Hoşgeldiniz; Bugün 21 Ekim 2017 Cumartesi
Amerika Araştırmaları Merkezi|25 Aralık 2014 Perşembe

Küba: Yeni Enerji Jeopolitiğinde Bir Hamle Mi?

Ergüder Toptaş tarafından yazıldı.

16 Aralık 2014’de, uluslararası kamuoyunun hiç de beklemediği bir zamanda Küba Devlet Başkanı Raul Castro ile ABD Devlet Başkanı Barack Obama arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesi ile Soğuk Savaş’ın Berlin Duvarı kadar önemli bir sembolü anlamını yitirmiş oldu. Soğuk Savaş’taki en önemli nükleer caydırıcılık vakası bilindiği gibi, Ekim 1962’deki Küba füze kriziydi. Nükleer çağda nükleer savaşa en çok yaklaşılan bir dönemdi ve de Soğuk Savaş’ın zirvesi olarak kaldı.[1] 25 yıl önce yıkılan Berlin Duvarı ile Soğuk Savaş’ın bittiğini ilan edenler olduğu gibi, bunu Birinci Dünya Paylaşım Savaşı’nın üçüncü evresinin sonu olarak değerlendirenler de vardır.

Tek Bir Savaşın Dört Aşaması

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları tek bir savaşın iki aşamasıdır. Soğuk Savaş üçüncü, 1989’dan sonraki dönemse dördüncü evresidir ve devam etmektedir. Bu nedenledir ki, ABD ve Küba arasındaki bu gelişme, Soğuk Savaş’ın bittiğinin tekrar teyidi ve bu dönemdeki paylaşım savaşında önemli bir hamle olarak görülebilir. Bu hamlenin siyasi amacı; Obama’nın “ …Şimdi yeni bir yaklaşım zamanı. Çıkarlarımıza zarar veren çağdışı yaklaşımı bitirip, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştiriyoruz” ifadeleriyle açıklanabilir. Anlaşılması gereken, ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda, dış politikayla ilgili her türlü kararda hiçbir şeyin onun önüne geçemeyeceği hususudur.

Küresel Hâkimiyetin Esası

ABD’nin ebedi çıkarlarını tahakkuk ettirecek büyük stratejinin başlıca iki unsuru vardır: Birincisi dünya ekonomisinin ve mali piyasaların denetimi, ikincisi ise doğal kaynakların ele geçirilmesi ve kontrolüdür. Bu küresel hâkimiyeti sağlayacak en önemli enstrüman Amerikan askerî gücü ve onun dünyadaki 1000’den fazla üs/tesisteki konuşlanmasıdır.[2] Dünya çapındaki ekonomik, siyasi, askerî ve sosyal denetim jeopolitik erişime sahip bu ağlar vasıtasıyla yürütülmektedir. Bu bağlamda, okyanuslar ve onları kontrol eden kritik değerdeki boğaz ve kanallar stratejik ehemmiyettedir ve de uluslararası ilişkiler ve küresel güçlerin askerî politikaları acısından vazgeçilmezdir.

ABD’nin Küba’ya yönelik yeni yaklaşımı; Rusya’nın eski sadık dostuna Amerika liderliğindeki yasadışı ablukasını aşmasına destek olmak maksadıyla askerî, siyasi ve ekonomik açıdan güçlü bir şekilde tekrar dönme hazırlığı arifesine rasgelmesi, tesadüf olamaz. Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi diğer uluslar, tek uluslu bir dünya liderliği yerine, çok daha temsili ve çok taraflı dünya düzeni talep etmeye başladıkları bir dönemde petrol fiyatlarındaki anlamlı düşüş sorgulanmalıdır.Ukrayna krizi ve Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin ardından başta ABD olmak üzere Batı ittifakının ilan ettiği ekonomik savaşın bir neticesidir ve sonuçları da ortadadır: Rus rublesinin döviz karşısında %50 değer kaybetmesi ve petrol fiyatlarındaki aynı oranda gerileme Rusya ekonomisini açıkça iflasa sürüklemektedir.

Bütün mesele, başta Rusya ve Çin olmak üzere ABD’nin küresel çıkarlarına tehdit olması muhtemel güç ve gelişmeleri önleyerek sınırlamaktır. Hâlihazırda ve gelecekte Amerikan hükümetinin bir numaralı stratejik dış politika ve askerî hedefi; çok taraflı liderliğin kaçınılmaz bir şekilde gelişmesini engellemek veya büyük oranda önlemektir.[3] Küba’yı Amerikan pazarına açma ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirme hamlesinin, küresel satranç tahtasındaki değerini öngörülebilir gelecek açısından doğru okumak çok önemlidir. Bu stratejik değeri yüksek hamlenin; Rusya-Çin önderliğinde 2015’de Nikaragua’da inşaatı planlanan ve Panama Kanalı’na rakip olabilecek jeopolitik ve jeoekonomik değerli “su yolu” nu nasıl etkileyeceği kısa vadede görülebilecektir.

Panama Kanalı’na Rakip Nikaragua

Panama Kanalı’ndan sıvılaştırılmış doğal gaz (Liquefied Naturel Gas – LNG ) tankerlerinin geçişini sağlamak maksadıyla, başlatılan genişletme ve derinleştirme çalışmalarının devam ettiği, 2015 yılında da tamamlanacağı beklenmektedir. LNG sektöründe pazara en kısa ve ucuz yoldan ulaşma konusunda önemli bir olanak tanıyacak olan bu proje, enerji jeopolitiğinde de yeniden tanımlamalara neden olabilecektir.[4]Buna karşılık, enerji lojistiğinin güvenliğini sağlama ve kaynaklar üzerinde denetim kurmada denklemleri etkileyecek stratejik bir girişim; Nikaragua Kanal çalışmalarının bir yıl gecikmeli de olsa başlayacak olmasıdır.[5]

Nikaragua Kanal Projesi, Atlas ve Büyük Okyanusu birbirine bağlaması planlanan su yolu olarak, Panama Kanalı’na rakip olabilecek son derece önemli bir jeopolitik meydan okumadır. Nikaragua Parlamentosu, Haziran 2013’te arkasında Çin’in olduğu Hong Konglu özel bir şirkete 50 yıllık imtiyaz veren tasarıyı kabul etti. Müteakiben, 22 Aralık 2014’te Devlet Başkanı Daniel Ortega ile inşaatı üslenen Çinli firma yetkilileri projeyi başkentte resmileştirdiler. Yaklaşık 50 milyar dolar tutması ve altı yılda bitirilmesi planlanan proje tamamlandığında, imtiyaz 50 yıl daha uzatılabilecektir.[6] Rus şirketlerinin Latin Amerika’daki bu stratejik projeye katılma konusunda Çinli ortaklarıyla görüşmeler yaptıkları basına yansımıştır. Çin ve Rusya’nın siyasi ve ekonomik çıkarlarının büyük ölçüde örtüştüğü bu bölgede, Nikaragua ile Rusya arasındaki sıkı ilişkiler de dikkate alındığında( ABD bir sonraki hamlede Nikaragua’ya yönelmezse…) Moskova’nın bu denkleme dâhil olma ihtimali oldukça yüksekti.[7]Ancak ABD ve Batı’nın, Rusya’yı ekonomik iflasa sürüklemeye yönelik politikalarının, bu oyunu etkileyeceği düşünülmektedir. Fakat Çin’in Rusya olmadan da bu projeyi hayata geçirme olanakları fazlasıyla mevcuttur.

Birinci Dünya Paylaşım Savaşı Devam Ediyor

Hem ABD hem Rusya hem de Çin’in okyanuslardaki stratejik hamleleri paylaşım alanlarındaki güç mücadelesinin bir tezahürüdür. Küresel güçlerin veya onunla boy ölçüşmeye kalkanların enerji jeopolitiğinde yaptıkları hazırlık ve hamleleri anlamak için öncelikle politika ve stratejilerini aklın ve bilimin rehberliğinde takip etmek gerekir. Yakın gelecekte bu ve benzeri meydan okumaların daha da sertleşerek farklı alanlara yayılabileceği düşünülmektedir.

Kırmızı: Nikaragua Kanalı’nın geçmesi önerilen güzergâh[8]( 22 Aralık 2014’de, kuzeydeki 278 km. uzunluğundaki güzergâh kabul edilmiştir. )

Mavi: Panama Kanalı


[1]Joseph S. Nye, David A. Welch, Küresel Çatışmayı ve İşbirliğini Anlamak, çev. Renan Akman, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2011, s. 222-4.

[2]Jules Dufour, Amerikan Askerî Üs ve Personelinin Küresel Konuşlanması, Turquie Diplomatique, Sayı: 71, s. 3.

[3]Jack A. Smıth, Amerika’nın Dış Politikada Uyguladığı Havuç ve Sopa Stratejisi, Turquie Diplomatique, Sayı: 66, s. 3-4. 

[4]Dursun Yıldız, Yeni Enerji Jeopolitiği ve LNG,Turquie Diplomatique, Sayı: 68, s. 18.  

[6]http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikaragua_Kanal%C4%B1. Erişim Tarihi: 24 Aralık 2014.

[8]http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikaragua_Kanal%C4%B1. Erişim Tarihi: 24 Aralık 2014.

Bu yazı 3013 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı