Hoşgeldiniz; Bugün 23 Mayıs 2017 Salı
Amerika Araştırmaları Merkezi|26 Şubat 2015 Perşembe

Eğit ve Donat Anlaşması ve IŞİD

Özdemir Akbal tarafından yazıldı.

Eğit donat faaliyetleri Amerikan Büyük Elçisi John Bass ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından imzalanan bir mutabakat ile onaylandı. Bu mutabakatın imzalanması;  ABD’nin Esad’ın devrilmesi hedefini revize ederek yerine IŞİD’ın ortadan kaldırılması hedefini koyması neticesi gerçekleşmiştir. ABD için Esad’ın devrilmesinden daha önemli olan konu ise IŞİD’in engellenmesi ve ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla Türk basınında hem IŞİD’a karşı hem de Esad rejimine karşı mücadele olarak tanımlanan programın asıl önceliği IŞİD ortadan kaldırılmasıdır.

Müsteşar İmzalı Mutabakatlar

Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun daha önce de Amerikan Büyükelçisi Riccardone ile imzaladığı bir mutabakat bulunmaktadır. Kürecik Radar İstasyonunun yeniden faal hale gelmesini içeren bu mutabakata da Sinirlioğlu ile birlikte dönemin ABD Büyükelçisi Francis Riccardone imza koymuştur. Bu mutabakat da hem uluslararası siyasette hem de iç siyasette önemli tartışmaları beraberinde getirmiştir. Rusya ve İran Kürecik Radar istasyonunun kendi milli güvenlikleri için bir tehdit olduğunu ifade ederken; iç siyasette de İsrail’e karşı kullanılan sert söylemlere rağmen, radar istasyonunun ABD-İsrail güvenliği için bilgi paylaşımında bulunulduğu ifade edilmiştir. Önce ABD sorumluğunda daha sonra da dönemin NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in bir ziyaretinin ardından ve ABD’nin talimatı ile NATO sorumluğunda faaliyet gösteren radarın, Akdeniz’de ABD, Yunanistan ve İsrail’in katıldığı Noble Dina adlı tatbikatta da bilgi paylaşımında bulunduğu iddia edilmiştir.

Söz konusu dönemde TBMM’de verilen soru önergelerinde Kürecik Radar istasyonunun İsrail ile bilgi paylaşımında bulunup bulunmadığı sorularına net bir cevap verilememiştir. Buna karşın bu soruya yönelik ipucu dönemin NATO Genel Sekreteri Rasmussen Türkiye’ye yaptığı bir ziyaret sırasında “İsrail NATO için bölgenin önemli bir ülkesi ve NATO güvenlikle ilgili elde ettiği bilgileri İsrail ile de paylaşır” şeklindeki açıklamasıyla aslında konuya dair cevabı vermiştir. Müsteşar ve büyükelçi imzalı mutabakat bir kez daha gündeme gelmiştir.

Eğit-Donat Programının Sorunları

Kavram açık bir isme sahip olmasına rağmen aslında oldukça karmaşık sorunları barındırmaktadır. ABD’nin hem Cenevre I hem de Cenevre II görüşmeleri sırasındaki en önemli kaygısı hangi muhaliflerin eğitilerek donatılacağı sorusu olmuştur. Zira, ABD şu anda IŞİD’in etkinliğinin de doğruladığı gibi Cihatçı grupların eline geçebilecek silahların daha sonra kendisi için büyük sorunlara yol açacağını Taliban tecrübesiyle öğrenmiş durumdadır. Ayrıca Suriye’deki muhalefetin pek çok alanda mutabakata varamamış olması da eğit-donat uygulamasında bir başka sorunu oluşturmaktadır. Yani eğit-donat programında ilk aşama olan eğit kısmı bile “ılımlı muhalif” tabiri ile hayli muğlak bir tanımlamaya bağlanmaktadır. Programın donatma kısmı da ilk aşamaya bağlı olarak sorunludur. Bu noktada Suriye’nin kuzeyindeki PYD yapılanması dikkat çekmektedir. Zira hem Irak’ın Kuzeyi’ndeki yapılanma ile nispeten iyi ilişkilere sahip olması hem de IŞİD terör örgütü karşısındaki duruşu ile PYD ve Suriye’nin Kuzeyindeki diğer Kürt grupları, ABD’nin “ılımlı muhalif” tanımlamasına tam olarak uymaktadır. Eğit-donat mutabakatının imzalanmasına verilen destekle, Irak’ın kuzeyinin dışında Suriye’nin kuzeyindeki yapılanmanın da askeri olarak eğitilmesi ve desteklenmesi sağlanacaktır. Bu durum stratejik seviyede Türkiye’nin çıkarları ile ters düşme ihtimaline de taşımaktadır.

Eğitim verilmesi ve muhaliflerin Suriye’ye gönderilmesi için gösterilen çabalar ABD tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır. Ancak görünen odur ki, ABD ile Türkiye’nin eğit donat programından beklentileri farklıdır. Zira ABD’nin önceliği IŞİD meselesi iken Türkiye sorunu Esad’ın devrilmesi merkezinde ele almaya devam etmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki yaptığı açıklamada “koalisyonun bir parçası olan Türkiye’nin bu karara katkıda bulunmasından memnunuz, planın bir an evvel uygulamaya konmasını bekliyoruz” ifadesi önemlidir. Burada bir başka önemli nokta da ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün koalisyonda bahsederken net bir şekilde IŞİD Karşıtı Koalisyon ifadesini kullanmasıdır.[1] Yani ABD için asıl sorun IŞİD terör örgütünün bertaraf edilmesi noktasına odaklanılmasıdır. Bu program dahilinde de başlangıçta 400 Suriyeli muhalifin 20-30 civarında ABD Özel Kuvvetleri personelinin de nezaretinde eğitilmesi beklenmektedir.

Muhtemel Sonuçlar

Türk-Amerikan ilişkileri özellikle Gezi Parkı protestolarıyla birlikte gergin bir şekilde seyretmektedir. Ancak bu mutabakatın imzalanması bir dönüm noktası olabilir. Çünkü, ABD IŞİD karşıtı koalisyonda Türkiye’nin daha aktif olması gerektiği görüşünü sık sık dile getirirken, eğit-donat mutabakatına kadar Türkiye bu yönde bir sinyal vermemiştir. Eğit-donat mutabakatının imzalanması, tıpkı 2012 yılında imzalanan Kürecik Radarı mutabakatı sonrası gibi ilişkilerin ılımlı bir hale dönüşmesi için zemin hazırlayabilir. Bunun yanında Türkiye’nin sınır güvenliği konusunda Suriye’deki IŞİD faaliyetleri önem arz etmektedir. Basına yansıyan haberlerde bazı IŞİD üyelerinin Türkiye’deki hücrelerde uykuda kalma talimatı aldığı görülmektedir. Bu durum Türkiye için büyük bir güvenlik sorunudur. Aslında anlaşmanın uygulanması da başlı başına bir sorundur. Çünkü, anlaşmadan ABD ve Türkiye farklı beklentilere sahiptir. Hem Türk hem de Amerikan tarafı kendi siyasi öncelikleri noktasında konuyu ele alırken, eğitime tabi tutulacak muhalifleri de kendileri seçmek istemektedir. Bu durum da anlaşmanın uygulanmasının önündeki önemli bir engeldir. Dolayısıyla söz konusu anlaşma sadece imza düzeyinde kalarak yürürlüğe girmeye bilir. Başbakan Davutoğlu’nun Mart 2015’in ilk haftası ABD’ye yapacağı açıklanan ziyaret bu konuda belirleyici bir nokta olacaktır. Anlaşma uygulanmaya başladığı takdirde ise başka sorunların beraberinde gelmesi kuvvetle muhtemeldir.

Türkiye’nin ABD’nin IŞİD karşıtı koalisyona katılmasıyla IŞİD için bir hedef haline gelme ihtimali de yüksektir. Dolayısıyla eğer IŞİD militanlarının Türkiye’de uykuda olduğu haberleri ile bu durum birleştirilirse; gelecek dönemde Türkiye ABD liderliğindeki koalisyona askeri operasyona katılma seçeneği da dahil olmak üzere daha fazla girmek zorunda kalabilir. Çünkü uykudaki IŞİD militanlarının eylemlere başlaması örgüt karşısında çok fazla aktif olmayan Türkiye’yi bir anda sorunun içine çekecektir. Tıpkı, Ürdünlü pilotun yakılarak öldürülmesinin ardından Ürdün’ün meseleyi artık bir intikam meselesi görmesi gibi gerçekleşecek kayıplar Türkiye’de de müdahale söylemini yükseltecektir. Böyle bir durumda ise Türk-Amerikan ilişkileri IŞİD karşıtı askeri seçenekler karşısında tam olarak uyumlu bir hale gelecektir. Ancak, terörün doğası gereği gerçekleşen saldırılardaki muhtemel can kayıplarının bu ilişkilerin iyileşmesi için gerekli olup olmadığı sorusu zihinlerdeki yerini koruyacaktır.  

 


[1]Jen Psaki Daily Press Briefin, 19.02.2015. http://www.state.gov/r/pa/prs/dpb/2015/02/237606.htm#AFGHANISTAN(20.02.2015)

Bu yazı 2915 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı