Hoşgeldiniz; Bugün 25 Şubat 2018 Pazar
Amerika Araştırmaları Merkezi|12 Mayıs 2014 Pazartesi

Batının Yeni Rusya'dan Korkma Propagandası: Mükemmel Kriz Yönetimi

Hasan Köni tarafından yazıldı.

Nükleer silahları ilk defa 1945’de Japonya üzerinde kullanan Amerika, savaşı kazanırken bu silahı neden kullandıkları sorusuna daha fazla kan dökülmesini önlemek için diye cevap vermiştir. İki bomba 200 binden fazla sivilin ölmesine ve radyasyon etkisi ise senelerce Japonların kanser hastalığına yakalanmasına neden olmuştu. İlginç bir biçimde Nürnberg ve Tokyo askeri mahkemelerinde Amerika ve müttefikleri saldırı emrini veren Alman ve Japon hükümet görevlilerini ve askerlerini yargılamıştı. Almanları yargılayan Nürnberg Askeri Mahkemesi Statüsü’nde uluslararası antlaşmaları, anlaşmaları veya verilen sözleri ihlal etmeyi veya ortak saldırı planına veya bir komploya katılmayı saldırı tanımının içinde ele almıştır.[1]Olaylara bu açıdan bakılacak olunursa Amerika’nın Irak işgalinden önce Colin Powell gibi dürüst bir komutana, BM önünde yanlış belge ve bilgi vererek Irak’ta kitle imha silahlarının bulunduğunu söyletmesi ve bu argümana dayanarak Irak’ı işgal etmesinin Ortadoğu devletlerinde korku yaratmadığını kim iddia edebilir.

 Amerika’nın Rusya korkusunu ileri sürerek silah yarışına girmesi ve bu hususta Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atacak diplomatik ilişkilere girmesi, Küba Krizi’ni yaşamış nesillerin hala aklındadır. 1956’da Sovyetlerin uzay uydusu olan Sputnik’i fırlatmaları ve uydunun Pentagon üzerinden geçerken bu askeri yapının garaj kapılarını açıp kapaması ilk defa gerçekten Amerika’yı korkutmuştur. Sputnik olayı Amerikan eğitim sistemini değiştirmiş ve fen bilimleri bütün lise ve üniversitelerde başrolü işgal etmiştir. Önemli miktardaki hazine gelirleri uzay araştırmalarına aktarılmıştır. NATO nükleer savaş stratejisi “esnek mukabele” doktrinine çevrilmiştir. Rusların uzay teknolojisi girişimleri nedeniyle Amerika’ya erişebilecekleri ve önemli kayıplar verileceğini hesaplayan Amerika nükleer savaşı, Rus birliklerinin gireceği bölgelere kaydırınca De Gaule yönetimindeki Fransa nükleer şemsiyenin artık kendilerini koruyamayacağını belirterek NATO’nun askeri kanadından çekilmiş ve NATO örgütü Paris’i terk ederek Belçika’nın Brüksel Şehrine yerleşmiştir.

Amerika 1962-1964 arasında 6 çeşit nükleer silah üretmeyi başarmıştır.[3]Ancak Başkan Kennedy’nin o günkü söylemlerinde nükleer silahlar ve füze başlıkları açısından Sovyetler Birliği’nin arkasında kalındığı fikri işlenmiştir. 1962’de Amerika’nın korktuğu başına gelmiş ve Sovyetlerin Küba’ya füze yerleştirmeye başladığı ortaya çıkmıştır. Batı, Amerika’yı ve Batı dünyasını tehdit eden bu gelişmeler karşısında bugün olduğu gibi dehşete düşmüş ve Başkan Kennedy’nin arkasında yer almıştır. Sovyetlerin neden Amerika’nın altında, Florida’nın burnunun dibinde bir adaya nükleer silah yerleştirerek Amerika’yı kışkırttığını anlayamamıştır. Yıllar sonra yeni açılan bilgilerle bu gelişmelerin açıklanması sonucu bir bilim adamının şu gerçekleri ortaya koyması olayı aydınlatmıştır:

 …”Meğer Sovyetlerin Küba’ya füze yerleştirmesine sebep olan şey Amerika’nın 1961’den başlayıp İtalya ve Türkiye’ye nükleer başlıklı füze yerleştirerek provokasyon siyaseti gütmesi ve aynı zamanda Amerikan ve dünya kamuoyuna Sovyetlerin çok gerisinde bir nükleer arsenale sahip oldukları imajını yayarken gerçekte onlardan çok daha üstün bir güce sahip olmaları imiş. İşte Kurushev’in Küba’ya füze yerleştirme kararı bu arka plan üzerine inşa edilmiş. Yani Küba’ya füze yerleştirilmesine bir bakıma Amerikalılar kendileri sebep olmuş…”[4]

Bu gerçeklerin ışığında Rusların kendilerini savunmak zorunda kaldığı ve denge kurma hareketine geçtiği anlaşılıyor. Ne yazık ki Küba füzeleri sırasında Türkiye Rusya’nın tehditlerine maruz kalmış ve Amerika ile Rusya arasındaki pazarlığın temel noktalarından birini oluşturmuştur.

Patriot’ların Gelişi

 Ortadoğu dünyasını karıştıran eski NATO komutanı ve 2004 Amerika Başkan adayı General Wesley Clark’ın açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla çeşitli yeni yöntemlerle ortaya çıkarılan Arap Baharı Suriye’de de etkisini göstermiştir. Halk gösterileriyle başlayan olaylar bir yerlerden gelen silahlarla bir iç çatışmaya dönmüştür. Amerika’nın müttefiklerinin müdahale etmek zorunda kaldıkları bu olayda, Suriye’den ve onun destekçisi İran’dan gelecek tehdit nedeniyle belki de Amerika’nın tavsiyesi üzerine Türkiye’de bazı alanları savunmak için Patriot füzelerine gereksinme duyulmuş ve savunma aracı olarak bu füzeler çok kısa mesafeli bir alanı korumalarına karşın Türkiye’ye yerleştirilmiştir. İşin ilginç yanı Patriot’lardan Suriye değil Rusya rahatsız olmuştur. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov NATO Genel Sekreteri Anders Rasmussen’e Türk sınırında Patriot füzelerinin yerleştirilmesinin bölgedeki stratejik dengeyi bozacağını ve bu silahların Rusya’ya karşı olduğunu ifade etmiştir. Latin Amerika’dan 35-40 yıl sonra Türkiye gene iki blokun çekişmesinin ortasında kalmıştır.

 Ukrayna Nerden Çıktı?

 Rusya’nın teklifi ile Suriye’deki kimyasal silahların BM yönetiminde imha edilecek olması ve İran’da yapılan seçimler sonunda yeni yönetimin Nükleer silah denetimini, uranyum üremiyle birlikte kabul etmesi Amerikan Başkanı Obama’ya rahat nefes aldırmıştır. Rahat nefes alamayan Filistin konusunda çözüm üretmekten kaçınan İsrail olmuştur. Amerika’nın paraleli olan Neocon’lar  AB’yle yapılmaya çalışılan anlaşmaların aksamasından faydalanarak, Arap Baharı taktikleriyle Ukrayna’nın Batı kısımlarını harekete geçirince Gürcistan’da olduğu gibi kendi enerji hatlarındaki en yakın ülkelerin Batı’nın eline geçmesinden kuşkulanan Rusya’yı yeniden harekete geçirmiştir. Obama, ilan ettiği “Asya Ekseni” politikası ile uğraşırken birden bire kendisini Ukrayna krizinin içinde bulmuştur. Rusya’nın Kırım bölgesini ele geçirmesiyle birlikte Batı’nın müthiş yeni nükleer savaş senaryoları sahneye gelmeye başlamıştır. Örneğin tanınmış bir siyaset dergisinde çıkan yazının başlığı şöyledir: “Rusya’nın Kırım Saldırısının Yarattığı Korku Nükleer Korunmaya Olan İnancı Canlandırdı”.[5]

 Yazara göre Nükleer silahlarını Rusya’ya veren Ukrayna pişman. Nükleer silahı olmayan diğer ülkeler de Amerika’dan edinebilirler diyor. Tabii İran ve Türkiye hariç. Yazar Çeklerin ve Polonyalıların korkularından bahsederek NATO müttefiklerinin Avrupa’daki nükleer silahlarının ne kadar az olduğunu, Rusların ise Avrupa’daki kendi topraklarında iki bin kadar taktik nükleer başlık bulundurduğunu söylüyor. Fransa’nın kendi nükleer silahlarını kullandırmamasından şikayet ederken, Almanya’nın nükleer silahları ülkesinde istemediğini söylüyor. Putin Pandora’nın kutusunu açtı diyor.[6]Bu durumda Rusya’nın hemen yanı başındakiler nükleer korunma istemeye başlamışlar. Yani Küba’dan sonra Amerika Karadeniz bölgesine nükleer silah yerleştirilmeli diyor. NATO’nun merkezi ve Doğu Avrupa’daki yeni müşterilerinin korunmak için topraklarında Amerikalıları görmek istedikleri yazar tarafından belirtiliyor. Bu anlatıma göre Ruslar değişik nedenlerle Suriye’de olay çıkartıyor; sonra da İran’da nükleer silah yapımına yardım ediyorlar. Ekonomist dergisinde çıkan yazıya göre Gürcistan’la doymayan Rusya, Soğuk Savaş sonrası dünyasını yeniden inşa ediyor. Kırım’dan sonra Ukrayna’nın doğu kısımlarında olaylar çıkararak Rusça konuşan halkı koruyacağını ilan ediyor. O halde NATO askeri manevralar yaparak gösteriler yapmalı hava gücünü ve siber güçlerini arttırmalı.[7] Uluslararası ilişkiler konusunda çalışanlar acaba “İnsancıl Müdahale”, ”Önleyici Meşru Müdafaa” doktrinlerini ortaya atarak Irak’a, Libya’ya, Yugoslavya’ya, Sırbistan’a, Suriye’ye saldıranların Latin Amerika’yı muz devletlerine çevirenlerin ve Çin bizimle çatışma arıyor diye Avustralya’ya üs açanların uzaylılar olduğunu mu sanıyor?

Sonuç: Gelişmelerin endişe verici yanı, Ortadoğu sorunları çözülmeyince Amerika içindeki paralel yapı olan lobilerin Türkiye’nin bir altında ve bir üstünde olay çıkarmaları ve sonra en çok Türkiye’den şikayet etmeleridir. Acaba jeopolitik durumumuzun getirdiği krizlerin borcunu mu ödüyoruz ve ödemeye devam edecek miyiz?


[1] Steven R.Ratner, “Crimes Against Peace”, Crimes Of War, edit.;Roy Gutman,David Rieff et all., Norton Company, New York, 2007, s.137: Bu günkü savaş suçlusu Amerikan yazarlarına göre George W.Bush’tur: bkz.:David Watson, ”Air America Poll :90% Want Bush Crimes İnvestigation”, Şubat 2009, Huffington Post; http;//warisacrime.org

[3] Erel Tellal, SSCB-Türkiye İlişkileri: 1953-1964, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, Ankara,2000,s.155

[4] Ersin Onulduran,”Füzelerle Uyuyup Patriot’la Kalkmak”,Milliyet Gazetesi, Düşünenlerin Düşüncesi Köşesi, 20 Ocak 2013

[5] Elisabeth Braw,”Crimea –Stoked Fear of Russuian Aggression is Rekindling Faith in Nuclear Protection” Newsweek, 25 Mart 2014, ss.28-33.

[6] Braw.,a.g.m.,s30

[7] “İnsatiable”,The Economist, 19 Nisan 2014, s.7

https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif

 

Bu yazı 4084 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı