Hoşgeldiniz; Bugün 24 Eylül 2017 Pazar
Amerika Araştırmaları Merkezi|23 Eylül 2013 Pazartesi

Ejderha Yenidünya’da: Çin-Latin Amerika İlişkileri

Kubilayhan ERMAN tarafından yazıldı.

Bugünkü Çin, geçtiğimiz yüzyılın içe kapanık devleti ve Asya’daki bölgesel bir güç değildir.[1] Mao’nun ölümünün ardından 1978 yılından itibaren benimsenen reformlar sayesinde ülke ekonomisinin dışa açılmasıyla Çin ve dünya tarihinde yeni bir döneme girilmiştir. Bu yıldan itibaren Çin’de büyük oranda artan yabancı sermaye ile devletin ortak olduğu teşebbüslere dayanan bir “devlet kapitalizmi”  uygulanmaya başlamıştır.[2]

Çin kısa sürede büyük ekonomik atılımlar yapmayı başarmış bir ülkedir. Bugün Çin’de, Hong Kong’un çok yakınında önemli bir ekonomik bölge olarak gelişen Shenzhen kentinde, gökdelenlere yerleşmiş iş merkezlerinin ve binlerce işçi çalıştıran üretim komplekslerinin yerinde daha çeyrek asır öncesinde hayvancılık yapılan sessiz ve geniş alanların uzandığından bahsedilmektedir.[3] Shenzhen ekonomik bölgesi, Çin’in hızlı ekonomik gelişimi ile ilgili sadece bir örnektir. Çin ekonomisine genel olarak bakıldığında ise son yıllardaki yüksek büyüme oranları dikkati çeker. Dünya Bankası’nın 2008-2012 dönemi verileri dikkate alındığında, Çin’in yıllık ortalama % 9,26’lık bir büyüme gerçekleştirdiği, yıllara göre sağlanan büyüme oranlarında ise istikrarlı çizgisini sürdürdüğü görülmektedir.[4]

Ekonomik gelişmeye paralel olarak, günümüzde Çin çoktan bölgesel bir güç olmanın ötesine geçmiş ve küresel güç olma yolunda ilerlemektedir. Çin tarafından son yıllarda gerçekleştirilen uluslararası ilişkiler politikaları ekonomiden güvenlik meselelerine, çevre korumadan kültür konularına geniş bir yelpazede tezahür eder. Çin’in dış politikası da son altmış yılda bölgesel olmaktan çıkmış ve daha geniş bir alana yayılarak küresel nitelik kazanmıştır. Bu bağlamda Çin’in dış politikası sadece bir genişlemeye gitmekle kalmamış, aynı zamanda yeniden yapılanma sürecini de gerçekleştirmiştir. Bu değişime paralel olarak günümüzde Çin’in uluslararası alandaki çıkar ve sorumlulukları bireysel ya da grupsal girişimler olarak çok aktörlü bir düzlemde sürdürülür hale gelmiştir. [5]

 

Çin’in Dış Politika yaklaşımı ve Latin Amerika’nın Önemi

Çin Dışişleri Bakanlığı’nca takip edilecek dış politikanın genel çerçevesinin ifadesinde; bağımsız ve barışçı bir dış politika sürdürülmesine vurgu yapılmış, ayrıca ülkede reformun gerçekleştirilmesi, dışa açılımın ve modernleşme için uygun şartların sağlanması gibi hedefler de belirtilmiştir.[6] “Barış içerisinde yükselme” stratejisine dayanan Çin dış politikasının [7] girişimleri esas olarak gelişmiş ülkelere yöneltilmiş olsa da bu bağlamda Üçüncü Dünya ülkeleri ile ilişkiler de önemli bir yer tutar. Diğer taraftan Latin Amerika gibi gelişmekte olan ülkeler barındıran bölgelere de Çin dış politikasında özel bir yer ayrılmıştır. Latin Amerika kıtasının son yıllarda Çin açısından önem kazanmasının bazı nedenlerinin olması doğaldır. Bu nedenlerin ilki politik mülahazalardan kaynaklanır: Çin, gelişmekte olan Latin Amerika kıtasında “adil bir uluslararası düzen kurulması mücadelesinde” bu bölgenin yanında bulunmayı gerekli görmüştür. Çin’in Latin Amerika’daki zengin doğal kaynaklara ulaşma arzusu da ikinci nedeni oluşturur.[8] Diğer bir neden ise ticari kaygılarla ilgilidir. Zira Çin, ABD ve öteki gelişmiş ülkelere ticari bağımlılığı azaltmak açısından Latin Amerika kıtasını bir alternatif olarak değerlendirmiştir.[9]

Çin’in Latin Amerika ile geniş bir yelpazeye yayılan pragmatik, iyi planlanmış ve kapsamlı ilişkileri daha çok ekonomik girişimler çerçevesinde şekillenir. Çin için Latin Amerika enerji, gıda ve temel malların satın alınabileceği ve bu bağlamdaki ithalat sürecinin garantiye alınması amacıyla çeşitli yatırımların yapılabileceği bir alandır. Öte yandan Latin Amerika Çin açısından elektronik eşyalar ve tekstil ürünleri gibi çeşitli malların ihraç edilebileceği bir pazardır. Dahası Çin, Latin Amerika ile iyi işleyen bir ilişkiler sistemi kurmakla jeopolitik bir kazanım da elde etmektedir. Zira Atlantik ve Pasifik arasında sağlanan irtibat, Çin’in diğer birçok ülke ile yapacağı ticaret açısından kritik bir önem arz eder. Bu çerçevede Çin’in Brezilya, Arjantin, Şili ve Panama ile ilişkileri de ön plana çıkmaktadır. Ayrıca Latin Amerika vasıtasıyla Kuzey Amerika pazarlarına, bu kıtanın kuzey ile olan “geleneksel ticari bağlarını kullanarak” ulaşabilmenin, Çin’e başka bir jeopolitik avantaj sağlayacağını da değerlendirmek mümkündür.[10] Diğer taraftan, Çin’in gelişen politik ve ekonomik ilişkileri sayesinde on iki Latin Amerika ülkesini kendi tarafına çekmekle bu ülkelerin diplomatik olarak tanıdıkları Tayvan’ı yalnızlaştırmayı amaçladığına vurgu yapılmaktadır.[11] Zira Latin Amerika, Çin ve Tayvan arasındaki politik yarışta bir mücadele alanına dönüşmüştür.[12]

 

Latin Amerika Cephesindeki Değerlendirmeler

            1990 yılından itibaren gelişmeye başlayan Çin ve Latin Amerika ilişkileri sayesinde özellikle 2000 yılından sonra Çin ve kıta ülkeleri arasındaki ticaret hacmi hızla artmış [13]  ve 2013 yılına gelindiğinde 261,2 milyar dolara ulaşmıştır.[14] Ancak Latin Amerika cephesinde bu durumun “fırsat mı yoksa tehdit mi” olduğu da sorgulanmaya başlamıştır. Bu bağlamda Çin ve Latin Amerika arasında gelişen yeni durumun, Latin Amerika’yı olumsuz olarak etkileyebileceği endişeleri de ortaya çıkmıştır.[15]

Öte yandan bu ilişkilerin hem Çin, hem de Latin Amerika ülkelerinin çıkarlarına uygun olduğu görüşünü savunanlar da vardır. Ancak bu görüşte olanlar açısından dahi Çin ile gelişen ilişkilerin ticaret politikalarını nasıl etkileyeceği ya da bu politikalarda ne gibi değişiklikler yapacağı merak konusudur.[16] Bütün bunlara ilave olarak, Latin Amerika ve Çin arasındaki ilişkiler geliştikçe ABD gibi üçüncü ülkeler de Çin’in bu kıtadaki ekonomik ve politik girişimlerini yakından izlemeye başlamışlardır.

Latin Amerika ülkeleri kendi ulusal çıkarlarının önceliklerine göre Çin ile ilişkilerden ekonomik, politik ve jeopolitik kazanımlar beklentisi içerisindedirler. Ekonomik ilişkiler bağlamında, Latin Amerika açısından bir genişleme gerçekleştirmek ve üretimleri için yeni pazarlar edinmek, coğrafi talep çeşitliliği yaratmak, sermaye ve teknoloji çekmek önem kazanır. Öte yandan Latin Amerika, gelişme sürecinde ABD’ye bağımlılığını azaltacak başka bir destek üssüne ihtiyaç duymaktadır. Çin ile ilişkiler bu bakımdan da değer kazanmıştır. Ayrıca Çin, Latin Amerika’nın diğer Asya ülkeleri ile yakınlaşması açısından da özel bir öneme sahiptir.[17]

Çin’in Latin Amerika’daki yatırımları, bu kıta ülkeleri için geleneksel pazarların çeşitlendirilmesinin yanı sıra sermaye ve teknoloji sağlama bağlamında da bir fırsat oluşturmaktadır.[18] Çin’in ekonomik gelişme ve sanayileşme için ihtiyaç duyduğu hammaddelerin karşılanması amacıyla Latin Amerika ile ilişkilerini artırması, ticari mallar açısından zengin olan bazı kıta ülkelerinin daha yüksek fiyatlar ve daha büyük miktarlarda Çin’e ihracat yapma imkânına kavuşmalarını sağlamıştır. Örneğin Brezilya, Arjantin, Şili ve Peru gibi ülkelerin Çin’e yaptıkları ihracatlarında yirmi yıl öncesine kıyasla önemli artışlar meydana gelmiştir. Öte yandan bu durum söz konusu ülkeler açısından Çin’e yönelik bir ihracat bağımlılığı da ortaya çıkarmakta ve sanayileşmenin yavaşlaması gibi bir riski de beraberinde getirmektir.[19] Böylesi bir durum, kıta dışı aktörlerle kurulan edilgen ekonomik ve ticari ilişkiler nedeniyle Latin Amerika’nın geçmişte yaşamak zorunda kaldığı ekonomik sorunları ve kıta ülkelerinin sanayileşmede gecikmeleri konusundaki tarihsel süreçleri hatırlatmaktadır.[20]

Çin’in Latin Amerika ülkelerinden yaptığı ithalat 2002 yılından itibaren hızlı bir artış göstermiş olsa da Çin’e ihracat yapan Brezilya, Arjantin, Venezuela ve Peru gibi ülkelerin ihracat kalemlerini çeşitlendirememeleri ciddi bir eleştiri konusu olmuştur. Öte yandan, Çin’in kıtaya yaptığı ihracatın hızla artmasıyla Latin Amerika’daki tüketiciler daha ucuz mallara kavuşmuşlar, ancak Çin mallarıyla rekabet edemeyen yerli üreticiler pazar kaybına uğramışlardır. Çin ile ticaretin gelişmeye başladığı ilk dönemde ticaret fazlası olan Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler daha sonra ticaret açığı vermeye başlamışlardır. Bu bağlamda daha korumacı bir tutum benimseyen Arjantin, Çin’den deri ve tekstil ürünleri, giysi, lastik, bisiklet, oyuncak gibi malların ithalatını sınırlama yoluna gitmiştir.Bütün bunlara ilave olarak, 2000-2006 dönemi verilerine göre bazı Latin Amerika ülkeleri Çin nedeniyle üçüncü ülkelerde (özellikle ABD’de) de pazar kaybına maruz kalmışlardır.[21]

           

Çin’in Latin Amerika’daki Varlığı ve Üçüncü Ülkeler

Latin Amerika ve Çin dışındaki aktörler cephesinden bakıldığında, Çin’in gelişmekte olan ülkelerde doğal kaynakların çıkarılması projelerine yaptığı yatırımların tartışma konusu haline geldiği görülür. Çin’in hızlı ekonomik büyümesini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu mineral arayışı Çinli yatırımcıları Latin Amerika’ya yöneltmiştir. Böylelikle Çin, Latin Amerika’da yatırım hacmi açısından ABD ve Hollanda’nın ardından üçüncü sıraya yerleşmiştir. Ancak Çin’in Latin Amerika’daki doğal kaynaklarla ilgilenmesi ve bu alanda yatırımlar yapması, üçüncü ülkelerde “Çin tarafından kaynak üssünün Çinli olmayan kullanıcılara ve tüketicilere kapatılıyor” değerlendirmesini ve endişesini ortaya çıkarmıştır. Zira Çin’in büyük miktarlarda enerji ve mineral talebi petrol, doğal gaz, bakır, kömür, demir cevheri ve benzeri madenler açısından uluslararası piyasalarda bir gerginlik yaratmaktadır.[22] Öte yandan, ABD ve AB’nin ardından Latin Amerika’nın üçüncü büyük ticaret ortağı olan Çin’in [23] mevcut durumla yetinmeyip 2015 yılına kadar ikinci sıraya yükselmeyi hedeflemesinin [24] de üçüncü ülkelerde endişe yaratması ihtimali yüksektir.

Çin’in sıkı ekonomik, ticari ve diplomatik ilişkilerle Latin Amerika kıtasında varlık göstermesinin, gelecekte Amerika Birleşik Devletleri açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceği de değerlendirilmiştir. Özellikle 2004 yılında Şili’de toplanan Asya Pasifik Ekonomik Forumu ABD’de bir uyarı olarak algılanmıştır. Bu dönemden sonra ABD’nin bölgede yeni politikalar geliştirmesi gerektiği yönünde görüşler ortaya çıkmıştır.[25] Öte yandan, ekonomik ve politik ilişkilerin gölgesinde kalmakla birlikte Çin’in Latin Amerika’daki askeri nüfuzu da diğer bir tartışma konusudur. Çin’in 2000 yılından sonra Latin Amerika’ya yönelik olarak “sabırlı ve geniş bir strateji” benimsediği ve bu bağlamda bazı Latin Amerika ülkelerine silah satışlarının yapılması, askeri heyetlerin karşılıklı ziyaretleri, savunma ve askeri alanlardaki eğitim faaliyetleri, ortak askeri tatbikatlara iştirak edilmesi gibi projelerin Çin’in Latin Amerika’daki askeri nüfuzunu artırmaya hizmet ettiği değerlendirilmiştir.[26]

 

Sonuç

Çin ve özellikle sol eğilimli Latin Amerika ülkelerinin karşılıklı beklentileriyle ulusal çıkarlarının şekillendirdiği ekonomik, politik ve askeri ilişkilerin hem kısa hem de uzun vadede gelişmeye devam edeceği değerlendirilmektedir. Başta Küba, Venezuela ve Bolivya’nın uygulamalarında olduğu gibi son dönemde kıta ülkelerinde ekonomide devletçilik politikalarının öne çıkması, dış politik söylemde ABD karşıtlığının belirgin olarak yükselmesi, Latin Amerika ülkelerini alternatif politik ve ekonomik ortak arayışlarına yöneltmektedir. Bu bağlamda Rusya’nın yanı sıra Çin, çoğu Latin Amerika ülkesi için kolay adreslerden biri olmaya devam edecektir. Ancak söz konusu ülkeler için belirli alanlarda Çin’e bağımlılık ihtimali de gündemdedir. Öte yandan, son dönemde İran ve ABD arasındaki ilişkilerin normalleşeceği yönünde belirtilerin ortaya çıkması ise Venezuela gibi ülkelerin İran ile olan ilişkilerini gözden geçirmelerine yol açacaktır.

Bütün diğer etkenlerin yanı sıra İran ve ABD arasındaki buzların çözülmesi durumu, Latin Amerika platformunda da etkisini gösterecek ve sınırlı da olsa Çin’e avantaj sağlayabilecektir. Öte yandan, Çin’in Latin Amerika’daki nüfuzunun artması, ABD’yi Latin Amerika meseleleri bağlamında bir yandan Çin ile rekabet ederken diğer yandan da “kazan-kazan” mantığıyla uzun vadede ve sınırlı ölçekte bu ülke ile işbirliği yapmaya yönlendirebilecektir.

 


[1]  Soğuk Savaş döneminde Çin’in coğrafi olarak uzak, ancak aynı ideolojiyi paylaştığı ülkelerle olan ilişkileri ve ekonomik girişimleri de amaç, kapsam ve süreçler açısından sınırlı bölgesel girişimler olarak değerlendirilmelidir. Bir örnek olarak Arnavutluk’ta, başta Elbasan olmak üzere bazı kentlerde Soğuk Savaş döneminde Çin tarafından yapılmış, ancak 2000’li yılların başlangıcında yüzlerce dönüm arazi üzerine yayılmış paslı demir yığınlarından başka bir şey olmayan atıl sanayi tesisleri geçmiş dönem girişimlerinin örnekleridir. Öte yandan, yakın zamanda Afrika ülkelerinden Kamerun’un başkenti Yaoundé’de, spora olan tutkuları ile bilinen Kamerunlular için Çinliler tarafından yaptırılmış olan ışıltılı ve görkemli spor kompleksi yeni dönemin simgelerinden biri olsa gerektir.

[2]Yıldız Sertel, “Asya Pasifik’ten Latin Amerika’ya, Latin Amerika’da İşbirliği”, Cumhuriyet Strateji, Yıl: 2, Sayı: 103, 18 Haziran 2006, s.12.

[3]2008 yılında Kanton (Guangdong) eyalet yönetimi yetkilileri tarafından Shenzhen’de yapılan bir görüşmede dile getirilmiştir.

[5]Marc Lanteigne, Chinese Foreign Policy: An Introduction, Routledge (New York), Taylor & Francis e-Library, 2009, s. 1, 2.

[6]Bkz. www.fmprc.gov.cn/eng/wjdt/, Erişim Tarihi: 12.09.2013

[7]Robert J. Art, “The United States and the Rise of China: Implications fort he Long Haul”, Political Science Quarterly, Vol. 125, No. 3, 2010, s. 361.

[8]Jiang Shixue, “China, Latin America and the Developing World”, East Asia and Latin America: The Unlikely Alliance, Edited By: Peter H. Smith, Kotaro Horisaka, Shoji Nishijima, Rowman & Littlefield, U.S.A., 2003, s. 311.

[9]Jiang Shixue, a.g.m., s. 311.

[10]Eduardo Regalado Florido, Elda Molina Díaz, “Las relaciones entre China y América latina en la actualidad”, http://www.nodulo.org/ec/2008/n074p15.htm, Erişim Tarihi: 05.09.2013

[11]Kerry Dumbaugh, Mark P. Sullivan, “China’s Growing Interest in Latin America”, CRS Report For Congress, 2005, s. 1, 4.

[12]Bkz. Daniel P. Erikson, Janice Chen, “China, Taiwan, and the Battle for Latin America”, The Fletcher Forum of World Affairs, Vol. 31:2, Summer 2007

[13]Pablo Alejandro Nacht, “El Dragón en América Latina: Las relaciones económico-comerciales y los riesgos para la región”, ĺconos, Revista Ciencias Sociales, Num. 45, Septiembre 2013, s. 143.

[14]“China-Latin America economic cooperation gains momentum: MOC”, www.news.xinhuanet.com/english/china/2013-05/30/c_132420425.htm, Erişim Tarihi: 19.09.2013

[16]“El Comercio estrecha vinculos entre China y America Latina”, Econsouth, Vol 3, Number 12, 2011, s. 1.

[18]Barbara Kotschwar, Theodore H. Moran, Julia Muir, “Chinese Investment in Latin American Resources: The Good, the Bad and the Ugly”, Peterson Institute For International Economics, Washington, 2012, s. 2.

[19]Matt Ferchen, Alicia Garcia Herrero, “Mario Nigrinis, Evaluating Latin America’s Commodity Dependence on China”,  BBVA Working Paper 13/05, January 2013, s. 2,3.

[20]Bkz. Eduardo Galeano, Latin Amerika’nın Kesik Damarları,  Çev. Atilla Tokatlı, Roza Hakmen, Çitlembik Yayınları, 4. B., İstanbul, 2013.

[21]Rhys Jenkins, “Latin America Faces the Chinese Dragon: Opportunities, Challenges and Responses”, University of East Anglia, Briefing Paper, April 2009, s. 4-7.

[22]  Barbara Kotschwar, vd., a.g.m., s. 2.

[23]“China-Latin America economic cooperation gains momentum: MOC”, www.news.xinhuanet.com/english/china/2013-05/30/c_132420425.htm, Erişim Tarihi: 19.09.2013

[24]“China forecasted to become Latin America’s second trade partner by 2015”, www.en.mercopress.com/2011/07/15/China-forecasted-to-become-latin-america-s-second-trade-partner-by-2015, Erişim Tarihi: 19.09.2013

[25]Kerry Dumbaugh, Mark P. Sullivan, “China’s Growing Interest in Latin America”, CRS Report For Congress, 2005, s. 5.

[26]Loro Horta, “Influencia Militar China en America Latina”, Military Review, Enero-Febrero 2009, s. 39. 

Bu yazı 5023 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı