Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mayıs 2017 Çarşamba
ABD|15 Nisan 2013 Pazartesi

Avrasya’da ABD-Rusya Rekabeti

Yrd. Doç. Dr. Çağla Gül Yesevi tarafından yazıldı.

 

Avrasya’da yeni oyunda etkili olan aktörlerin sayısı arttı. Bu aktörlerin her birinin ayrı ayrı çıkarları ve bu çıkarları gerçekleştirmek için yol haritaları var. Orta Asya’dan bahsetmek için Afganistan’ı anlamak gerekiyor. Eski Sovyetler Birliği topraklarında, ortaklık ve işbirliği sağlamayı amaç edinen her toplantı, Afganistan konusunun konuşulduğu bir forum özelliği taşımaktadır. Afganistan, İslami terörün, uyuşturucu üretiminin ve istikrarsızlığın merkezi durumundadır. 2014 yılında, NATO güçlerinin çekilecek olması, bölge açısından ayrı bir önem taşıyor. Çin, bölgenin güvenliğiyle Şangay İşbirliği Örgütü vasıtasıyla ilgilenmeyi düşünürken, bu örgütün diğer büyük üyesi Rusya bu öneriyi desteklemiyor.

Afganistan operasyonuyla, ABD, Orta Asya’da askeri üsler elde etti. Sivil toplum kuruluşlarıyla da bölgede etkili hale geldi. Rusya, ABD askerlerinin ve askeri malzemelerinin, Kuzey Dağıtım Ağı ile Rusya üzerinden Afganistan’a geçişine izin verdi. Afganistan’a gidecek asker ve malzemenin hemen hemen yarısı, bu yolla ulaştırıldı.  Bölge ülkeleri için, Afganistan, terör ve uyuşturucu kaçakçılığının merkezi olarak görülmektedir. NATO’nun bölgeden ayrılacak olması ise var olan risklerin artacağı anlamına gelmektedir. Putin’in belirttiği gibi, NATO’nun bölgeden ayrılması sevinçle karşılanmamaktadır. Bu noktadan sonra, istikrarsızlaşan Afganistan’la ilgilenmek, Rusya ve yakın komşularına düşecektir. Olayların kontrolünün sağlanması için,  Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün devreye girmesi beklenebilir.

Bölgede etki alanı mücadelesi, farklı boyutlarda sürmektedir. ABD, bölge ülkeleriyle askeri ve ekonomik işbirliğinde bulunmaktadır. ABD ve Rusya, günün gereklerine göre, “yumuşak güç” unsurlarını da aktif olarak kullanıyorlar. Bu iki gücün askeri ve ekonomik benzer çıkarları bulunuyor, ancak tarihsel misyonları ve dünya görüşleri farklılık arz ediyor. Rusya, Batı’nın sunduğu evrensel değerler kavramını eleştiriyor. Evrensel bir insan hakları ve özgürlük kavramı, Rusya tarafından sorgulanmaktadır. Bu bağlamda, insan hakları ve özgürlüklerle ilgili unsurların,  kültürel ve tarihi özelliklere değinilmeden anlaşılamayacağı vurgulanmaktadır.

ABD ve Rusya’nın dış politika algılama ve karar verme süreçlerinde de temel bir ayrım var. Rusya, özellikle rejim değişikliğine yönelik operasyonlara karşı olduğunu, sık sık vurgulamaktadır. 1648 Vestfalya Antlaşmasıyla ilkeleri ortaya konulan uluslararası sistemin ana aktörü, devletlerdir. Buna göre, devlet, belirli sınırları içerisinde meşru olan tek otoritedir. İç işlerine karışmama anlayışı da bu antlaşmayla korunan ve uygulanan bir prensiptir. İnsani müdahale kavramı, Vestfalya’dan beri uygulanan ana prensiplerin sorgulanmasına yol açmıştır. Soğuk Savaşın ardından, “devletlerin iç işlerine karışmama” prensibinin yerini “koruma sorumluluğu”, aldı. İnsani güvenlik, devletlerin güvenliğinin, önüne geçti.

Rusya, “koruma sorumluluğu” ile meşruluk kazanan, Suriye’deki rejim değişikliğine yönelik operasyonları, reddetmektedir. Rus yetkililer, sorunların tüm ülkelerin bağımsızlığı, bütünlüğü ve eşitliği gözetilerek, diplomatik yollardan çözülmesini destekleyeceklerini, belirtmektedirler. Öte yandan, eklenmesi gereken diğer konu, Rusya’nın kendi “yakın çevresi” olarak tanımladığı bölgelerde “iç işlerine karışmama ve toprak bütünlüğüne saygı” gibi kavramları yüksek sesle savunmadığı ve bir anlamda unuttuğudur. Güney Osetya Savaşı, bu konuya bir örnek olarak verilebilir.

2012 yılının Aralık ayında, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya’nın yeniden Sovyetler Birliği’ni kurmaya çalıştığını savunmuş ve Bağımsız Devletler Topluluğu, Avrasya Birliği ve Gümrük Birliği gibi oluşumların Sovyetleştirme çabaları olduğunu, ileri sürmüştü. Clinton’ın iddiaları, Putin’in sözcüsü Peskov tarafından yalanlandı. Peskov, krizlerin var olduğu bir dünyada yapılabilecek tek şeyin ülkeler arası entegrasyon olduğunu vurguladı. Hatırlanacağı gibi, Hillary Clinton, Arap devrimlerini, mükemmel fırtına olarak nitelendirmişti. Liberal değerlerin ihracıyla, “Amerikanlaştırma”, “Macdonaldlaştırma” sürmektedir. Gramsci’nin deyimiyle sistemin dominant gücü, kültürel hegemonyasını uygulamaya devam etmektedir. Robert Cox’un belirttiği gibi, ABD’nin çok etkili, çok başarılı egemen bir büyük güç olduğu, açıkça görülmektedir. ABD’nin savunduğu neo-liberalizm, dünya çapında tek sistem olarak kabul edilmektedir.

1990’lı yıllarda, Rusya ve Batı arasında, demokratik barış kuramı etkindi. Demokratik Barış Kuramı, liberal devletlerin liberal devletlerle savaşmayacağını, varsaymaktadır. Ancak bu kuram, savaş fikrini tümüyle reddetmez. Savaş, liberal devletlerle, otoriter devletler arasında sürecektir. Liberal değerlerin, otoriter devletlere ihracı sağlanacaktır. 1990’larda, bu kuram, yeni dünya düzeninin, dayandığı ana temellerden biri oldu. Rusya tarafından da kabul gördü. Böylelikle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde de Irak konusunda ortak bir karar alınabildi. Uluslararası toplum için çok zor bir tanımlama olan “saldırgan devlet”  tanımlaması yapılabildi. Birleşmiş Milletler de “ortak güvenlik mekanizması” çalıştırılabildi. ABD’nin gücü kabul edildi ve Atlantikçi akımın etkisiyle, liberalizm tek yol olarak görüldü. Ancak, özellikle 2000’li yıllardaki Putin iktidarlarıyla iş değişti. Batı, Renkli devrimlerin ana nedeni olarak görüldü. Ortaklık, zayıfladı.

Rusya, ABD’nin üstün küresel gücü karşısında, kendi dilini ve kültürünü yaymaya çalışmaktadır. Kendi tezlerini seslendirmek için çaba sarf etmektedir. Rusya’nın yumuşak gücü açısından, dışarıda yaşayan Rus kökenliler önceliklidir. Etnik Ruslar arasında dilin ve kültürün yayılması amaçlanmaktadır. Russian Times, Ortodoks kilisesi, Rus Dili ve Kültürü Kursları, yumuşak gücün unsurlarıdır (Cohen, 2012).

Eski Sovyetler Birliği topraklarında bölgeselleşme ve bütünleşme politikalarının en önemli aktörü, Rusya’dır. Rusya’nın dış politikası ve güvenlik politikaları, Avrasya’nın güvenliğini etkilemektedir. Rusya’nın 2010 yılında yayınlanan güvenlik belgesinde, NATO’nun genişlemesi ve küresel aktivitelerde bulunması, tehdit olarak sunulmuştu. Bu konu, Rusya’nın tehdit listesinin en başında yer almayı sürdürmektedir. Rusya ve müttefiklerinin topraklarına yakın yerlerde askeri güçlerin konuşlandırılması da tehdit olarak algılanmaktadır. Bu bölgelerdeki istikrarsızlık, Rusya’nın ana güvenlik temasını oluşturmaktadır. Stratejik füze savunma sistemlerinin konuşlandırılması konusunda, Rusya, “İran tehdidini” bahane olarak görmemektedir. Bu sistemin kendisine karşı kullanılmasını engellemeye çalışmaktadır.  Rusya, bu sistemin ortak olarak çalıştırılması teklifini, gündeme getirmiş, ancak başarılı olamamıştır.

Rusya, Putin iktidarlarıyla “ordu-devlet” özelliğini geliştirmeye çalışmaktadır. Ancak, ordunun ciddi yatırımlar ve yeni teknoloji ile yenilenmeye ihtiyacı vardır. Uluslararası ilişkilerde önemli bir kavram olan “devletin imajı ve tehdit algısı” da gündemdeki yerini korumaktadır. Karadeniz’de ani olarak yaptığı tatbikatta da görüldüğü gibi, Rusya, nasıl güçlü bir orduya sahip olduğunu, tatbikatlarla gözler önüne sermeye çalışmaktadır.

Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasındaki “ayrıcalıklı çıkarları”, 2008 yılında Medvedev tarafından tüm dünyaya duyurulmuştur. Medvedev’in üzerinde durduğu diğer ilkeler ise, uluslararası hukukun üstünlüğü, tek kutupluluğun reddi, Rusya’nın tecridinin reddi ve Rus vatandaşlarının hayat ve onurlarının tüm dünyada korunması olarak açıklandı (Rutland, 2012). Rusya’nın Avrasya’da bütünleşme amacı, iki boyutlu bir politika ile sürdürülmektedir. Askeri yönden, “ortak güvenlik” kavramının öne çıkarıldığı, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü bünyesinde, üye ülkeler arasında bir askeri örgütlenme sürdürülmektedir. Rusya’nın Kırgızistan, Tacikistan ve Ermenistan’da askeri üsleri bulunmaktadır. Avrasya Ekonomik Topluluğu ile ekonomik işbirliği ve tek Pazar hedefi üzerinde çalışılmaktadır. Beyaz Rusya, Rusya ve Kazakistan arasında, Gümrük Birliği, 2012 yılından beri yürürlüktedir. Rusya, ekonomik temelli bir Avrasya Birliği için, çaba sarf etmektedir.

ABD’nin bölgedeki amacı, Rusya’nın etkisini sınırlandırmak, enerji kaynaklarının güvenli bir şekilde Batı’ya aktarılmasını sağlamaktır. Bu proje, “barış boru hatları” kavramı ile, uzun bir zamandır gündemdedir. Yeni İpek Yolu projesi kapsamında, Orta Asya ekonomilerinin entegrasyonu ve yeni altyapının, kara yollarının, demiryollarının, boru hatlarının inşası gündeme gelmiştir. Bu bölgedeki enerji kaynaklarının, Hint Okyanusu’na aktarılması da amaçlanmaktadır. Bilindiği gibi, ABD’nin stratejik ortağı Hindistan’ın enerji ihtiyacı artmaktadır (Mankoff, 2013).

1990’larda, “Irak operasyonu” ve  “Barış İçin Ortaklık” ile oluşan ABD ve Rusya ilişkilerinin olumlu seyri, 11 Eylül sonrası “teröre karşı savaş” ile devam etmiştir. Ancak, 2000’li yıllarda, Rusya’nın artan enerji gelirleri sayesinde, yeniden küresel büyük bir güç olma arzusu ortaya çıktı. Renkli devrimlerin etkisiyle, Batı’nın imajı sarsıldı ve bölgedeki işbirliği havası, yerini rekabete bıraktı. NATO’nun genişlemesi ve Füze Kalkanı projesi, Suriye konusu gibi ciddi anlaşmazlıklar yanında, “evlatlık çocuk konusu” gibi sorunlar gözlemlendi. Bilindiği gibi, ABD’nin Magnitsky yasasını onaylamasının ardından, Rus Duması, ABD vatandaşlarından ya da ABD merkezli kuruluşlardan destek alarak, Rusya’da faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinin yasaklanmasını öngören yasa tasarısını, onayladı. Bölgedeki Rusya-ABD rekabeti, tüm hızıyla sürecektir. İki ülke, birbirlerinin küresel ve bölgesel etkinliklerini azaltmak için farklı yöntemler bulacaklardır.

Kaynaklar:

Cohen, A. (2012). Ideology and Soft Power in Contemporary Russia. In S. Blank (ed). Perspectives on Russian Foreign Policy. 210-219. US Army War College: Strategic Studies Institute.

Mankoff, J. (2013, March 21). Work with Moscow in Central Asia. The National Interest. http://nationalinterest.org/commentary/work-moscow-central-asia-8242?page=1. Erişim tarihi: 08.04.2013

Rutland, P. (2012). Still Out in the Cold? Russia’s Place in a globalizing world. Communist and Post-Communist Studies 4. 343-354

Bu yazı 3997 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı