konulan her fırsatı değerlendirme yolunu seçti.ABD Başkanı, Hindistan’ı Mart 2006’daki ziyareti esnasında sivil enerji amaçlı nükleer tesislerinin tümünü uluslararası denetime açması karşılığında, Hindistan’ın nükleer alandaki uluslararası tecridine son verme vebu tesislerde ABD’nin nükleer yakıt desteğinden ve teknoloji birikiminden faydalanma teklifi yaptı. Buna karşılık Rusya Federasyonu Hindistan’a iki nükleer reaktörü için, denetim şartı getirmeksizin uranyum temin etmeyi önerince, ABD’nin ‘nükleer tesislerin denetime açılması’ itirazlarına rağmen, Rusya Federasyonu ile Hindistan arasında anlaşma imzalandı.Obama yönetimi dikkatini Suriye, Rusya, Ukrayna, İran, Çin ve Afrika’ya verdiğinden Hindistan ile ilişkiler hep bir kenarda bekledi. Obama yönetimi iki yıldır Hindistan’a atayacağı büyükelçinin ismine karar veremedi, başka bir ifade ile Hindistan seçimlerinin sonucunu bekledi.

ABD Başkanı Obama, Hindistan ile ilişkilerini 21. yüzyıldın stratejik ortaklığı olarak tanımlarken, dadı skandalı (nannygate) zaten zor yürüyen çalışmaları bir kenara itti. Hintli diplomat konsolos yardımcısı DevyaniKhobragade, dadısı için yaptığı vize başvurusunda yanlış bilgi verdiği için tutuklandı. Hintli yetkililere göre dadının Hint pasaportu vardı ve ülkeye dönüşü Hindistan’ın sorumluluğunda idi. Bu küçük diplomatik kriz atlatılmış olsa da Hintliler bunu ABD’nin saygısızlığı olarak yorumladı ve misilleme olarak Amerikalı diplomatlara verilen imtiyazları azalttılar[11]. Son 20 yılda iki ülke arasında artan askeri işbirliğine rağmen, ABD’nin yeni stratejik ortak olarak seçtiği Hindistan, BM’deki oylamaların ancak %25’inde ABD ile aynı oyu kullanmaktadır[12]. ABD, Pakistan’ın Keşmir’deki terörist gruplar ile bağını kesmesi için baskı yapıyor ama Hindistan ile arasındaki anlaşmazlıklar konusunda aracı rol üstlenmek istemiyor. Bunun yerine perde arkasında iki ülke arasında diyalogu teşvik etme ve barış için fikirler tavsiye etme gibi bir politika izlemektedir. Burada Hint kaynaklarını sömürmek için arka planda bekleyn küresel sermaye devreye giriyor ve ABD, bilinen söylemleri ile bölgeye sızmaya çalışıyor; ticaret, müşterek ekonomik projeler ve sivil topluma angaje olmak[13]. ABD ülkede zemin kazanmak için klasik demokrasi, serbest pazar ve insan hakları oyununa başvurmaktadır. Serbest pazar ile Hint çiftlikleri, dükkânları ve sanayisi küreselleşme adı altında küresel sermayaye açılmak istenmektedir. Hindistan’ın Çin ile devam eden düşmanlığı ABD ile yakın ilişkilerinin temelidir. Ancak, iktidardaki BJP içinde Çin’e karşı olan milliyetçiler yanında ABD karşıtları da az değildir.

            Hindistan ve Çin’in Soğuk Barışı

            Çok az jeopolitik etkileşim içindeki Çin ve Hindistan, 1962 yılından beri bir savaş yaşamadılar. İki ülke arasında 3.000 km.lik bir kara sınırı olup, Çin 1962’de Keşmir bölgesindeki üç önemli alanı (Şakgam Vadisi, Aksai Çin ve Demçok) işgal etmiştir. Çin, Hindistan’ın kuzey doğusundaki ArunaçalPradeş eyaletinden de önemli miktarda toprak istemektedir. Hindistan’a karşı Pakistan’ı kullanmakta olan Çin, askeri ve ekonomik işbirliği kapsamında bu ülkede askeri varlık bulundurmaktadır. Hindistan, Çin’in Pakistan’daki Gilgit-Baltistan bölgesinde 11.000 kişilik bir kara kuvvetinin olduğunu iddia etmektedir[14]. Çin, Pakistan topraklarını ithalat ve ihracatı için bir köprü olarak kullanmak istemektedir. Bu aynı zamanda Malakka ve Hint okyanusu gibi deniz yollarının by-pass edilmesi imkânı sağlayacaktır. Bunun için Pakistan-Çin sınırındaki Kunjerab Geçiş ve Arap Denizi’ndeki Gwadar Limanı arasında güvenli bir ulaştırma koridoru kurması gereklidir. Ancak güvenlik, iklim ve arazi zorlukları kadar teknolojik ve finansal sorunlar da; Pakistan’ı boydan boya kat edecek bir kara ve demir yolu inşasını engellemektedir. NATO’nun Afganistan’dan ayrılması ve Pakistan’da istikrarın sağlanmasını müteakip bu proje hayat geçebilir. Öte yandan, Çin, yaşamak için etrafındaki denizlere bağımlıdır. Çin henüz ABD’ye karşı koyacak bir deniz gücü kabiliyetine sahip değildir[15]. Çin, uzaya dayalı sistemlerle hem tespit hem de isabet için ateş-kontrol sistemlerini geliştirmek istemektedir. Bu durum iki gücün uzayda uyduları yok etmek için bir çatışmaya girebilecekleri senaryosunu gündeme getirmektedir. Çin, bu yüzden Hint Okyanusu ve Güney Çin Denizi dışında liman kolaylıkları edinmektedir. Pekin, uluslararası izolasyonu aşmak isteyen Myanmar’da ve Pakistan’da limanlar inşa etmeyi planlıyor.Hint Okyanusu’nun kuzeybatı ucundaki Gwadar Limanı Çin deniz unsurları için oldukça önemlidir.

Tablo: Rakamlarla Çin ve Hindistan

Kaynak:RajanMenon: India'sDestiny Dilemma, AtlanticCouncil, (May 15, 2014).

Çin, Kuzey Kore ile oluşturduğu tampon bölge yanında Şangay İşbirliği Örgütü ile hem NATO’nun doğuya uzamasının önünü kesmek, hem de Güney ve Orta Asya’dan kuzeye giden yeni ipek yolunu kontrol altına almak istemektedir[16]. Çin’in iki tampon bölgesinde durum karışıktır. Tibet ve Sincan’da bazı unsurlar Han Çin’i işgaline karşı kararlı bir şekilde direnmektedir. Çin bu bölgelerin kaybının Hindistan’ın Himalayaların kuzeyine çıkmasına veya Sincan’da radikal İslamcı bir rejim doğmasına yol açacağından endişe etmektedir[17]. Tibet’te durum potansiyel olarak daha sıkıntılıdır. Himalayalar ayırdığı sürece Çin ve Hindistan arasında bir savaş çıkması mümkün değildir[18]. Savaş tehlikesi Çin’in büyük bir ordu ile Pakistan’a, Hindistan’ın ise Tibet’e girmesi ile mümkündür. Ancak bu iki olasılıkta oldukça zayıftır. Son 20 yılda Hindistan, Çin’in uzun zamandır müttefiki olan Myanmar’daki cunta ile yakın ilişkiler kurdu. Böylece hem doğal gaz için başka bir kaynak buldu hem de Çin ile yeni bir rekabet alanı. Vietnam ile enerji işbirliğine giderek Güney Çin Denizi’ndeki Çin etki sahasına da nüfuz etmiş oldu. Hindistan Tayland, Singapur ve Malezya gibi Güneydoğu Asya ülkeleri ile de ekonomik bağlar kurarak ASEAN içinde Çin’e karşı denge oluşturdu. Çin’e karşı aynı dengeyi Japonya ile birlikte sağlamaktadır. İki ülke ABD ile birlikte Güney Çin Denizi’nde bir köprübaşı tutmaya çalışmaktadır. 2008 yılında güvenlik işbirliği için müşterek deklarasyon yayınlayan Hindistan ve Japonya, 2012’de ortak ilk deniz tatbikatlarını yaptılar. Şimdi de dış işleri ve savunma bakanlarının katıldığı “2+2” diyalog mekanizmasını kurdular. Ocak 2014’de Japonya başbakanı AbeŞinzo, Delhi’de Birinci Dünya Savaşı ve Üçüncü Anglo-Hint savaşında ölen Hintlilerin anısına düzenlenen resmi geçitte Hint nükleer başlıklı füzelerini selamladı. ABD, Hindistan’ı her yıl Malabar deniz tatbikatlarına katarak, çemberi içinde tutmaya çalışıyor.  ABD-Hindistan-Japonya arasında üçlü savunma işbirliği anlaşması bulunmaktadır. Hindistan, ABD’den C-17, P-8 ve C-130 uçakları, Japonya’dan ShinMaywa US-2 amifbi uçağı almak istiyor[19].

Hindistan ise hâlihazırda “Doğuya Bak” politikası izlemekte, Güneydoğu Asya ülkeleri ile ortaklıklarını geliştirirken, Delhi ve Tokyo’nun yakınlaşması Pekin’i endişelendirmektedir[20]. Hint-Pasifik bölgesinde Hindistan-Japonya ittifakının resmileşmesi güç dengesini değiştirmek için Çin’i yeni yollar bulmaya itebilir. Çinli stratejistler, Hindistan’ın Andaman ve Nicobar adalarını, Malakka boğazını kontrol eden “demir zincir” olarak adlandırmakta, bu yüzden Hint Okyanusu’nda gittikçe artan sayıda devriye bulundurmaktadırlar. Delhi-Tokyo ittifakına karşı Çin, uzun süredir müttefiki olan Pakistan ile denge sağlayabilir ya da Güneydoğu Asya ülkelerine limanlarını Amerikan savaş gemilerine açmamaları için ekonomik baskı yapabilir. Pakistan ise iki ara bir derededir; Çin ile ilişkilerini geliştirse bu ülkenin Afganistan’a daha çok müdahil olması ABD ile karşı karşıya gelmesine neden olur, Hindistan ile ilişkilerini geliştirse Çin ile karşı karşıya gelecektir. ABD’nin Pakistan ile terörle mücadele, nükleer silahlar ve Afganistan gibi konular nedeni ile işi bitmediğinden henüz bir yol ayrımına gitmeyecektir. Amerikayı istemeyen Çin ve Hindistan’ın bu coğrafyada pek çok ortak çıkarı vardır. Bunların başında da iki ülkenin de kendi gelişmelerini sağlamak için istikrar ve ekonomiye olan ihtiyaçları gelmektedir. Ancak bunun için de aralarındaki güvensizliği azaltmaları gerekmektedir. Nitekim Ekim 2013’de Himalayalardaki sınır sorunlarını çözmek için askeri güç kullanmamaya yönelik bir anlaşma imzaladılar. Çin ve Hindistan’ın uluslararası güvenlik ortamına bakışı örtüşmektedir; egemenliğe saygı, müdahalelere karşı olmak ve çok taraflılık. İki ülkenin de ekonomisi büyük ölçüde deniz ulaşım yollarının açık bulunmasına bağlıdır.

Yeni Başbakan Modi ve Hindistan’ın Geleceği

            Obama, Asya’da bir eksen oluşturmak için çalışırken, Asya’nın kendi içinde de yeni ve öngörülemez istikametlerde eksenler ortaya çıkmaktadır. Asya’da yeni bir lider kadrosu oluşmakta; Hindistan’da Modi iktidara gelirken, yeni Çin lideri bir yılını tamamlıyor, Endonezya yeni liderini Temmuz’da seçecek, Pakistan’da Nawaz Şerif ve Japonya’da ŞinzoAbe iki yılını tamamlıyor, Güney Kore başkanı Park Geun-hye ve İran başkanı Hasan Ruhani henüz hükümeti kuruyor, Irak ve Afganistan gibi yeni seçimlerin yapıldığı Bangladeş ve Tayland’da ne olacağı ise belirsiz. Bu liderler içinde en çok ne yapacağı merak edilen, yeni Hindistan başbakanı Modi’ninizleyeceği politikalar özellikle ABD ile ilişkilere yaklaşımı bilinmiyor. Hindistan’da Mart 2014’de yapılan seçimler BaharatiyaJanata Partisi’nin (BJP) zaferi ile sonuçlandı. 2002 yılında Hintli göçmenleri taşıyan tren ateşe verildiğinde güvenlik görevlileri Gujarati’de yaşayan çoğu Müslüman 1000 kadar direnişçiyi öldürmüştü. Yeni başbakan Modi, Gujarat’taki halk isyanına tanık olmuş ve Müslüman karşıtı biri olarak bilinmektedir. ABD ve Avrupa’nın gözünde Modi, iyi bir lider değildir. 2005 yılında ABD, dini özgürlükleri saygı göstermediği gerekçesi ile Modi’nin seyahat vizesini iptal etti. İngiltere ise Modi’ye uyguladığı 10 yıllık yasağı Ekim 2012’de kaldırdı. 2012’de Hint Anayasa Mahkemesi olaylarla ilgili soruşturmaya gerek olmadığı kararını verdi. Modi, meydana gelen katliam ile ilgili özür dilemeyi reddetti. ABD’nin 1.27 milyar nüfusa sahip bir ülkenin başbakanına vizeyi kaldırıp kaldırmayacağı, iki ülke ilişkilerinin gelişimine bağlı olacaktır. Ancak, Modi’nin önceliğinin ABD olmayacağı kesindir.

            NarendraModi’nin başbakan olması ile önümüzdeki dönemde Hindistan-Pakistan ilişkilerinde daha çok gerilim ve askeri tırmanma eğilimi arttı[21]. Hindistan’a yönelik bir büyük terör saldırısının süratle gelişen bir krize dönüşme ihtimali yüksektir. Eski başbakan Manmohan Singh, son birkaç yıldır Pakistan’dan gelen grupların yaptığı saldırıları tolere etmiş, barışı korumak istemişti. Geçen yıl BJP yönetimi, Aralık 2001’de Hint Parlamentosu’na saldırıda bulunan AfzalGuru’nun asılmasını önleyici yasa çıkaran Pakistan Parlamentosu’nu suçlamış ve iki ülke ilişkilerinin azaltılması yanında karşılıklı güven artırıcı tedbirlerin de askıya alınmasını istemişti. Kötü şöhretine karşın Modi, Keşmir’de Vajpayee’nin izlediği politikanın devamından yana olduğunu açıkladı. Vajpayee’nin üç temel prensipi şöyledir; insanlık, demokrasi ve Keşmirlilik. Buradaki Keşmirlilik, etnik kimlik ve Keşmir dili konuşan insanların kültürel değerleri olarak ifade edilmektedir. Önceki Singh hükümetini Pakistan’a karşı çok yumuşak olmakla suçlayan Modi’nin tavrı merakla beklenmektedir. Eğer 2008 yılında Mumbai’de yapılan saldırılarda Modi iktidarda olsa idi, hükümetin büyük bir misillemede bulunması ve diplomatik ilişkileri azaltması beklenirdi. Modi’nin Pakistan ile ilişkilerde izleyeceği politika, terör saldırıları ile Pakistan arasındaki bağı nasıl yorumlayacağına göre belirlenecektir. Bununla beraber Modi’nin öncelikli işi ülke ekonomisinin canlandırılmasıdır. Gujarat eyaletinin başbakanı olarak ekonomik başarısı Modi’nin iş dünyası ve reformcu ekonomik politikaları ile sağlanmıştı. Bu nedenle, yabancı yatırımların kaçmaması için Modi, Pakistan ile ilişkilerinde daha barışçı ve istikrarlı bir politika da izleyebilir.

            Modi, Hitler değil Thatcher olmak eğilimindedir. Modi, önceliğini ülkesine Çin, Japon ve Ortadoğu’lu yatırımcıları çekmeye verecektir. Hint Kongresi’nde Batıda eğitilmiş, laik pek çok elit üye bulunmasına rağmen, Modi “Batılılaşmadan modernleşme”ye inanmaktadır[22]. Modi, Hint milliyetçi sivil toplum örgütü olan RashtriyaSwayamsevakSangh’ın daimi üyesidir ve bu örgüt sağ silahlı gruplar ile bağlantılı olmakla eleştirilmektedir. Seçimler esnasında iyi yönetişim ve ekonomik performans, “tapınak değil tuvalet inşa etmekten” bahseden Modi, Hint değerlerini savunan Hindutva fikrinden oldukça etkilenmiştir. Bu fikir Nehru Gandi’nin laik Hint demokrasisi vizyonuna uzaktır ve ülkedeki 165 milyon Müslüman kadar Müslüman komşuları Pakistan ve Bangladeş’i de endişelendirmektedir.Modi ile ilişkilerin düzelmesi için Batının planı onu reformlara zorlamak, karşılığında yatırım sözü vermektir. Hindistan bu tuzağa 1991-1993’de düşmüş ama Batı daha fazlasını istediğinde orada kalmıştı. ABD’nin beklentisi Hint pazarının rekabete açılması yani küresel sermayenin içeriye dalması, ülkede ne varsa çar çur edilmesidir. Bunun içinde ülkede yolsuzluklar olduğuna ilişkin bir algı yönetimi ile baskı kurulmaya çalışılıyor. Bu baskının ilk hedefi önceki iktidar partisi Hint Ulusal Kongresi’nin lideri ünlü politikacı Sonya Gandi oldu. Modi de dini ve siyasi özgürlükler, daha fazla eşitlik baskısı altında ekonomik reformlara zorlanacaktır.

  Hindistan’ın gelecekte küresel bir güç olacağını işaret eden özellikleri: demokratik siyasi sistemi; finans piyasalarının büyük ve şeffaf oluşu[23], canlı bir borsaya sahip olması; büyüme modelinin Çin’e göre daha sağlıklı ve hızlı olması; Çin’e göre daha zararsız tehlikelerle yüzleşmek zorunda kalma ihtimali; insan merkezli kapitalist büyümesini başarıyla yürütmesi, geçtiğimiz çeyrek yüzyılda GSMH’sını ikiye katlayarak hayat standartlarını yükseltmesi; İngiliz temelli bir hukuk sistemine, geniş bir İngilizce konuşan orta sınıfa ve sahip olması; ABD tarafından nükleer silahlılar kulübüne kabul edilmesi; dünyayla rekabet eden bir enformasyon teknolojisi sektörüne sahip olması; demografik yapısı, Çin’den daha iyi müesseselere sahip olması; politikalarını ve yatırım performansını geliştirme hususunda istekli olması; pazar ve piyasa reformu konusunda elit bir konsensüse sahip olması; bankacılık sisteminin sermaye piyasalarının sessiz ve sorunsuz bir şekilde çalışıyor olması, üretim ve hizmet avantajlarına sahip olması, fiziki alt yapı gelişmesi, özel mülkiyet haklarının geliştirilmesidir. Hindistan, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen; alt yapı sisteminin gelişen ekonominin ihtiyaçlarını karşılayamayacak olması, gerekli elektrik ihtiyacının karşılanmasında sıkıntıların bulunması, limanların kapasitesinin yetersiz olması, vasıflı insan gücü açığının olması, ulaşım ağının yeterli olmaması gibi problemlerle karşı karşıyadır. Hindistan da enerji yönünden dışa bağımlıdır ve bu bağımlılığı artmaktadır. Jeopolitik olarak bu bağımlılığı dengeleyebilecek avantajlara sahip olmakla beraber kısa vadede etkin bir güç konumuna gelmesi beklenmemektedir.

  Sonuç

            Asya-Pasifik bölgesinde sürekli değişim gösteren gelişmeler için “Soğuk Savaş” yerine “Serin Savaş” ya da “Soğuk Barış” tanımlamaları kullanılmaktadır. Hepsi de yoğun şekilde Çin ile ekonomik ilişki içinde olan ABD, Japonya ve Hindistan, diğer yandan bu ülkeye karşı arayışlar içindedirler. Bununla beraber Hindistan, geleneksel “stratejik özerklik” ve “bağlantısızlık” politikasını devam ettirmek istemektedir. Türkiye’nin küresel güç olma, büyük güçlere dayanmadan tam bağımsız ve egemen politikalar izleme yolunda Hindistan öğreneceği çok şey vardır. Artık 21. yüzyıldayız ve salt güvenlik değil çıkar odaklı bir anlayışla komşu coğrafyaları yeniden düşünmek ve sadece tehditlere değil, fırsatlara da odaklanmak zorundayız. Büyüyen ekonomisi, geniş pazarı, askeri gücü, uzay ve bilişim teknolojisindeki üstünlüğü, sahip olduğu zengin insan kaynağı, köklü tarihi ve kültür mirasıyla küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Hindistan’ı tanımak, anlamak, ulusal ve bölgesel seviyede ülkelerin çıkarına olan ortak işbirliği alanları yaratmak zorundayız. Türkiye ile Hindistan arasında da uzun dönemli “stratejik işbirliği” geliştirilmesi sadece iki ülkenin çıkarlarına değil, bölge barışı ve refahı için de önemli katkılar sağlayacaktır. Bu makaleyi ünlü Hintli düşünür, ajan olduğu sanısı ile ABD hapishanelerinde eziyet çeken Osho’nun sözleri ile bitirelim; “İlişki kuracaksın ama muhtaç olmayacaksın; seveceksin ama sevgin bir ihtiyaç olmayacak. Seveceksin ama sahip çıkmayacaksın; seveceksin ama kıskanmayacaksın. Ve sevgi, içinde kıskançlık olmadığı, sahip çıkma olmadığı zaman sevgidir.”


[1]Suat İlhan: Türk Olmak Zordur, Kimliğimizin Kaynakları, Alfa Yayınları, (İstanbul, 2009), s.630-631.

[2]Bu büyük bilim insanları arasında; İmam-ı Rabbani, Muhammed Ma’sumFaruki, Ubeydullah-ı Ahrar, Muhammed Zahid, Derviş Muhammed, Muhammed Baki-billâh, Nur Muhammed Bedevani, Mazhar-ı Can-ı Canan, Senaullah-ı Dehlevi, Abdullah-ı Dehlevi, Abdülhak Dehlevi, Abdülaziz Dehlevi, MuinüddinÇeşti sayılabilir.

[3]India Country Profile: http://www.indexmundi.com/india/

[4]Stratfor: TheGeopolitics of India: A Shifting, Self-Contained World, (Dec. 16, 2008).

[5]Sihizm, Hinduların kast sistemine bir tepki olarak ortaya çıkmış ve bundan beş asır önce Hinduizm ve İslam dinlerinin en iyi özelliklerini bir araya getirme fikrinden doğmuştur. Sihlerde kast yoktur, dul kadınların yakılması, içki ve tütün kullanılması ise kesinlikle yasaktır. Sihler makas ve jilet kullanmıyorlar, sakallarını örüyorlar, saçlarını kesmiyorlar.

[6]Anıl Çeçen: Avrasya’da Dünya Hegemonya Kavgası, Avrasya’da Dünya, (2004), s.256-257.

[7]Robert S. Chase, EmilyHill, Paul M. Kennedy: ThePivotalStates: A New Framework for U.S. Policy in theDeveloping World, W. W. Norton &Company, (1998), s.112.

[8]VivekRaghuvanshi: M. MangapatiPallamRajuiMinister of StateforDefence, India, Defense News, (7 March 2011).

[9]George Frieman: ABD’nin Gizli Savaşı, Pegasus Yayınları, (İstanbul, 2014), s.226-227.

[10]Haktan Birsel: Tarih Boyunca Avrasya Dinamikleri Ekseninde Türkiye Jeopolitiği, IQ Kültür Sanat ve Yayıncılık, (İstanbul, 2006), s.133-135.

[11]SeemaSirohi: Nannygate: U.S.-IndiaRelationsRocked, Times of India, (December 24, 2013).

[12]Adam Mountand I argued in thesepages in 2009 (“TheAutonomyRule,” Issue #12).

[13]Lisa Curtis: Indiaand Pakistan Under Modi, Heritage Foundation, (April 2, 2014).

[14]Strafor: China, India: Competition in theIndian Ocean, (April 3, 2012).

[15]George Friedman: TheState of the World: AssessingChina'sStrategy, Stratfor, (March 6, 2012).

[16]SethMandel& Christina Lin: NATO’s New Neighbors, China, Russia, andthe Return of Spheres of Influence, Stratfor, (May 17, 2012).

[17]George Friedman: TheState of the World: AssessingChina'sStrategy, Stratfor, (March 6, 2012).

[18]Charles Kupchan: Grand Strategy: TheFourPillars of theFuture, Issue: 23, Winter 2012.

[19]DhruvaJaishankar. A FineBalance: India, Japan andthe United States,American Enterprise Institute, (January 24, 2014).

[20]Jan Hornat: Say No to a Balance of Power in Asia, Institute of International Relations, Prague, (March 31, 2014).

[21]Lisa Curtis: Indiaand Pakistan Under Modi, Heritage Foundation, (April 2, 2014).

[22]Kevin A. Lees: A Modi Win: A Lossfor U.S.-IndianTies? Suffragio,  (May 16, 2014).

[23]Barton M. Biggs: Hindistan Çin’in Yerini Alacak, Çev: A. Kubilay, “Çin ve Hindistan: Avantajlar-Dezavantajlar, Hindistan Çin’den Rol Çalar mı?”, Stratejik Analiz Dergisi, Sayı: 69, (15 Ocak 2007), s.51. 

Bu yazı 5621 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı