Hoşgeldiniz; Bugün 18 Kasım 2017 Cumartesi
ABD|09 Ekim 2013 Çarşamba

Asya-Pasifik'te Nüfuz ve Kaynak Mücadelesi

Gökhan Binzat tarafından yazıldı.

Beyaz Saray, ABD Başkanı Obama’nın 6 – 12 Ekim 2013 tarihleri arasında planlı Asya-Pasifik bölgesi (Malezya-Endonezya-Filipinler-Brunei) ziyaretinin ülkede yaşanan bütçe krizi sonucu hükümetin kapatılması nedeniyle iptal edildiğini açıkladı.  Eğer iptal edilmeseydi, daha önceleri Suriye ve İran konusunda yaptırımlar, askeri operasyon gibi konularda baskı altında olan Obama'nın son günlerde Suriye'nin kimyasal silahları ve İran'ın nükleer programıyla ilgili olarak diplomasinin ön plana çıkmasıyla oluşan bahar havasının hemen ertesinde gerçekleşecek böyle bir ziyaretinin seyrinin ve sonuçlarının ABD açısından olumlu olacağı değerlendirilmekteydi.

Eğer gerçekleşseydi, ABD Başkanı Obama Endonezya’da Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (Asia Pacific Economic Cooperation - APEC) toplantısına ve Brunei’de gerçekleştirilecek ABD -Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği(Association of Southeast Asian Nations-ASEAN)Zirvesi ile Doğu Asya zirvesine katılacaktı. Zirve kapsamındaki toplantıların gündeminde deniz güvenliği, enerji, yatırım ve ticaret konular oluşturmaktaydı ki bunlar ABD açısından bölgeye yönelik önemli dış politika konularıdır. Ziyaret kapsamında Obama’nın ayrıca deniz yetki alanları konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için BM Uluslararası Deniz Mahkemesi (U.N. International Tribunal on the Law of the Sea)’ne başvurma hazırlığında bulunan Filipinler devlet başkanı ile de görüşmesi beklenmekteydi. Dolayısıyla Obama’nın gezisi tam da bölge ülkelerinin deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilaflar üzerinde çalıştığı bir dönemde gerçekleşecek olması açısından da önemliydi.[1]

Çin’in Doğu ve Güney Çin Denizlerinde bölge ülkeleri ile çatışan egemenlik iddiaları bulunmaktadır. Çin,  Güney Çin Denizi’nde karasularının sınırlarını “Güney Çin Denizi’ndeki Adaların Mevkileri” başlığıyla 1948 yılında yayınlanmış bir haritaya dayandırmaktadır. “Dokuz Tireli Harita” adıyla anılan bu haritada Paracel Adaları ile Spratly Adaları’nı kapsayacak şekilde dokuz çizgi çizilmiştir. Çin bu dokuz çizgi ile belirlenen ve neredeyse Güney Çin Denizi’nin tamamını kapsayan deniz alanının kendi karasuları olduğunu iddia etmektedir.

Güney Çin Denizi, Pasifik ve Hint Okyanusu arasında geçişi sağlayan, küresel ölçekte en fazla kullanılan ikinci deniz yoludur. Akdeniz büyüklüğündeki denize Tayvan da dâhil on ülkenin kıyısı bulunmaktadır. Dünya deniz ticaret filosu tonajının, yıllık olarak % 50’den fazlası Malakka, Sunda ve Lombok boğazlarından geçmektedir. Malakka Boğazı’ndan günde 10 milyon varil ham petrol taşınmaktadır.[2] Ayrıca, Güney Çin Denizi’nde kanıtlanmış 7,7 milyar varil olmak üzere toplamda 28 milyar varil ham petrol ile 7.500 km³ doğal gaz rezervi bulunduğu tahmin edilmektedir.  

170’in üzerinde coğrafi formasyondan oluşan Spratly adaları Güney Çin Denizi’nde 240.000 km2’likbir alana yayılmıştır. 36’sının med halinde kapladığı toplam alan 8 km2 kadardır. Spratly Adaları’ndan 12’sinde Çin’in, birinde Tayvan’ın, 25’inde Vietnam’ın, sekizinde Filipinlerin ve beşinde Malezya’nın devlet uygulamaları bulunmaktadır.[3] Tayvan hariç bu ülkelerin hepsi ASEAN ülkeleridir.

Paracel Adaları da yine Güney Çin Denizi’nde yaklaşık 15.000 km2’lik bir alana yayılmış su üstünde kalan kısımlarının yüzölçümü toplamda 8 km2 olan 30 ada, adacık ve kayalıktan oluşmaktadır. Paracel Adaları üzerinde hem Çin’in hem de Vietnam’ın egemenlik iddiası bulunmaktadır.

Çin 1993’ten buyana petrol ithal eden ülkedir. Sanayisi için gerekli enerjinin önemli bir kısmını deniz yolu ile Ortadoğu ve Afrika’dan almaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency – IAE)’nın değerlendirmelerine göre Çin 2020’den önce dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olacak, 2012 itibarıyla 5,43 milyon varil/gün olan net ithalatını[4] 2030’dan önce 13 milyon varil/gün’e çıkaracaktır.[5]

Çin’in Afrika ve Ortadoğu’dan ithal ettiği petrolün % 77’sini Güney Çin Denizi’nde Malakka Boğazı üzerinden taşımaktadır. Çin boru hatları ile tedariki çeşitlendirerek, petrol ithalatında Malakka Boğazı’na olan bağımlılığını % 77’lerden % 54’lere kadar düşürmek istemektedir.[6] Ancak petrol ithalatının önümüzdeki 20 yılda üç kat artması beklendiğinden, boğaz üzerinden alınacak ham petrolün de hacmi her halükarda şimdikinden fazla olacaktır.

Bölge ülkeleri Güney Çin Denizi’ndeki sorunların çözümüne ABD’nin de müdahil olmasını istemektedirler. Zaten ABD’de 2011’de Çin’in süper güç olma yolunda beklenilenden çok daha süratle ilerlediğinin farkına vararak, Pasifik’e dönme kararı almıştır. ABD’nin Pasifik bölgesine yönelik stratejisi, önceki Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton’ın, Foreign Policy dergisinde, 11 Kasım 2011’de “Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” (America’s Pacific Century) başlığıyla yayınlanan makalesinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

ABD’nin bölgeye yönelik stratejisi, yayılma diplomasisi ile aktif olarak rol almasını, Asya - Pasifik bölgesine ekonomik, stratejik ve ilgili tüm alanlardaki kaynaklarını aktarmasını gerektirmektedir. Böylece “her ülkeye”, “her köşeye” diplomatik unsurların tamamı göndererek, Asya’da süratle gelişen değişimleri izlemeyi ve gelişen durumlara süratle adapte olmayı istemektedir.

ABD bu çerçevede; 

²   Güvenliğe yönelik iki taraflı ittifakları güçlendirmeyi,

²   Çin de dâhil ortaya çıkan güçlerle birlikte çalışmayı,

²   Bölgesel çok taraflı kuruluşlarla yakın ilişki tesis etmeyi,

²   Bölgeye yönelik ticaret ve yatırımları artırmayı,

²   Geniş bir alana üslenmiş askeri mevcudiyetini sağlamlaştırmayı,

²   “İnsan hakları ve demokrasileri güçlendirmeyi” hedeflemektedir.

Pasifik üzerinde de Atlantik benzeri, Amerika’nın çıkar ve değerleri ile uyumlu, kalıcı bir mekanizmanın ilgili ülke ve kuruluşlarla birlikte tesis edilmesini, bölgeye yönelik çalışmalarda platform oluşturmasını arzulamaktadır.[7] Bu yüzden ABD Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği(ASEAN), Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (Asia-Pacific Economic Cooperation - APEC), Trans-Pasifik Ortaklığı (Trans-Pacific Partnership-TPP) ve Doğu Asya Zirvesi gibi uluslarüstü kuruluşlara önem vermektedir.

Çin deniz yetki alanları ile ilgili sorunları bölge dışı aktörlerin müdahalesi olmaksızın yumuşak ve gerektiğinde sert gücünü kullanarak, kendi lehine olacak şekilde çözmek istemektedir. Çin’in argümanları uluslararası hukukun normlarına uygun olmasa da bu konularda tavize yanaşmaya niyetli görülmemektedir.

Bölgedeki ihtilafların çatışmalara dönüşmesinin önüne geçmek maksadıyla Çin ve ASEAN ülkeleri dışişleri bakanları, Güney Çin Denizi’ne yönelik -- 2002 tarihli Davranış Deklarasyonu (Declaration on the Conduct of Parties-DOC)’nda mutabık kalınan -- tedbirleri içeren bir dokümanı 23 Temmuz 2011’de imzalamışlardır. Sekiz maddelik bu dokümanda, uygulamalarda riayet edilecek kurallar ile deniz alanlarına ilişkin davranış ilkelerinin (code of conduct) hayata geçirilmesine katkı sağlayacak ve işbirliğini artıracak müşterek faaliyetler belirlenmiştir. ABD, ASEAN ülkelerinin bir an önce bu davranış ilkelerini uygulamaya geçirmelerini ve Çin’e karşı dağınık bir durum sergilemek yerine ASEAN olarak birlikte hareket etmelerini arzu etmektedir.

Ancak Çin’in bölge ülkelerinin ekonomileri üzerindeki etkisi ilgili ülkelerin dış politikalarına yansımakta, Çin’e karşı dirençlerini kırmaktadır. Çünkü ASEAN’ın en büyük ticari ortağı Çin’dir. ASEAN ülkelerinin Çin ile karşılıklı ticaret hacmi 2012’de 400 milyar dolara ulaşmıştır. 2010’da kurulan Çin ASEAN Serbest Ticaret Bölgesi (China ASEAN Free Trade Area – CAFTA)  1,9 milyar toplam nüfusuyla gelişmekte olan ülkelerin kurduğu en büyük serbest ticaret bölgesidir. CAFTA’nın geliştirilmesi ve karşılıklı ticaretin 2020’de 1 trilyon dolara çıkarılması planlanmaktadır.[8] Çin’in ASEAN ülkelerindeki yatırımları ise Ocak 2013 itibarıyla 81,4 milyar doları bulmuştur.[9]

Sonuç olarak; Suriye ve İran konularında şimdilik biraz rahatlayan, İsrail-Filistin konusunda yeni bir süreci başlatan ve sürdüren ABD, Ortadoğu'nun hızlı değişen siyasi ve güvenlik ortamının önemini göz ardı etmeden 2011 sonunda açıkladığı Pasifik'e dönüş stratejisinin uygulamakta kendini daha güçlü hissedebilecek, söz konusu stratejide de ifade edildiği gibi dış politik ve askeri faaliyetlerinin ağırlığını Asya-Pasifik oluşturabilecektir. Bu kapsamda ABD, Çin’in bölgesel politikalarını bastırmak için Japonya, Avustralya ve Hindistan gibi ASEAN’ı da araç olarak kullanmaktadır. Nitekim Ekim ayının ilk haftasında Amerikan Dışişleri ve Savunma Bakanlarının Japonya ve Güney Kore ziyaretlerinde ortak savunma, güvenlik, istihbarat, keşif, gözetleme alanında yeni anlaşmalar imzalayıp ilişkilerin kapsamını ve derinliğini artırmaya karar vermeleri ABD açısından bölgede etkinliğinin ve ağırlığının daha da artırılması açısından dikkat çekici gelişmeler olmuştur. Diğer taraftan ABD Asya-Pasifik bölgesindeki deniz yetki alanlarına ilişkin sorunları, hem ASEAN’ı hizaya sokmak, hem de Çin’i önce Güney Çin Denizi’nde sınırlandırmak için fırsat olarak görmektedir. Bu nedenle Obama’nın iptal edilen ziyaretinin ana amacının da ASEAN’ı Çin’e karşı daha etkin olmaya ve davranış ilkelerini biran önce hayata geçirmeye çağırmak olması beklenmekteydi.

Ancak, şartlar değişmediği sürece, ABD’nin ASEAN ve/veya bölgedeki diğer müttefikleri ile Çin’i Güney Çin Denizi’ndeki iddialarından vazgeçirmesi, Çin’in bölgede artan askeri ve ekonomik etkisi nedeniyle zor görülmektedir. Çin'in ABD'ye meydan okuyan tavrı ve ABD'nin liderliğini tehdit eder şekilde yükselen bir süper güç olarak ortaya çıkması Asya-Pasifik bölgesini ABD açısından öncelikli kılmaktadır. Bu kapsamda ABD bölgedeki sorunlar üzerinden bölgedeki ülkelerle olan özel ilişkilerini ve bölgesel işbirliği teşkilatlarını kullanırken Çin için atılacak en akıllıca adım deniz yetki alanlarına ilişkin çatışan -- uluslararası hukuka göre pek de haklı olmayan – iddialarını diğer ülkelerle barışçı yollarla çözmektir. Çünkü güç kullanarak sorunları çözmeye kalkışması Çin’i en çok ihtiyaç duyduğu enerji ve kaynaklardan yoksun bırakmak ve ticaretini sınırlandırmak için ABD’ye beklediği fırsatı sunacaktır.

 


[1]Rampton R.; (ed.) Allen V. (2013, 13 Eylül), Obama to visit Asia next month to discuss economy, security, Reuters, erişim : 26 Eylül 2013, http://www.reuters.com/article/2013/09/13/us-usa-obama-asia-idUSBRE98C0TS20130913

[2]Tebin,  P. (2011, 14 Ekim), South China Sea: A new geopolitical node, Asia Times, erişim : Nisan 2013, http://www.atimes.com/atimes/Southeast_Asia/MJ14Ae01.html

[3]Parmar, S.S. (2011, 14 Ekim) , The South China Sea Imbroglio-Analysis, Institute for Defence Studies&Analyses-IDSA, erişim : Nisan 2013, http://thuytinhvo.wordpress.com/2011/10/16/the-south-china-sea-imbroglio-%E2%80%93-analysis-idsa/

[4]Ma, W. (2013, 10 Ocak), China Crude Oil Imports Rose % 6.8 in 2012, The Wall Street Journal,  erişim : Ekim 2012; http://online.wsj.com/article/SB10001424127887324081704578232650955659718.html

[5] Jiang J., Sinton J. (Şubat 2011), Overseas Investments By Chinese National Companies, Assessing the Drivers and Impacts, İnternational Energy Agency. Erişim : Ekim 2012, http://www.iea.org/publications/ freepublications/publication/overseas_china.pdf

[6] A.g.e.

[7] Clinton, H.R. (2011, 11 Kasım),  America’s Pacific Century, Foreign Policy. Erişim : Aralık 2011,  http://www.foreignpolicy.com/articles/2011/10/11/americas_pacific_century

[8] Closer China-ASEAN economic ties despite disputes(2013, 5 Eylül), Xinhua News,erişim : 27 Eylül 2013, http://news.xinhuanet.com/english/indepth/2013-09/05/c_132695408.htm

[9]The Heritage Foundation, China Global Investment Tracker (b.t.), erişim: Nisan 2013, http://www.heritage.org/ research/projects/china-global-investment-tracker-interactive-map

Bu yazı 5079 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı