Hoşgeldiniz; Bugün 24 Eylül 2017 Pazar
ABD|02 Nisan 2014 Çarşamba

Amerikan Belgelerinde Pasifik Stratejisi

Gökhan Binzat tarafından yazıldı.

ABD’nin stratejik vizyonunu, güvenlik ve dış politika uygulamalarını belirleyen temel doküman Beyaz Saray tarafından yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisidir. Halen yürürlükte olan ise Mayıs 2010'da yayımlanmış olan “Ulusal Güvenlik Stratejisi-2010” (National Security Strategy-2010) belgesidir. Belgede ulusal güvenlik ile ilgili temel meseleler ile Washington yönetiminin uygulayacağı politikalar genel hatlarıyla ele alınmıştır. Bir diğer önemli doküman “Ulusal Askeri Strateji – 2011” (National Military Strategy-2011) belgesidir. “Ulusal Güvenlik Stratejisi”ndebelirtilen ulusal çıkarlara ulaşmak için ABD silahlı kuvvetlerinin elde etmesi gereken stratejik hedefler tespit edilmiştir. Bu iki belgenin dışında, ABD’nin dış politikasına ilişkin önemli bilgiler veren diğer bir kaynak, önceki ABD Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton’ın Foreign Policy Dergisi’nde, 11 Kasım 2011’de “Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” (America’s Pacific Century) başlığıyla yayımlanmış makalesidir. Hillary Clinton yazısında Amerika’nın dış politikasında yaşanan değişimi açık bir dille ve detaylı olarak anlatmıştır. Genelin bir parçasını oluşturan son doküman ise, ABD askeri stratejisine bazı muayyen bölgelerde yeni yaklaşımlar getiren, “HavaDeniz Harbi” (AirSea Battle) doktrinidir.

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi:

Başkan Obama'nın ikinci kez seçilmesinden sonra mevcut strateji belgesinin güncellenmesi çalışmaları da başlatılmıştır. Yeni strateji belgesinin en geç sonbaharda açıklanması beklenmektedir. 26 Mayıs 2010’da yürürlüğe giren “Ulusal Güvenlik Strateji” (National Security Strategy) belgesi; ABD’yi savaş halinde bulunan bir ülke, dünyanın en büyük ve tek süper gücü olarak tanımlamaktadır. Belgeden, geçmişte olduğu gibi gelecekte de ABD’nin dünyayı şekillendireceği, dünya liderliği ve öncülüğünü askeri gücünü muhafaza etmek suretiyle sürdüreceği anlaşılmaktadır. ABD, küresel başka bir gücün ortaya çıkmasına, uluslararası düzeni kontrol altına almasına veya buna teşebbüs etmesine izin vermek niyetinde değildir.

Dünya liderliğinin arkasında şu anda sahip olduğu muazzam askeri gücü bulunmaktadır. Amerikan dış politikasının en temel dayanağını oluşturan askeri üstünlüğü ancak sağlam bir ekonomiyle sürdürülebilecektir. 

Washington’un kendi içine kapanması gibi bir gündemi bulunmamaktadır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra olduğu gibi, yeni dünya düzeni kurulurken liderliğini sürdürmek ve kuralları belirlemek niyetindedir.[1]

Öncekilerden farklı olarak yürürlükte bulunan Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde, 21. yüzyılın yeni etki merkezleri olarakÇin, Hindistan veRusya gösterilmektedir. Belgede Rusya’nın uluslararası alanda etkisini arttırdığı değerlendirilirken, Çin ve Hindistan’ın küresel angajmanlarına dikkat çekilmekte, bu üç ülkeye daha fazla angaje olunması gerektiği vurgulanmaktadır.

Asya - Pasifik özelinde ise, bölgenin refah ve güvenliğinin temelini; Japonya, Güney Kore, Avustralya, Filipinler ve Tayland ile olan ittifakın oluşturduğuna işaret edilerek bu ittifaklara önem verildiğinin altı çizilmektedir. Japonya ve Güney Kore’deki Amerikan askeri varlığının sürekliliğinin sağlanacağı belirtilmektedir.

ABD halkının ve çıkarlarının korunması gerekirse, yine güç kullanılmasını gerektiren şartlara bağlı kalınmaya çalışılarak, ABD’nin tek başına hareket etme hakkını -- BM Antlaşmasında devletlerin uluslararası ilişkilerinde askeri güç kullanmaktan hatta böyle bir tehditte bulunmaktan kaçınma yükümlülüğü bulunmasına rağmen--her zaman saklı tutacağını ifade etmektedir.[2]

ABD’nin Askeri Stratejisi:

Ulusal Güvenlik Stratejisi”nde olduğu gibi “Ulusal Askeri Strateji” belgesinde de ABD’nin rakipsiz bir askeri güce sahip olduğu ve savaşan bir ülke olduğu belirtilmektedir.

Belgede, ordunun caydırıcılığını dünyanın herhangi bir bölgesine, süratle stratejik kuvvet intikal ettirebilme yeteneğinin oluşturduğu ifade edilerek, kuvvetin - hem rotasyonel, hem de ileride üslenmiş– yapısının coğrafik olarak yayılmış, harekât açısından esnek, ortaklık çabaları ile siyaseten desteklenebilir olması gerektiğine değinilmektedir.

Yine “Ulusal Güvenlik Stratejisi”nde yer aldığı şekliyle, gerektiğinde kendi başına askeri kuvvet uygulama hakkını saklı tutacağının altı çizilmektedir.

 Dokümanda Çin’in “Geçit Vermeme” (Anti Access-A2) ve “Bölge Tutma(Area Denial-AD) stratejilerinden bahsedilmekte; “Geçit Vermeme” (Anti Access-A2) stratejisinin ABD’nin askeri kuvvet intikal ettirme ve bu kuvveti belirli bir bölgede bulundurma yeteneğini engellemeyi hedeflerken, “Bölge Tutma(Area Denial-AD) stratejisinin ABD’nin bazı bölgelerde hareket serbestisini kısıtlamayı amaçladığı belirtilmektedir. Bu nedenle “Geçit Vermeme” (Anti Access-A2) ve “Bölge Tutma(Area Denial-AD) stratejilerine karşı müşterek (hava, deniz, kara, uzay ve siber uzay unsularından oluşan) bir kuvvet yapısına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir.  

Korsanlık ve Kitle İmha Silahlarının yayılmasının önlenmesi konularında Çin ile askeri işbirliğine devam edilirken, Kore Yarımadası’nda istikrarın sağlanabilmesi için Çin’in Kuzey Kore üzerindeki etkisinden faydalanılacağına işaret edilmektedir. Çin’in askeri alanda gelişiminin ve bu alanda geçirmekte olduğu değişimin Tayvan Boğazı’nda mevcut olan kuvvet dengesine etkilerinin dikkatle izlenmeye, Çin’in askeri modernizasyonu ile uzay ve siber uzayda, Sarı Deniz, Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizindeki iddialarında stratejik niyetleri ile ilgilenilmeye devam edileceği belirtilmektedir. Evrensel ortak varlıklara ve siber uzaya erişimi sınırlandıran, bunların kullanılmasını tehdit eden ve ABD’nin müttefiklerinin güvenliğini tehlikeye sokan herhangi bir ülkenin eylemlerine karşı, ABD’nin gerekli yeteneklerini kullanmaya hazır olduğunun gösterilmesi gerektiğine değinilmektedir.[3]

Amerika’nın Pasifik Yüzyılı:

ABD’nin Asya Pasifik bölgesine yönelik dış politikasının detaylarına Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton’un Foreign Policy dergisinde, 11 Kasım 2010’de yayımlanan “Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” başlıklı makalesinde yer verilmiştir.

Manifesto niteliğinde hazırlanmış metin içeriden yükselen geri dön çağrılarına cevap niteliğindedir. Bu sefer doğru bir adım atıldığı yönünde iç kamuoyunu ikna etmeye ve desteğini almaya çalışmaktadır. Makale, Süper Komite’nin bütçe kesintileri ile ilgili çalışmaları tamamlanmadan yayımlanmıştır.

Metne göre, Asya’nın büyüme ve dinamizmini dizginlemek Amerika’nın ekonomik ve stratejik çıkarlarının merkezine oturtulmuştur. ABD ekonomisinin canlanmasının, ihracatını artırmasının Asya’nın büyümeye devam eden muazzam tüketici tabanından istifade edebilmesine bağlı olduğu belirtilmiştir.

ABD’nin bölgeye yönelik stratejisinde, yayılma diplomasisi izleyerek aktif rol alacağı, Asya - Pasifik bölgesine ekonomik, stratejik ve ilgili tüm kaynaklarını aktaracağı, “her ülkeye”, “her köşeye” diplomatik unsurların tamamını göndererek, Asya’da süratle gelişen, önemli değişiklikleri izleyeceği ve gelişen durumlara adapte olacağı ifade edilmektedir. Bu çerçevede; 

-         Güvenliğe yönelik iki taraflı ittifakları güçlendirmek,

-         Çin de dâhil ortaya çıkan güçlerle birlikte çalışmak,

-         Bölgesel çok taraflı kuruluşlarla yakın ilişki tesis etmek,

-         Bölgeye yönelik ticaret ve yatırımları artırmak,

-         Geniş bir alana üslenmiş askeri mevcudiyetini sağlamlaştırmak,

-  “İnsan hakları ve demokrasileri güçlendirmek” için faaliyet göstereceği belirtilmektedir.

Pasifik üzerinde de Atlantik benzeri, kalıcı bir mekanizmanın ilgili ülke ve kuruluşlarla birlikte tesis edilmesi, bölgeye yönelik çalışmalarda platform oluşturması hedeflenmektedir.

Washington bölgedeki mevcudiyetini ve liderliğini perçinlediğini düşündüğünden; “Ulusal Güvenlik Stratejisi”nde de belirtildiği üzere Japonya, Güney Kore, Avustralya, Filipinler ve Tayland ile yapmış olduğu ittifakları önemsemektedir.

Özellikle, Japonya ile ittifakına önem vermektedir. Bunun nedeni Japonya’da bulunan ileri üsleridir. Bölgede olabilecek bir çatışmada Japonya’nın müttefik olarak kalması ABD için hayati önemi haizdir.

Bölgede deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilaflardan, açık denizlerin serbestliğine yönelik tehditlerden, doğal afetlerle mücadeleye kadar çok çeşitli ve süratli gelişen sorunların, ABD’nin daha geniş bir coğrafyada, işlevsel olarak daha esnek ve daha güçlü, siyaseten sürdürülebilir bir kuvvet yapısına sahip olmasını dikte ettiğini ileri sürmektedir.

Bu çerçevede ABD, Güneydoğu Asya’da mevcudiyetini Hint Okyanusu’na doğru genişletmeye çalışırken, Güney Asya’da üslenen birliklerini modernize etmektedir. Örneğin; Singapur’da kıyı bölgelerinde harekât icra edecek muharip gemiler konuşlandırmayı planlamakta ve müşterek eğitim ve harekât için fırsat yaratmaya çalışmaktadır. Avustralya ile 2011’de, daha fazla müşterek eğitim ve tatbikat icra edilmesine elverişli ortam yaratmak üzere Avustralya’daki Amerikan askeri mevcudiyetinin artırılması için antlaşma imzalamıştır.[4]

HavaDeniz Harbi (AirSea Battle) :

Strateji belgelerinde de belirtildiği üzere Amerikan dış politikasının en temel direği sahip olduğu askeri gücüdür. Dış politikasının bir enstrümanı olarak askeri gücünü stratejik kuvvet intikal ettirebilen (Power Projection) yetenekleri ile kullanabilmektedir.

Stratejik Kuvvet İntikali, bir devletin dış politikasının devamı olarak kuvvet tatbik etmek ya da kuvvet kullanma niyetini göstermek adına kendi coğrafyasından uzak bölgelerde seferi harp icra etme yeteneği olarak ifade edilmektedir. Uluslararası ilişkilerde stratejik kuvvet intikali, devletlerin önemli bir güç unsuru olarak görülmektedir.

Askeri gücünü kendi sınırlı coğrafyasının ötesine tevcih ettirebilen bir devletin bir dereceye kadar kuvvet intikal ettirebildiği kabul edilmektedir; ancak bu terim sıklıkla dünya üzerinde herhangi bir bölgeye kuvvet intikal ettirebilen ordular için kullanılmaktadır. ABD ordusu gerçek anlamda bu yeteneğe sahip tek ordudur.[5]

ABD’nin stratejik kuvvet intikal ettirme yeteneğine Soğuk Savaş Dönemi’nde Sovyetler Birliği bir dereceye kadar tehdit oluşturabilmiş, Sovyetler Birliği dağılınca ABD elindeki bu mekanizmayı serbestçe kullanmaya başlamıştır.

Ancak askeri teknolojinin geçirdiği süratli değişim ve yeni teknolojilere kolaylıkla erişim, ABD’nin ileride mevzilenmiş birliklerini ve kuvvet intikal ettirme yeteneğini sürekli ve giderek artan bir tehditle karşı karşıya bırakmıştır. ABD’nin Batı Pasifik’teki durumu bu bakımdan dikkat çekicidir. Birleşik Devletlerin Japonya’daki ileri üslerinde yaklaşık 47.500 askeri, 5.500 kadar sivil personeli görev yapmaktadır. ABD “7nci Filosu” Yokosuka’da, “3ncü Deniz Piyade Seferi Kuvveti” (3rd Marine Expeditionary Force - III MEF) Okinawa’da üslenmiştir.[6] ABD Hava Kuvvetleri’nin toplam 130 kadar uçağı Japonya’daki Misawa ve Kadena Hava Üslerinde konuşlandırılmıştır. Ayrıca Güney Kore’de “Kore ABD Kuvvetleri Komutanlığı” (US Forces in KoreaUSFK)[7] emrinde 28.500 ABD askeri ile Osan ve Gunsan’da Hava Üsleri bulunmaktadır.

Gelişen teknolojisine paralel olarak Çin Halk Kurtuluş Ordusu (ÇHKO), bölgedeki Amerikan üslerini etki altına alacak şekilde silahlanmıştır. Uzun menzilli ve hassas vuruş imkânına sahip silahlar ile C4ISR (Komuta, Kontrol, Muhabere, Bilgisayar, İstihbarat, Keşif Gözetleme) sistemlerini geliştirmiştir. Bu gelişmeler ABD’nin Batı Pasifik’teki üsleri ile bölgeye stratejik kuvvet intikalini tehdit etmeye başlamıştır.

Amerikan ileri üsleri kriz durumunda tarafları kuvvet kullanmaya cesaretlendirecek, bölgedeki istikrara ters yönde etkileri olabilecek faktörler olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca ileri bölgelerde mevzilendirilmiş deniz kuvvetleri, ileri üslerin görev ve sorumluluklarını kısmen ve kısa bir süre için destekleyebilecek durumdadırlar. Kuvvet intikalinin ok başını oluşturan “Uçak Gemisi Görev Kuvveti” ya da “Su üstü Muharebe Grubu”nun artık bu bölgelerde seyyaliyeti ve görünmezliği kalmamıştır.[8]

Dokümanda “DenizHava Konsepti”nin konusunun Çin ile savaş olmadığı, Çin’in bölgedeki etkisinin azaltılmasının veya kuşatılmasının hedeflenmediği belirtilmiş, bu durumun denge stratejisinin bir parçası olarak görülmesi gerektiği vurgulanmıştır.[9] Ancak Çin, ABD’nin bölgedeki ileri üsleri ve ittifakları ile adeta kuşatılmış durumdadır. Bu gözle bakınca Çin’in savunma refleksi ile silahlandığı ileri sürülebilir. En azından silahlanma konusundaki plan hedefleri, balistik ve seyir (cruise) füzeleri yerine öncelikle kuvvet intikal ettirebilecek yeteneklerin kazandırılmasını öngörmemiştir. Ayrıca konseptin faraziyesinden ve kurgusundan savaşı ABD’nin başlatmayacağı anlaşılmaktadır; ancak “HavaDeniz Harbi” konsepti, adından da anlaşılacağı üzere harbe ilişkindir ve askeri imkân/kabiliyetleri ve coğrafyasıyla özel olarak Çin’i incelemiştir.

Sonuç

Çin’in gelişen askeri imkân ve kabiliyetleri ABD’nin Batı Pasifik’teki müttefiklerini savunmasız bırakmış, Japonya, Güney Kore ve Guam Adası’ndaki ABD askeri üslerini elde edilmesi kolay stratejik hedefler haline getirmiştir. Büyük Çin askeri teorisyeni Sun Tzu’nun“Girdiği her savaşı kazananlar aslında usta değillerdir. Başka orduları savaşmadan çaresiz bırakanlar, işte onlar en iyidir.” felsefesini “Bölge Tutma” (Area Denial) ve “Geçit Vermeme” (Anti-Access) ağı ile özdeşleştirmiş, ABD’nin Batı Pasifik'e kuvvet intikal ettirmesinin bedelinin çok ağır olacağı mesajını vermiştir.

Çin askeri yeteneklerini geliştirirken, bölge ülkeleriyle artan ticari ilişkileri ve yatırımları karşılıklı bağımlılığı artırmıştır. Bölge ülkelerinin Çin’e olan ekonomik bağımlılığı siyasi ve askeri kararlarda etkili olabilmektedir. Bu nedenle ABD siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel her alanda bütün kurumları ile Pasifik’te bulunmak zorundadır.

ABD, Çin’in gelişen askeri yeteneklerine karşı tedbir olarak bölgedeki kuvvetlerinin faaliyetini artırmakta,  Avustralya, Endonezya ve Japonya gibi bölge ülkeleri ile Çin’e karşı ittifakını güçlendirmeye çalışmaktadır. Güney Kore ve Japonya gibi bölgedeki önemli müttefiklerinin savunma kapasitelerini artıracak sistemlere (başka hiçbir ülkeye satmadığı Global Hawk gibi) sahip olmalarının önünü açmaktadır.

Tüm bunlara rağmen, ABD’nin Çin ile güç mücadelesi uğruna çatışması ya da Çin’in ABD’yi bölgeden çıkarmak adına savaşa girmesi ihtimal dâhilinde görülmemektedir. En azından muhtemel bir savaşın bu şekilde başlamayacağı değerlendirilmektedir. Muhtemelen önce, bölgede her iki tarafın desteklediği ülkeler, gruplar arasında bir çatışma yaşanacak  (proxy war), (Kuzey ve Güney Kore çatışmasına ABD ve Çin müdahale etmesi gibi), Çin ve ABD çatışan tarafları desteklerken, sonra belki güç denemesi için deniz ve hava sahalarında silahlı çatışmalar olabilecektir. Her hal ve şartta ABD’nin bölgedeki askeri mevcudiyeti ve başarısı önemli ölçüde Japonya ve Avustralya'nın aktif desteğine bağlı kalacaktır.  

 


[1] Dilek, Cahit Armağan ( Ocak 2013), ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin Şifreleri ve Türkiye, ASSSA Stratejik Araştırma Merkezi, erişim: Aralık 2010, http://www.asssastratejibulteni.com

[2] National Security Strategy (2010), The Whitehouse, erişim: Aralık 2011,http://www.whitehouse.gov/sites/ default/files/rss_viewer/national_security_strategy.pdf

[3] The National Military Strategy of the United States of America (2011, 8 Şubat), Chairman of the Joint Chiefs of Staff, erişim, Şubat 2014, http://www.army.mil/info/references/docs/NMS%20FEB%202011.pdf

[4] Clinton, H.R. (2011, 11 Kasım),  America’s Pacific Century, Foreign Policy. Erişim: Aralık 2011,  http://www.foreignpolicy.com/articles/2011/10/11/americas_pacific_century

[5] Kuvvet intikal ettirme yeteneğine İngiltere, Fransa, Rusya Federasyonu, Hindistan, Japonya’nın da sahip olduğu ileri sürülmektedir. Bu ülkelerin yeteneklerinin sınırlı olduğu ve sürdürülebilir olmadığı değerlendirilmektedir.

[6] Japonya’da görevli Amerikan askeri personelinin yarısından fazlası Okinawa’da bulunmaktadır.

[7] Ateşkesin ardından, 25 yıl boyunca Güney Kore Silahlı Kuvvetleri unsurlarının büyük çoğunluğunun harekât kontrolü, Güney Kore’nin savunulmasından sorumlu BM Kuvveti Karargâhı tarafından icra edilmiştir. Komutanlık, müttefik kuvvetlerin barış zamanı plan görevleri ile Güney Kore’nin savunmasından sorumlu tüm ABD ve Güney Kore birliklerinin harp zamanı komutasını deruhte edecek şekilde teşkilatlandırılmıştır. 1978 yılında Kore Cumhuriyeti - ABD Birleşik Kuvvetleri Komutanlığı [Republic of Korea - United States Combined Forces Command (CFC)] teşkil edilmiş ve plan görevleri gereği savunma yapan birliklerin harekât kontrolü BM Kuvveti Komutanlığı’ndan Kore Cumhuriyeti - ABD Birleşik Kuvvetleri Komutanlığı (CFC)’na devredilmiştir. Kore Cumhuriyeti - ABD Birleşik Kuvvetleri Komutanlığı (CFC)’nı ABD’li bir üst rütbeli subay yapmaktadır. CFC Komutanı aynı zamanda Güney Kore’de bulunan ABD unsurlarının komutanıdır. Komutan Yardımcısı ise, Güney Kore Silahlı Kuvvetleri’nden bir orgeneraldir. Komutan Yardımıcısı çift şapkalı olup, aynı zamanda Güney Kore Kara Unsur Komutanı (Ground Forces Component Commander) görevini icra etmektedir.

[8] Krepinevich, A.F.(2010),  AirSea Battle, Center for Strategic and Budgetary Assessments, erişim: Aralık 2011, www.CSBAonline.org

[9] A.g.e.

Bu yazı 4489 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı