Hoşgeldiniz; Bugün 24 Nisan 2018 Salı
Amerika Araştırmaları Merkezi|24 Aralık 2017 Pazar

Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin Şifreleri ve Türkiye

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

 

Önce biraz Trump'ın güvenlik stratejisinin Türkiye'de gündeme girişi ve ele alınışıyla ilgili bir şeyler söyleyelim. Görünen o ki Türkiye ve özelinde strateji uzmanları (!)  Amerika'yı yeniden keşfetti.. Sanki ABD'de ilk defa bir ulusal güvenlik strateji dokümanı yayınlanıyormuş gibi Türkiye'de herkes bir anda strateji uzman kesildi ve Trump'ın stratejisini televizyonlarda gazetelerde değerlendiriyor. Halbuki önceki Amerikan başkanları örneğin Bush da, Obama da ulusal güvenlik strateji dokümanlarını yayımladılar. Çünkü bu başkanlara Kongre tarafından verilen yasal bir görev. Bizler önceki Amerikan güvenlik strateji  dokümanlarını derinlemesine inceleyip alınması gereken derslere ilişkin uyarı yazılarımızı yazarken Türkiye'de ne medyada  ne de akademik dünyada o dokümanlarla ilgili haber yorum sayısının bir elin parmak sayısını bulmadığını görüyoruz. Ama bugünlerde "strateji nedir, strateji dokümanı nasıl yazılır, geçmişteki Başkanlar neler yazmışlar" bakmadan bilmeden Trump'ın stratejisini değerlendirenleri görünce şaşırmamak elde değil.

Eğer Türk siyasetçilerin Trump ile de kişiselleşen karşılıklı atışmaları suçlamaları, YPG'ye silah yardımı ve Kudüs konuları gündemde olmasaydı Türkiye'deki uzmanlar ve basın halen ABD başkanlarının strateji dokümanı yayımladıklarından haberi bile olmayacaktı.  Halbuki Amerikan ulusal güvenlik stratejisi "Amerikan stratejiler hiyerarşisi"nde en tepedeki dokümandır ve ABD'nin iç ve özellikle tüm dış politikalarına, stratejilerine yön veren tek belgedir. Dün de öyleydi bugünde öyle..

Peki ABD başkanlarının güvenlik stratejileri çok mu önemli? İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan küresel düzenin başında bulunan tek süper gücün (ki dünya tek kutuplu düzenden çok kutupluluğa kaymaktadır)  yayımladığı, dünyayı nasıl gördüğünü, ne yapmak istediğini anlattığı bir dokümansa, elbette önemli.

Dokümanın önemli olduğunu ifade etmek, anlamaya çalışmak orada yazılanları desteklemek anlamına gelmemeli. Bölgemizdeki gelişmelerde ABD'nin Türkiye'ye karşı aldığı pozisyonlara, Türkiye-ABD arasında yaşanan krizlere (YPG'ye silah yardımı, FTÖ'nün iade edilmemesi, Sarraf davası, vize yasağı, Kudüs kararı vs) bakıldığında Türk hükümetinin ve sokaktaki vatandaşın Trump yönetimini desteklemesi, sıcak bakması zaten mümkün değildir. Bu durum aynı zamanda ABD ile karşı cephelerde çatışma halinde olduğumuzun açık resmidir. Askeri stratejist Sun Tzu'nun ikibin beşyüz yıl önce "Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin" demiştir. Bu temel stratejik ilkeden hareket edersek,  ABD'yi tanımak / anlamak için ABD'nin içeride dışarıda ne yaptığını, ne yapacağını, ne düşündüğünü, dünyayı nasıl gördüğünü, neler öngördüğünü ifade ettiği ya da ifade etmeye çalışmak gereklidir. Bunun için de bu güvenlik stratejisinin anlaşılması önemlidir ve gereklidir. Ama doğru anlaşılması önemlidir, Trump'a kızgınlık yüzünden herşeyi olduğundan farklı ele almak, yorumlamak doğru değildir. Gerçekleri ve doğruları tanımaz, göremez ve kavrayamazsanız kandırılırsınız ve yanlış kararlar verirsiniz. Diğer taraftan alınacak dersler bağlamında da bu dokümanın iyi değerlendirilmesinde fayda vardır.

Trump'ın ulusal güvenlik stratejisi... Batı Yakasında Değişen Bir Şey Yok!

Bu dokümanın gerçek anlamda incelenmesi, analiz edilmesi daha uzun sayfalar gerektirecektir, biz onu kendi iç çalışmalarımızda, çalıştaylarımızda zaten yapıyoruz yapacağız ama biz bu yazıda Trump'ı anlamaya, önceki başkanlarla arasındaki nüansları, ton farklılıklarını kavramaya ve Türkiye açısından alınması gereken dersleri tespit edip özet olarak ifade etmeye çalışacağız.

Her ne kadar yukarıda belirttiğim gibi konuyu ilk defa ele alanlar ilklerden ve olmayan şeylerin varlığından söz etse de aslında tam da  "Batı yakasında değişen bir şey yok" sözünü teyit eden strateji dokümanından bahsediyoruz. Peki nüanslar, vurgulamalarda ton farklılıkları yok mu tabi ki var, onu da burada belirteceğiz.

Çünkü baktığınızda, Trump'ın strateji dokümanının, önceki Amerikan başkanlarının kullandığı kelimelerinden tonu farklı da olsa, vurguladığı öncelikler,  ilkeler, stratejinin dayandırıldığı ana sütunlar, tehditler ve çözüm yöntemleri hemen hemen aynıdır, ancak konjonktürel eklemeler ve çıkarmalar olmuş, bazı kavramlar başka kelimelerle ifade edilmiştir.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki Trump'ın strateji dokümanı önceki başkanların strateji dokümanlarına göre daha derli topludur ve bir stratejinin dayandığı üç ana unsurun (zaman, mekan , kuvvet) cevaplarını ortaya koymaktadır.  Tabi bu şekli açıdan. İçeriği, öncelikleri, tehdit değerlendirmesi, çözüm yöntemleri doğru mu konusu ayrıdır. Zaten özellikle ABD'deki uzmanlar bu konuda tartışmalarını sürdürmektedir. Çin, Rusya, İran gibi ülkeler de dokümanı kendileri açısından değerlendirmişler Trump'ın dokümanındaki özellikle kendilerine yönelik tespitlere ve çözümlere katılmadıklarını açıklamışlardır. Tabi bu arada önemli olan bu dokümanın sahibinin neden böyle yazıp düşündüğünü anlayıp kavramak ve ona göre kendi politika ve stratejilerimizi gözden geçirebilmektir.  Trump'a kızgınlıktan dolayı sadece onu eleştirmeye yönelik bir incelemenin enerjimizi ve odaklanmamızı dağıtacağını düşünüyorum.

- Amerikan halkını, Anayurdu, Amerikan hayat tarzını korumak

Turmp yönetiminin önceki başkanlardan farklı olarak ifade ettiği husus ABD'yi müttefiklerinden ayrı tutması, yani ABD'yi öne koymasıdır. Önceki başkanlar herhangi bir saldırı, örneğin Kuzey Kore'nin füze saldırısını bir numaralı tehdit olarak belirtirken bunun ABD ve müttefiklerine yönelik olabileceğinden hareketle ABD ve müttefiklerinin güvenliğini ilk sıraya alırken, Trump her ne kadar müttefiklerinin güvenliğine desteği ve NATO'nun kolektif savunma ilkesine bağlılığını metnin satırları arasına koymuş olsa da, ana ifadelerinde  sadece  ve ilk önce ABD'nin güvenliğinden bahsetmektedir. Bunun da seçim sloganı olan ve halen de kullandığı "Önce Amerika" söyleminin yansıması olduğunu görmeliyiz. 

Trump'ın dikkat çeken bir ilavesi de sınır güvenliği/göç ile ilgilidir.  Nitekim Trump'ın sınır güvenliği ve yasa dışı göç veya mülteci/sığınmacı konusunu strateji dokümanına eklediğini ve hatta önceliklendirmesinde en öne koyduğunu görüyoruz. Uluslararası güvenlik risk ve tehdit çalışmalarını inceleyen takip eden birisi olarak bunun doğru ve yerinde olduğunu söylemeliyim. Çünkü uluslararası güvenlik tehdit ve risk endekslerinde göç/mülteci konusu özellikle Suriye savaşıyla birlikte öncelikli tehditler arasında değerlendirilmektedir. Anlaşılan o ki Trump yönetimi doğrudan Suriye'de olmasa da, yasadışı yollarla Meksika sınırdan geçenlerle değişik nedenlerle Ortadoğu ve Afrika'dan sığınma/mültecilik arayışı içinde olanlar bağlamında ABD için de aynı kaygıyı taşımaktadır ve güvenlik stratejisine dahil etmiştir. Hem "önce Amerika" vurgusu hem de "sınır güvenliği ve göç/mülteci" konusu Trump'ın stratejisindeki dört temel sütunun birincisinin içine yerleştirilmiştir.

Türkiye açısından da aslında, yasadışı göç ve sığınmacı/mülteci akını günümüzde terörden sonraki en büyük milli güvenlik sorunudur. Resmi rakamlarla dört buçuk milyon gerçekte beş milyondan fazla mülteci/göçmen barındıran, son dönemde her yıl beşyüz bin civarında yasadışı geçiş yapanları sınırlarında yakalayan Türkiye için bu böyle görülmelidir. Etkisi ve sonuçları orta ve uzun vadede çıkacak bu tehdit algılaması Türkiye'nin hazırlayacağı bir güvenlik stratejisinde de mutlaka yer almalıdır. Akşamdan sabaha olumsuz etkisini yaşamadık diye görmezden gelinecek bir konu değildir. Strateji dokümanları da zaten bunun için çalışılır ve hazırlanır.

Dolayısıyla bu konu bağlamında Türkiye açısından alınacak ders olduğunu da söylemeliyiz. Bizim özellikle Irak ve Suriye sınırlarımızdaki yasadışı mülteci/sığınmacı geçişleri ile terörist geçişleri, Yunan işgalinde olan Ege'de adlarımızın durumunu vs dikkate aldığımda Trump'ın güvenlik strateji dokümanı açıklamasından çıkaracağımız en önemli ders Trump'ın şu sözlerinde yer bulmuş gibi gözüküyor:  Sınırlarımızı koruyamazsak ülkemizi koruyamayız. Sınırları olmayan bir ulus, ulus değildir.

- Amerikan refahının artırılması

Trump'ın stratejisini dayandırdığı diğer bir sütun da "Amerikan refahının artırılması"dır. Bunun esas unsuru da ekonominin güçlendirilmesidir. Bunun için de ülkede üretimin artırılması, uluslararası ticaretin geliştirilmesi ve artırılması hedef olarak yazılmıştır. Böylece ekonomi milli güç unsurlarından biri olmasının yanısıra stratejinin temel sütunlarından biri olarak da ele alınmaktadır.  Trump ekonomi konusunun önemine dikkat çekmek üzere muhtemelen küresel ölçekte yaşanan krizlerin yarattığı olumsuzlukları vurgulamak adına "ekonomik tehdit"ten bahsetmesi dikkat çekicidir. Bu kavramın kullanılmasıyla önceki başkanların strateji dokümanlarda ekonominin önemine yapılan vurgulamalardan farklılık gösterdiğini söyleyebiliriz.

- Kuvvet Vasıtasıyla Barışın Korunması

Trump'ın stratejisini dayandırdığı dört sütundan Türkiye'de en çok tartışılanı "Kuvvet Üzerinden / Vasıtasıyla Barışın Korunması (Preserve Peace Through Strenght)" ifadesi. Bu cümle Türkçe'ye "güç kullanarak barışın korunması" şeklinde çevrilip yorumlar yapılmaya başlanınca konu başka bir yöne kaymış,  yanlış çıkarımlar yapılmasına neden olmuş, ifade salt askeri kuvvet kullanımına indirgenmiştir.

Strateji dokümanını okuduğunuzda Trump'ın İngilizcedeki "power" kelimesini kullanmadığını ve güç kullanarak barışı sağlayacağız demediğini görmeliyiz. Tabi ki metinde askeri güç kullanmaktan bahsetmektedir, ancak bunu gerekirse gerektiğinde kullanmak şeklinde ifade etmiştir. Bu başlık altındaki metinde geçen ifadelere bakıldığında askeri gücün yanında bilgi, diplomatik, siyasi, ekonomik güç gibi milli güç unsurlarının kuvvetlendirilmesi ve topyekün güçlü bir devlet olarak tehditlere karşı caydırıcı olunmasından bahsedildiğini görüyoruz.

Milli gücün kullanılmasının ise genellikle askeri gücün kullanılması olarak gerçekleştiği biliniyor. İşte her an kullanıma hazır etkin bir askeri güce sahip olmak dış politikada sonuç almak için mutlak şarttır. Çünkü dış politikanın uygulama alanı olan dış cephede esas olan kuvvettir, kuvvet de ordudur, askerdir. Bu nedenle de strateji dokümanında gerekirse askeri kuvvet kullanırız denilmektedir. Unutmayalım ki en klasik tanımıyla savaş politikanın başka araçlarla devamıdır. Ancak bu askeri gücün ilk tedbir olarak ele alınmasını gerektirmemektedir. Bununla birlikte ABD'nin geçmiş politika uygulamalarına bakıldığında askeri seçeneğin özensiz kullanılmış olması Trump'ın yazdığı "gerekirse" kelimesine olan inandırıcılığı tabi ki zayıflatmaktadır.

- Amerikan etkisinin / nüfuzunun geliştirilmesi

Trump'ın stratejinin dördüncü sütununu Amerikan etkisinin ya da nüfuzunun geliştirilmesi oluşturmaktadır. Aslında benzer kavram önceki başkanların strateji dokümanlarında da vardı. Örneğin, Bush ve Obama Amerikan liderliğinin sorgulanmaz, yıkılamaz, vazgeçilemez olduğunu iddia edip dünyanın geri kalan kısmının Amerikan liderliğine uyması gerektiğini belirtiyorlardı. Bush çok sert tehdit içeren sözlerle ve yarıştıran bir dille ya bizdensiniz ya da değilsiniz, bizden olmayanların hayat şansı tanımayacağız anlamına gelen, İran'ı hedefe koyup Müslümanlara yönelik Haçlı savaşlarından bahseden bir yaklaşımı yansıtmıştı. Oba ise İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan yeni dünya düzeninin Amerikanın düzeni olduğunu, bu düzenin kurullarına uyulması gerektiğini belirtip 21. Yüzyıldaki düzenin de Amerikan düzeni olacağını, bunu kimseye bırakmayacaklarını, buna uymayanların da izole edileceğini ifade ediyor, bu bağlamda da İran'ı işaret ediyordu.

Trump ise Amerikan düzeninden ziyade Amerika'nın liderliğini yaptığı "değerler"den bahsedip, bu değerlerin benimsenmesi gerektiğinden bahsediyor. Bu değerler çerçevesinde hareket etmeyenlere yardım edilmeyeceği, işbirliği yapılmayacağı tehdidinde bulunuyor. Değerleri benimseyen hazmeden biat edenler çoğaldıkça Amerika'nın dünya genelindeki etkisinin artacağı düşünülüyor.

Tehditler

Trump'ın açıkladığı stratejinin uygulanacağı tehditler listesi ise önceki başkanlarınkinden hiç de farklı değil. Ton ve sırlama farkı var. Trump değerlere uymayanlardan bahsederken de İran'ı, Kuzey Kore'yi hedef listesinde ilk sıraya koyup İslami ideolojiyi destekleyenleri de tehdit hedef grubu arasında sayıyor. Rusya ve Çin'i ise "rakip ve revizyonist" güçler olarak tanımlıyor. Sanki tehdit listesinde yer vermemiş gibi gözükse de satır aralarında Rusya'nın askeri alandaki Çin'in ise ekonomik alandaki uygulamalarıyla, projeleriyle, ilişki ağlarıyla ABD'ye tehdit oluşturduklarını da net olarak ifade ediyor.

Önceki başkanlar tehdit sıralamasında önce Kuzey Kore'den gelebilecek bir füze saldırısını ve sonrasında İran'ın artan askeri yetenekleri nedeniyle ABD ve müttefiklerinin çıkarlarına tehdit oluşturması ilk başta yer verirken Trump'ın sıralamadan ziyade tehditlerin özelliklerini ortaya koyup ona göre stratejiler belirlemeye çalıştığını söyleyebiliriz. Bu durum bazı uzmanlarca Trump'ın değerlendirmelerinin ve tehdit algılamasının net olmadığı, ne yapmak istediğini bilmediği şeklinde eleştirilmiştir.

Üç ayrı bölge, üç ayrı strateji

Uzmanların ifade ettiği bazı belirsizlik ve muğlaklıkların Trump'ın stratejisinde olduğunu biz de söyleyebiliriz. Bununla birlikte stratejisini dayandırdığı temel ilkelere yani sütunlar ve tehdit değerlendirmesi sonucunda üç ayrı bölgede üç ayrı stratejiyi hayata geçirmek istediğini de görmeliyiz.

- Rusya ile yeniden soğuk savaş stratejisi

Rusya'nın özellikle Irak'ın işgaliyle artan petrol fiyatlarının da etkisiyle ekonomisindeki hızlı değişim askeri projelerine de yansımış, Rusya yeniden ABD/NATO'yu rahatsız edecek askeri yapılanma ve konuşlanmalara girişmiştir. Gürcistan savaşı ile başlayan bu durum Kırım'ın ilhakı ile devam etmiş, 2015'te Suriye'ye müdahalesiyle zirve yapmıştır. Rus savunma bakanının açıklamasına göre Rusya Suriye'de 215 yeni silah denemiştir. Kırım'dan sonra Ukrayna'nın doğusunda kontrol ettiği milis güçler vardır. Kutup bölgesinde Rusya'nın batı sınırlarında askeri konuşlanmasını yoğunlaştırmıştır.

ABD Obama döneminden başlayarak Rusya'nın bu hamlelerine karşılık vermeye başlamış, Kuzey Avrupa'dan Karadeniz'e kadar olan bölgede karşı askeri yığınaklanmalarla cevap vermeye başlamıştır. Obama'nın son yılında verdiği kararla, uygulaması Trump dönemine kalan askeri yığınaklanmayla ABD'nin Avrupa'daki askeri gücü Soğuk Savaş döneminin bile ötesine geçmiştir. İlk başlarda NATO aleyhide konuşan, Rusya'nın tehdit olmadığını ifade eden Trump'ın NATO'yu destekleyen, beşinci maddesine bağlılığını yineleyen açıklamalarıyla  Amerikan devlet politikasına paralel bir anlayışa gelmiş, Avrupa'daki ABD askeri yığınaklanmasının devamını sağlamıştır.

Strateji dokümanında Rusya'nın söz konusu askeri faaliyetlerinin yanında "Rusya'nın ABD ile müttefiklerinin / ortalarının arasını açıyor, onları bölüyor" ifadesinin strateji dokümanında yer alması dikkat çekicidir. Bu ifadenin S-400 satışı ve Suriye'deki işbirlikleri nedeniyle Türkiye'yi de hedef aldığını söylemek hiç de abartı olmayacaktır.

Bütün bu karşılıklı askeri yığınaklanma suçlamaları, sınır hava sahası ihlalleri, geniş katılımlı sıklaşan tatbikatlar Avrupa'da Rusya'ya karşı yeni bir Soğuk Savaş stratejisinin hayata geçirilmek istendiğinin göstergesidir.

- Asya-Pasifik'te Çin ile ekonomik savaş stratejisi

Çin önceki Amerikan başkanlarınca da tehdit potansiyeli gösteren güç olarak algılanmıştır. Çin'in Pasifik'te değişik sebeplerle Amerikan ortaklarıyla sıcak çatışmaya girme ihtimali Amerikan çıkarlarına tehdit olarak algılanmıştır. Ayrıca Güney Çin Denizinde hakimiyet mücadelesi de ekonomik tabanlı bir ABD-Çin mücadelesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Çin'in küresel anlamada askeri faaliyetleri olmamakla birlikte ekonomik işbirliği bağlamında Avrupa'dan Afrika'ya Ortadoğu'dan Asya'ya geniş bir ağ kurduğu, bu ülkelerle işbirliği ve dayanışma ağını güçlendirdiği görülmektedir. İşte bu durum Trump yönetimince ekonomik tehdit olarak algılanmakta, Çin'in önce ekonomik sonra askeri alanda ABD'ye meydan okuyacağı öngörülmektedir.

Bu durum Trump yönetimine Çin ile askeri alandan çok ekonomik alanda bir mücadele hatta savaşın içine girmesi gerektiğini düşündürmektedir. Bu nedenle Trump'ın bu stratejisiyle Çin'e karşı bir ekonomik savaş stratejisini uygulamak istediğini söyleyebiliriz.

Asya-Pasifik'teki diğer bir tehdit noktası olan Kuzey Kore'ye karşı ise ekonomik savaş stratejisi yaptırımlarla kendini gösterirken Trump beklenmedik bir anda Kuzey Kore konusunu askeri yöntemlerle çözme hamlesi gösterebileceği de gözden kaçırılmamalıdır. Ancak Trump iş bu aşamaya gelmeden ekonomisi yüzde 93 oranında Çin'e bağımlı olan Kuzey Kore'nin bertaraf edilmesi için Çin'in devreye girmesini istediği de bilinmektedir.

- Ortadoğu'da sıcak çatışma ve savaş stratejisi

Trump'ın tehdit değerlendirmesinde terör tehdidini ortaya koyarken El Kaide yanında IŞİD'i de eklediğini görüyoruz. Tabi bunu yaparken bu terör örgütlerinin ortaya çıkmasında sebepler olarak Bush'un kullandığı ama Obama'nı nispeten kaçındığı İslami terör örgütleri, radikal İslami ideoloji, İslami aşırıcı terör grupları tanımlamalarını kullandığını, İslam diniyle terörü aşırlıkçı görüşleri yanyana getirmekten çekinmediğini görüyoruz.

Burada terör örgütlerini hedefe koyarken aşırılıkçı İslami ideolojiye ve terör örgütlerine, İslami gruplara destek veren ülkeleri de hedef olabilecekleri şeklinde uyarmakta, onları yalnızlaştırmakla, ortaklık ve işbirliği ittifaklarına almamakla  tehdit etmektedir.

Bu çerçevede İran terörü destekleyen baş aktör olarak gösterilmekte, İran karşıtı oluşumu desteklemektedir. Bütün bunları da adını vermediği ancak S.Arabistan liderliğinde kurulmakta olan İslam ittifakı ve İslam ordusunu destekleyerek yapacağını, bu bağlamda yine S.Arabistan liderliğindeki Körfez İşbirliği Konseyinin rol alabileceğini de belirtmektedir. Mısır'ı da ismen sayarak bu oluşumların öncü aktörü olarak sunmaktadır. Katar krizi ve Kudüs bağlamındaki gelişmeleri de bu bağlamda ele almak ve S.Arabistan/İsrail güdümünde S.Arabistan liderliğinde oluşan İran karşıtı Sünni İslam ittifakının oluşumunu da bunun somut göstergesi olarak görmek gerekir.

ABD'nin Körfez ülkelerine artan silah satışı, IŞİD Irak ve Suriye'de yenildi denilmesine rağmen Ortadoğu coğrafyasındaki aran Amerikan askeri varlığı, S.Arabistan/BAE/Bahreyn ekseninden gelen İran'a karşı askeri karşılık tehditleri bölgede sıcak çatışmayı öngören bir savaş stratejisinin Trump'ın stratejisinde yer aldığını göstermektedir.

Trump'ın stratejisinde Türkiye'nin yeri

Trump'ın strateji metni incelendiğinde Türkiye'nin adının geçmediğini görüyoruz. Bunun iyi bir şey mi kötü bir şey mi olduğunun değerlendirmesini lşu tespitlerden sonra okuyuculara bırakalım.

Trump stratejisinde bölgesel stratejik değerlendirmeler yaparken IŞİD'in Avrupa'da saldırı yaptığı ortaklarını sayarken Belçika, İspanya, Fransa, Almanya, İngiltere'yi ismen belirtirken Türkiye'yi saymamış, milyonlarca (?) mültecinin terör yüzünden Avrupa'ya kaçtığını söylerken 4 milyon Suriyelinin bulunduğu Türkiye'den yine bahsetmemiştir.

Yine Avrupa'ya yönelik füze tehdidinden bahsederken İran'ı bir numaralı hedef gösterirken İran'ın hemen yanıbaşındaki Türkiye'den bahsetmemiş, İran'ın füze tehditlerine karşı kurulan Füze kakanı projesinin bir parçası olan radarın Kürecik'te yerleştirildiğini yok sayarak Türkiye'den bahsetmemiştir.

Rusya'nın ABD ile NATO müttefiklerini ve ortaklarının arasını bozduğunu, böldüğünü söylerken Türkiye'yi ima etmesine rağmen adını söylememiştir.

Peki bütün bunlara rağmen Türkiye gerçekten Trump'ın stratejisinde Türkiye yer almamış mıdır?

Bunun cevabı ise Trump'ın ulusla güvenlik stratejisini hazırlayan ekibin başında olan ulusal güvenlik danışmanı Korg. McMaster'ın strateji dokümanı açıklamasından 3 gün önce yapığı açıklamalarda.

McMaster o açıklamasında doğrudan AKP hükümetini hedef almış, Müslüman Kardeşlerin Türkiye modeli olarak göstermiş ve Türkiye'yi Batı'dan uzaklaştırmakla suçlamıştı. Türkiye buna tepki gösterince beyaz saray Ulusal güvenlik danışmanlığından gelen açıklamada ABD'nin Türkiye ile stratejik ortaklık hedefine bağlı olduğu belirtiliyor, McMaster'ın ilk açıklamasını yalanlayan hiçbir ifadeye yer verilmiyor, aksine mevcut iktidarla işbirliği yapamıyoruz, işbirliği için fırsat kolluyoruz denmişti. Bundan hemen sonra bizzat McMaster imzasıyla bir açıklama daha yayınlamış bunda ise bu sefer hiç AKP hükümetinden bahsetmeden  AKP öncesindeki Türkiye Cumhuriyetini tarif emişti.

Yani McMaster ya da beyaz cephesinde hiçbir geri adım söz konusu değildi, McMaster'ın Türkiye'ye yönelik olarak ilk açıklaması, konferansta söylediği ağır sözler değerlendirmeler halen geçerliydi.

Hal böyle olunca Trump'ın güvenlik strateji dokümanını McMaster'ın bu açıklamalarından ayrı değerlendirmek mümkün değildir. ABD yönetiminin aklındaki her şeyi, planlarının detaylarını tek bir strateji dokümanına dahil etmesi fiziken mümkün olmadığı gibi, stratejinin yayımlanması uygun olmayan  gizli / özel kalması gereken bölümler olacağı düşünüldüğünde de McMaster'ın Türkiye açıklamaları daha da önem kazanmaktadır.

Bu bağlamda Türkiye'nin adı strateji dokümanında yer almasa da onlar açısından "kötü" olduğu düşünülen ruhu stratejinin satırları arasında dolaşmaktadır.

Peki bu gelişmeler şaşırtıcı mı? En azından benim açımdan hayır. Amerikan dış politikasını, düvenlik ve askeri stratejilerini, küresel ilişkilerini yakından izleyen irisi olarak ABD'nin Türkiye'yi kendi politika ve strateji dokümanlarından çıkardığını Haziran 2015'te 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü web sitesinde yayımladığımız yazılarla ortaya koymuştuk.  Yani bu süreç önceki başkan Obam döneminde başlamıştı. Daha önceleri Türkiye değerli önemli bir ortak olarak tanımlanıp, Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu'da kritik öneme sahip güçlü bir ülke olarak tanımlanırken 2015'e gelindiğinde Türkiye-ABD ilişkilerin sorunlu olduğu ima edilmeye başlanmış,  Amerikan dış politika ve askeri stratejilerinde yer almaz olduğu görülmüştür.

Sonuç olarak;

Trump çok net olmayan tehdit değerlendirmesi ve bölgesel olarak değişen çoklu bir strateji dokümanı ile ortaya çıkmıştır. Trump'ın devlet adamlığı tecrübesinin olmaması ve karar alma mekanizmasını işadamı mantığıyla yürütmesi kaliteli ve doğru karar almasını zorlaştırmaktadır. Bu haliyle bu strateji belgesini gerçekten uygulayabilmesi de soru işaretleriyle doludur. Önceki başkanlarla mukayese edildiğinde de Trump'ın stratejisi "batı yakasında yeni bir şey yok" olarak değerlendirilebilir

Diğer taraftan, Trump gelmeden önce dokümanlarından çıkarılmış olan, işbirliği ortaklık yapılacak nitelikte görülmeyen Türkiye, Trump'ın stratejisinde dokümanda yer almamsının yanında adeta hedef tahtasına oturtulmuş, mücadele edilmesi gereken hedef gruba dahil edilmiştir. ABD ile Türkiye arasında geçmişte de sorunlar yaşanmış, krizler bazen derinleşmiş, ABD Türkiye'ye ambargo bile koymuştur. Ancak hiçbir zaman bu dönemdeki gibi iplerin kopma noktasına hatta karşı cephelerde çatışma pozisyonunda yer almamıştır.  Bu haliyle Türk-Amerikan ilişkilerini solunum cihazına bağlanmış karşı cephelerdeki düşman müttefikler olarak tanımlamak hiç de yanlış olmayacaktır. 

Bu yazı 2155 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı